Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Benim lobim senin lobini döver

Pazar, 07 Mart 2010 - 05:00

 Her yıl olduğu gibi bu 24 Nisan’dan önce de ABD’deki Ermeni lobileri büyük seferberlik içindeydi. Amaç, Temsilciler Meclisi’nin desteğini alarak sözde Ermeni soykırımını Senato’da kabul ettirmek, üstelik başardılar da. Benim sözüm yapılan lobi çalışmalarına... Bir yandan 200 Amerikalı politikacının katıldığı bir gece düzenledi, soykırım iddialarını kabul ettirme yönünde ikna turları atıldı, öte yandan ABD’nin en önemli TV kanallarından biri olan CBS’de Türkiye’ye ağır suçlamalar yönelten bir programın yayımlanmasını sağladı bu lobiler.
İnsan yazarken bile irkiliyor ama CBS kanalındaki programda resmen Türkler’in soykırımda Naziler’e ilham kaynağı olduğunu iddia ettiler.
Bu konuyu öyle pis bir şekilde siyasete bulaştırıp kirlettiler, öyle bir güç savaşına dönüştürdüler ki, insani bir mesele olmaktan çıkardılar. İnsanlık adına üzüldüğümüz, hassasiyet gösterdiğimiz her şeyi politik malzeme haline getirdiler. ‘Benim lobim senin lobini döver’ seviyesine indirdiler.
Buradan artık insanlığa dair bir ders değil, çıksa çıksa daha çok çatışma, ayrılık, kin ve nefret çıkar.

‘Kodum mu oturturum’ ülkesi

Habertürk gazetesinin birinci yılı kutlanıyor. Gazetenin genel yayın yönetmeni Fatih Altaylı’yla, yine aynı gazeteden biri, ilk yılın değerlendirmesine ilişkin bir röportaj yapıyor. Güzel şeyler söylüyor Altaylı. Bu gazeteyi gençler için yaptıklarını, gazetedeki ekibin de gençlerden oluştuğunu söylüyor. Her görüşten yazarları barındırdıklarını, tek bir tarafa hitap etmediklerini ifade ediyor.
Derken konu Altaylı’nın sert kalemine geliyor. Röportajı yapan hanım, Altaylı’nın sert polemikler içinde yer almak zorunda kaldığını, haliyle çok da eleştirildiğini söylüyor ve Altaylı’ya, hakkında yazılan olumsuz eleştirilerden nasıl etkilendiğini soruyor. Gülüp geçiyor mu, yoksa sinirleniyor mu?
Sinirlenmek ne kelime! Altaylı, ‘Şuna bir tane çakayım’ diye içinden geçirdiği adamlar olduğunu söylüyor ve ‘Eski sporculuk da var, kodum mu oturturum’ diye ekliyor. Bununla da kalmıyor, işin cılkını çıkaranları dövebileceğini, hem de öyle gizli bir yerde değil, bir lokantada, şöyle bir Osmanlı tokadı patlatacağını belirtiyor.
Gazetesinin temel amacının Türkiye’de yeni, farklı bir gazetenin olabileceğini göstermek olduğunu ifade eden, bu gazeteyi gençler için yaptıklarını söyleyen, her şey değişirken gazetelerin de mutlaka değişmesi gerektiğini savunan Altaylı, nasıl oluyor da ‘Kodum mu oturturum’ noktasında sabitlenmiş olarak kalabiliyor? Her konuda yeniliği savunurken ‘eleştiri’ konusunda nasıl bu kadar eski kafalı olabiliyor?
Demek ki bizde her şey değişebiliyor ama ‘Kodum mu oturturum’ anlayışı bir türlü değişmiyor.

Komedide bile ‘bacak’ derdine düşmek

Yılların tiyatrocusu. Türkiye’nin en başarılı sanatçılarından biri. Kadınlara komedinin yakıştırılmadığı bir ülkede kendini ispatlamış, zirvede bir ‘komedi sanatçısı’. Demet Akbağ’dan bahsediyorum. Şu sıralar ‘Eyvah Eyvah’ adlı komedi filmiyle gündemde olan Demet Akbağ’dan.
Henüz filmi izlemedim. Ama izleyenler çok beğenmiş. Filmde Ata Demirer ile oynayan Demet Akbağ, son derece karikatürize bir tiplemeymiş ve her zamanki gibi izleyenleri gülmekten kırıp geçiriyormuş. Ama bakıyorsunuz filmle ilgili çıkan haberlere, Akbağ’la yapılan röportajlara, varsa yoksa ‘bacakları’. Başlıklar hep Konuşulan bacakların sırrı ne?’ şeklinde. Neymiş, filmi izleyen herkes bacaklarının ne güzel olduğunu konuşuyormuş.
Demet Akbağ bile ‘bacak’ muhabbetine indirgeniyorsa ve bacaklarıyla başlık oluyorsa eğer, ‘Bu mudur!’ demek gerekir. Yani bir kadın istediği kadar yetenekli olsun, mesleğine yıllarını vermiş olsun, hatta isterse sanatı için kendini epeyce çirkinleştirerek (bkz. Feriştah) sunmuş bir komedi oyuncusu olsun, yine de Ebru Şallı muamelesi görmekten kaçamayacak, ilk evvela güzel bacaklarının sırrını açıklamak durumunda kalacaktır!
‘Magazin forever’ ruhu diye buna denir!

Tak keçiye tasmayı kur İspir’e santrali

Erzurum’un İspir ilçesinde ‘Verçenik Dağı Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’ içinde bir hidroelektrik santrali yapılması planlanıyor. Burada soyu tükenmekte olan bir dağ keçisi türünün yaşamakta olduğunu öğrenen proje sahibi firma, bu keçilere GPRS tasmalar taktırıp keçilerin hangi güzergahta yaşadıklarını tespit edecekmiş.
Böylelikle bu keçilerin doğal yaşamını en az etkileyecek şekilde baraj yapılabilecekmiş. Nasıl olacaksa! Zaten firma bunu yapmaya mecburmuş. Aksi halde Dünya Bankası, yaban hayatı ve çevreyi korumak için önlem alınmadığı gerekçesiyle, verdiği krediyi iptal edermiş.
Yani bizimkiler kredinin hürmetine çevreyi düşünmek zorunda kalmış. Ha, ‘Keçiye tasma takmakla yaban hayat kurtulur mu?’ derseniz, kurtulmaz tabii, bu işin ‘görüntü’ kısmı. ‘Bakın biz doğaya o kadar önem veriyoruz ki, keçilere bile GPRS taktırıyoruz’ mesajı.
Oysa bırakın hidroelektrik santralin çevreye ve yaban hayata vereceği zararı, bu keçiler zaten şu anda bile tehdit altında yaşıyorlar. Ya kaçak avcılığa maruz kalıyorlar, ya da hele-ski diye bilinen helikopterden atlayan kayakçılar yüzünden çığ altında kalıp ölüyorlar. Bunca zorluğa rağmen hala hayatta kalabilenler ise herhalde bu santralin kurulmasının ardından yok olur gider...

Haftanın notları

Başbakan Erdoğan’ın gazete patronlarını kast ederek söylediği ‘Ben köşe yazarıma hakim olamıyorum diyemezsin, sen bunun sorumlususun arkadaş, diyeceksin’ şeklindeki sözleri, Başmüzakereci Egemen Bağış tarafından ‘Başbakan insani bir tepki sundu. İfade özgürlüğünü kullandı’ diye yorumlanmış.
(Demek ki ‘ifade özgürlüğü’ sadece Başbakan Erdoğan tarafından kullanıldığında ‘insani bir tepki’, başkaları tarafından kullanıldığında ‘tu kaka’ bir şeymiş).

Dünyanın önde gelen üniversitelerinden London School of Economics’te görevli bilim adamlarının yaptığı bir araştırma sadakatsiz erkeklerin IQ seviyelerinin eşlerini aldatmayan erkeklerden daha düşük olduğunu ortaya koymuş.
Erkeklerin zekaları arttıkça tek eşliliğe daha fazla değer verdikleri tespit edilmiş. (Aziz Nesin’in Türk milletinin yüzde altmışının aptal olduğu söyleminden yola çıkarsak eğer, bizim memleketteki erkeklerin eşlerini aldatma oranını bulmamız işten bile değil demek ki(!).