Benim üç eşim var damadım da isterse ikinci kadını alabilir

Dönemin ünlü iç çamaşırı mankenlerini tesettüre sokarak sansasyon yaratan Tekbir Giyim'in patronu Mustafa Karaduman üç eşli. “Allah dört eşe kadar izin veriyor. Dörtten yukarısı haramdır, cezası ölümdür” demekten de geri kalmıyor

a
a
Cumartesi, 06 Kasım 2010 - 05:00


Benim üç eşim var damadım da isterse ikinci kadını alabilir

Röportaj: Nilüfer Kas

n.kas@hotmail.com

Malatyalı bir imamın 10 çocuğundan biriydi. Babası, komşudan aldığı parayla onu İstanbul’a gönderdiğinde 13’ündeydi. İstanbulÇemberlitaş’taki handa yatmak için çöp topladı, temizlik yaptı. Bir konfeksiyonda çıraklıkla başlayan iş hayatında 18’ine geldiğinde iki makineli bir atölyenin sahibiydi. Türkiye, hatta dünya, onu 1992 yılında düzenlediği tesettür defilesiyle tanıdı.

Malatya-Pötürge’nin Karaali Köyü’nde dünyaya geldiniz. Ekmeğinizi kazanmak için 13 yaşında İstanbul’a gelmişsiniz. O yaşta gurbete gittiğinize göre şartlar çok acımasızdı.

10 kardeşin en büyüğü olarak babam benim İstanbul’a gitmemi istedi. Komşudan 100 lira borç alarak beni yolcu etti. Gönderirken de “Oğlum, halimizi görüyorsun. Harçlığını bile borçla veriyorum. Bizi düşünme ama kazanırsan da bizi unutma” dedi.

Babanız nasıl bir ışık gördü de size böyle bir sorumluluk yükledi?

8 yaşında okula başladım, yatılı okudum. Babam 60 lira harçlık vermişti, o parayı 120 lira yaparak babama ödemiştim.

Yatılı okulda parayı nasıl ikiye katladınız?

Bize yiyecek olarak verdikleri dutu, cevizi yemeyip sattım. Ayakkabı boyadım. O zaman babam ticarete aklımın erdiğini anladı. Kafamda İstanbul yoktu. Köyde kalıp kayısı dikmeyi düşünüyordum ama ne paramız ne arsamız vardı. Babam, karnımızın kayısıyla doymayacağını biliyordu.

Babanız varlıklı günlerinizi görebildi mi?

Tekbir’i kurmuştum, ilk birkaç yılını gördü, mutlu oldu. 2 yıl onu İstanbul’da misafir ettim. Memlekete döndüğünde vefat etti.

 İstanbul’da kalacak yeriniz var mıydı?

Ablam İstanbul’da evliydi. Bir handa kalmam için yatak yorgan verdiler, iş buldular. Çemberlitaş’ta Lütfü İş Hanı’nda kaldım. Aidat vermemek için her gece hanın çöpünü toplar, süpürür, hafta sonları da sabunlu suyla yıkardım. Konfeksiyonda da çıraklık yapıyordum. Ara ütücü, makastar, makineci, son ütücü, modelci derken 18 yaşına geldiğimde bir atölyeyi yönetecek hale gelmiştim.

“İKİ KEZ SÖZLENDİM PARASIZLIKTAN AYRILDIM”

 Bir umutla İstanbul’a geldiniz. Hedefiniz, hayaliniz neydi?

Doğulu olarak emir almaya alışkın değildim ama çıraklıkta ‘getir götür’ yapmaktan başka şansım da yoktu. Tek kurtuluşum makineci olmaktı. 18 yaşındayken çalıştığım konfeksiyonu devraldım. İki makineyle fason üretime başladık. Kesim masası için hanımın iki bileziğini bozdurdum. 4 yıl Pierre Cardin’in kadın kıyafetlerini diktik. Sonra kendi işime başladım.

Neden tesettüre yöneldiniz?

İnancımız gereği. O dönem bir tane bile tesettür mağazası yoktu. Gittiğimiz mağazalar da bu işin piyasası olmadığını söyleyerek geri çevirdiler. “Ayağında ayakkabı olmayan bunu nasıl alacak?” dediler.

Malatya’dayken teyze kızıyla sözlenmişsiniz. Neden evlenmediniz?

Küçük yaşta bize söz yaptılar, 14 yaşında da evlendirmek istediler. Kızın ailesi kente göç etmişti, biz hâlâ köydeydik. “Köye kız vermeyiz” deyip nişanı attılar.

İkinci kez İstanbul’da nişan yapmışsınız ama o da evlilikle sonuçlanmamış.

Kıbrıs Harekâtı zamanıydı. Atölyede işler durmuştu, haftalıklarımızı zamanında alamıyorduk. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle vermediler kızı. ? Hâlâ evli olduğunuz eşinizi nasıl ikna ettiniz? Malatya’da Doğanyol Köyü’nün ağa kızıydı. Babam imamlık yaptığı için güvendiler, istedim, verdiler. Kısmet olunca oluyor.

Prestijli yayın organı The Guardian sizi ‘Allah’ın terzisi’ olarak tanımlamış. Türkiye’de ise ‘Tesettür Kralı’ olarak tanınıyorsunuz. Hangi tanım size daha uygun?

İnancıma hizmetten başka derdim yok. ‘Allah’ın terzisi’ dünyada ulaşılabilecek en son makamdır. Buna layık olduğumu düşünmüyorum, keşke olabilsem.

“KADININ KOCASI İÇİN SÜSLENMESİ İBADETTİR”

Çıraklık döneminde de inançlı mıydınız?

Babam imamdı, beş vakit namaz kılıyordum ama İstanbul’a geldiğimde namazı terk ettiğim dönem oldu. Kısmen bozuldum. Çok kısa sürede de kendimi toparladım. Her şeye rağmen değerlerimden kopmadım. Herkes kahveye giderken ben mesaideydim. İçkiyle, kumarla ilgilenmedim. Her şeyi Allah rızası için yapmaya çalıştım, çalışıyorum. Ben, Kuran ve sünnet yolunda gidenlerle aynı yolda yürüyorum.

 Kadınların, kocalarının yanında pejmürde, dışarıda süslü olduğunu söylüyorsunuz. Ama tesettürlüler benim giymeye cesaret edemeyeceğim kıyafetlerle dolaşıyor.

Ben genel bir tanımlama yaptım. Açık ya da kapalı, kadınlar aynı kültürden geliyor. Sadece yaşam biçimleri farklı. Kadınlar, kocaları için her türlü süsü yapsın. Bu zaten bir ibadettir. Helale karşı yapılan her şeyden sevap kazanılır. Günümüzde kadınlar kocaları için değil, dışarısı için süsleniyor. Bu, yanlış.

“AYETTE NASIL YAZILMIŞSA ÖYLE ÖRTÜNMEK LAZIM”

İlk tesettür defileniz sansasyon yaratmıştı. Ama muhafazakarları kızdırmıştınız.

1992’de ilk defilemizi yapınca dünyanın gündemine tesettürü taşımış olduk. Kadınlarda modanın kalbi Fransa, erkekte İtalya ise, tesettürde de İstanbul oldu. Dünya da bunu böyle kabul ediyor. Yaptıklarımızı takdir eden de var, eleştiren de. Cemaatler bazında da beğenmemiş olabilirler. Keşke eleştirenler bunu hangi doğrulara göre yaptığımı sorsalardı. Anlatsam ikna olacaklarına inanıyorum. Defiledeki mankenleri eleştiriyorlar. Bu mankenler Umre’ye giderken bizim kıyafetleri giyse “Giyme” mi diyeceğiz? Ya da gayrimeşru hayat yaşayan kadın tesettüre girse ona ürün satmayacak mıyız?

Sosyetiklerin şık kıyafetlerle umreye gitmesine nasıl bakıyorsunuz?

Yeni örtünen kadın önce pantolon üzerine tunik giyiyor, sonra pardösüye dönüyor. Yumuşak geçiş yapıyor. 1969 yılında İstanbul’a geldiğimde tek bir gencin bile örtülü olduğunu görmedim. Eşarptan saçları görünüyordu, etekler diz kapaklarındaydı. Şimdiki gençler bilinçli. Allah’ın emrettiği şekilde örtünmeye çalışıyorlar. Umreye giden kadın strech pantolon giyip başını örtüyorsa bu tesettür olmuyor. Maalesef buna karşı çıkamıyoruz. Bunu geçiş dönemi olarak görmek lazım. Ayette nasıl yazılmışsa öyle örtünmek lazım. Ben dinimi Peygamber’e göre yaşarım.

Türban takıp g-string gösterme konusunda ne düşünüyorsunuz?

Bu tesettür olmuyor. Kendilerini kandırıyorlar. Hata işlemek insani bir durumdur ama yanlışta ısrar etmemek gerekir.

“DAMADIM İSTERSE İKİNCİ EŞ ALABİLİR”

Başörtüsünün modernleşmesini destekliyor musunuz?

Sınırı Kur’an-ı Kerim net olarak belirlemiştir. Bunun dışına çıkıldığında tesettür olmaz.

 Tesettürlülerin lüks ciplerde gezmesine ne diyorsunuz?

Başkasının hakkını gasp etmeden kazanmışsanız, fakirin zekâtını vermişseniz, yardımlarınızı yapmışsanız cip helaldir. Allah, verdiği nimeti kulunun üzerinde görmek ister. İşin içinde kibir varsa yanlıştır. Ölçü budur.

Üç eşiniz var ve bundan gururla bahsediyorsunuz. Damatlarınıza kötü örnek olmuyor musunuz?

Allah’ın emrettiği şekilde evlilik yaptım. Allah dört eşe kadar izin veriyor. Dörtten yukarısı haramdır, cezası ölümdür. Üç evliliğimden olan çocuklarıma eşit davranıyorum.

Damadınız sizin yolunuzdan giderse kızınız üzülmez mi?

Bu ölçüyü ben koymadım. Allah, adaleti esas alıyor. Damadım ikinci eşi alırsa bir şey diyemem. Kızım üzülebilir ama bu onların problemi. Dinimi kızıma göre ayarlayamam.

“NAOMİ CAMPBELL’I GİYDİRMEK İSTERDİM”

Kardeşlerinize, çocuklarınıza miras olarak ne bırakmak istersiniz?

Bu misyonu, inançlarımı, değerlerimi bırakırım, tesettür kavramına devam etmelerini isterim. Allah daha iyi imkanlar verirse bu bayrağı ileri götürmelerini isterim. Para dünyada kalıyor. Zenginle fakir arasındaki fark, yenen yemeğin çeşidi ya da miktarıdır.

Giydirmeyi hayal ettiğiniz ünlü bir isim var mı?

Dünyaca ünlü manken Naomi Campbell’a tesettür giydirmek isterdim.

“Emine Erdoğan eskiden tesettüre daha yakındı”

Hayrünnisa Gül ve Emine Erdoğan neden sizi tercih etmiyor?

Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Hayrünnisa Gül mağazamızdan alışveriş yapmıştı. Emine Hanım gelmedi. Tercihleri farklı olabilir.

Giyim tarzlarını beğeniyor musunuz?

Hayrünnisa Gül, cumhurbaşkanlığı makamını temsil yeteneği olduğunu düşündüğüm bir insan. Başörtüsü ve kıyafetlerinin modernizasyonu yapılmış. Bundan ötesi açılmak anlamına gelir. Emine Hanım eskiden tesettüre daha yakındı. İkisi de tesettürün çok modern halini giyiyorlar.

Türban serbest bırakılırsa, sizin işler nasıl olur?

“Herkes örtünsün” diye bir şey söz konusu değil. İnanmayan, oruç tutmamalı, namaz kılmamalı. Türban özgürlüğü iyi olur ama beni çok etkilemeyecek, çünkü yapım ve satım gücüm belli. Türkiye’de milyonlarca tesettürlü ama ben sadece 350 binini giydirebiliyorum.

Başörtülü sayısı artıyor mu?

Bence 2002’den itibaren duraklama döneminde. Özellikle öğrencilerden açılanlar oldu.

“Bütün dünyaya ulaşmak istiyorum”

27 yıl önce kaç müşteriniz vardı, bugün bu sayı kaça çıktı?

İki makineyle başladık. 5 top kumaş kesiyorduk. 5 top kumaş, 250 metre demektir. Bugün üretimimizi toplarla ölçmüyor, yılda 350 bin takım üretim yapıyoruz.

Okyanus ötesinden ürünlerinize talep var mı?

Var. Hem de Avustralya’dan. Bayilik görüşmeleri yapıyoruz. Hedefim 6,5 milyar insan. Bu örtünün tüm dünya insanlarına ulaşmasını isterim.

Bazıları sizin dini ticarete alet ettiğinizi düşünüyor.

Bugüne kimsenin sırtına basarak gelmedim. Önce varolma savaşı verdim. ‘Sadece ben kazanayım’ diye bir düşüncem de yok. Amacım tesettürün gelişmesi.

Müşterilerinizin yüzde 35-40’ı tesettürlü değil. Onlar sizde ne buluyor?

Marka olup da bizim fiyatlara satan ikinci bir yer yok. Maddi gücü olmayanlar ya da uygun fiyata kalite almak isteyen bize geliyor.

(Bu röportaj, 30.10.2010 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

4