"Benimki Niran Ünsal sivil hareketi"

Besteci ve yorumcu Niran Ünsal, 2 yıl önce başörtüsü takma kararıyla herkesi şaşırtmıştı. Samimiyetini sorgulayanlar da oldu, reklam amaçlı hareket ettiğini düşünenler de. Şimdi yine gündemde ama bu kez başörtüsünü çıkarma kararıyla. Sosyal medyayı kırdı geçirdi. Son günlerin en çok konuşulan ismi. Peki ama işin aslı neydi? Buluştuk ve merak ettiğimiz her şeyi konuştuk.

Pazar, 05 Mart 2017 - 05:00

RÖPORTAJ: OYA ÇINAR

FOTOĞRAFLAR: MUZAFFER KANTARCIOĞLI


■ Durdunuz durdunuz ve yine bombayı patlattınız! Sizdeki bu değişim nasıl başladı?

Türkiye’nin içinde bulunduğu bu hazin durumu kendime ciddi ciddi dert edinmem ve sonrasında bunu bir Niran Ünsal sivil hareketine dönüştürme kararım, aslında kapanma kararımın da 1.5 yıl öncesine dayanıyor.

■ ‘Niran Ünsal sivil hareketi’ nedir?

Önce buna bir açıklık getirelim mi? Müzik sektörünün tekelin elinden kurtulmasını sağlamak için, kültür ve sanat alanında, medyada oluşan illegal gruplaşmalarla ilgili başlattığım bir hareketti bu. Bunun adı da ‘Niran Ünsal sivil hareketi’ydi.

■ Tekelleşmeden kastınız tam olarak ne?

Sanatla hiçbir ilgisi olmayan, tamamen popüler kültüre hizmet eden müzik firmalarını kastediyorum. Ve bu firmaların Kültür Bakanlığı’ndan nasıl, ne paralar hortumladıklarına kadar her şeyin tespit edilmesi ve ciddi adımlar atılmasını sağlamak amaçlı bir yola çıktım.

■ Pek çok insan bunun siyasi ve stratejik bir hareket olduğunu düşünüyor...

Benim siyasi hiçbir amacım olamaz! Sırf bu konuda ciddi bir kamuoyu oluşturmak ve cumhurbaşkanımızla görüşebilmek için 7 ay mücadele ettim ve başardım.

■ Cumhurbaşkanıyla görüşmenizin özeti neydi?

Bana çok net bir şey söyledi: “Niran Hanım, hepsinin farkındayız. Ancak şu an yapabileceklerimiz sınırlı. Bunlar akşamdan sabaha değişecek şeyler değil. Bunun için öncelikle belli yasaların çıkması gerekiyor. İnşallah yeni dönemde bunları hayata geçireceğiz”. Onun böyle söylemesi de benim yüreğime su serpti.




■ İyi de güçlü bir sesiniz var. Müzisyen aileden geliyorsunuz. Niye böyle bir misyona gerek duydunuz?

Öyle ama bazen inançlarımız uğruna bazı şeylerden feragat etmeliyiz. Ben de kendi kimliğimi ayaklar altına alma pahasına bu mücadele sürecine girdim.

■ “Reklam yapıyor” diyenler için ne söylersiniz?

Bıraksınlar Allah aşkına. Bir kadın aynı konu üzerinde 2 yıl boyunca reklam yapıyor olamaz!

■ Taleplerinizin en başında, fazla erotik bulduğunuz kliplere de sansür getirilmesi var değil mi?

Saydıklarımın hepsi var. Bu sadece bir parçası. Ama tabii ki bundan da büyük bir rahatsızlığım var. Çünkü biz ebeveynler olarak tek başımıza, şiddet ve pornografi içerikli yayınlardan çocuklarımızı koruyamıyoruz.

■ Ama herkesin kanal değiştirme seçeneği var...

Hayır, öyle bir şeyi kabul etmiyorum. Bunun çok basit ve doğru bir yöntemi varken ben neden her dakika bunun kontrolünü yapmak zorunda kalayım ki!

"Ahlakımıza sahip çıkmak zorundayız!"

■ Bu ‘ahlakçılık’ değil mi?


E, tabii. Ahlakımıza da sahip çıkmak zorundayız. İlle bu işi yapanların açık saçık giyinen, sapık görünümlü insanlar olması gerekmiyor. Bunun adı ahlakçılıksa ahlakçıyım kardeşim.

■ Ama ahlaklı olmakla ‘ahlakçılık’ farklı şeyler. Söylediğiniz genel özgürlükleri kısıtlamaya yönelik olarak da algılanabilir...

Bakın ben müfettiş değilim! Kimseye ‘Şunu yapmayın, şöyle yapmayın’ demiyorum. Ama bunu yapmanın yöntemi var. Öyle klipler çekmek isteyen çeksin, isteyen anadan üryan da klip çeksin. Ama çocukların ekran karşısında olduğu saatlerde ben bunun denetimini yapmak zorunda kalmak istemiyorum. Dünyanın hiçbir yerinde sınırsız özgürlük diye bir şey yoktur. Ben insanları dürüst, ahlaklı iş yapmaya davet ediyorum.

■ Peki bu sınırlamaya kim karar verecek?

Yetkililer. Ülkeyi yöneten insanlar.

■ Ama herkes için erotizmin sınırı farklıdır. Birimiz için dizdeki etek de fazla erotik olabilir...

Ya bıraksınlar Allah aşkına! Benim daha 3 yaşındaki çocuğum öpüşmeyi, sevişmeyi niye onlardan öğrensin?

■ Sonuç olarak tüm bu konuştuklarımız arasında en büyük derdiniz ne?

Zihin tecavüzü var aşkım. Özet olarak söylemek istediğim bu. Gizli mesaj teknikleriyle bu ülkede çoluk çocuğun beynine giriyorlar. Dondurma reklamından çikolata reklamına kadar. 

"DEĞERİM BEN ÖLDÜKTEN SONRA ANLAŞILACAK" 

■ En büyük derdiniz anlaşılmamak mı?

Hepimiz ölümlüyüz. Ahmet Kaya’nın başına gelenler korkarım benim de başıma gelecek. Biliyorum ki bir gün söylediklerimin değeri çok iyi anlaşılacak. Ama ben o gün hayatta olmayacağım.





■ Henüz çok gençsiniz. Neden öyle söylüyorsunuz?

Ölen hep ihtiyar mı? Ahmet Abi de sürgün gittiğinde öleceğini biliyor muydu? Derdinden kederinden öldü adam. Ben de kendi ülkemde sürgündeyim. Tüm çevrem, dostlarım, kardeş bildiklerim bana sırt çevirdi.

■ Sırf bu çıkışınız yüzünden mi?

Aşkım, çünkü benim yanımda dursalardı işlerinden olacaklardı. Para uğruna, şöhret uğruna, dünyalıkları uğruna...

■ Sizce Pop müziğin kraliçesi şu an kim?

Hiç kimse! Herkes çıkıp kendi kendine krallığını, kraliçeliğini ilan ediyor. Ama kusura bakmasınlar, Türkiye krallıkla yönetilmiyor. “Sen nerenin kraliçesisin?” diye sormazlar mı adama!

■ Hande Yener’i, Demet Akalın’ı dinliyor musunuz?

Eski albümlerini dinliyordum. İkisini de severim ama arşiv oluşturacağım şarkılar değil. Ben dünya müziğini çok iyi takip ediyorum.

■ Geçtiğimiz iki yılda güzel şarkılar birikti mi?

Çok güzel şarkılar yaptım. Kapanın elinde kalır, (gülüyor).

"KAPANIRKEN EŞİME DANIŞMADIM"

■ Kapanma kararını söylediklerinize dikkat çekmek için mi almıştınız?

Evet ama tek sebep bu değil. Arka arkaya 2 doğum yaptım. Çocuklarımın yarattığı hassasiyet var. O kararı aldığım zaman da Ramazan’dı. Ramazan’ın verdiği o duygusallıkla bir gün kendi kendime, “Türkiye’de başörtülü savcı, doktor, hakim, her şey var. Şarkıcı niye olmasın! Ya, ben bunu yapamaz mıyım?” dedim.

■ Olmuyor muymuş?

Olmuyormuş. Çok acı bir tecrübeyle öğrendim.

■ “Keşke yapmasaydım” diyor musunuz?

Hayır asla! Demek ki bunda da almam gereken bir ders vardı. Allah herkesi bir şeyle sınar. Bu da benim imtihanımmış!

■ Sahneye çıkarken peruk mu takıyordunuz?

Başıma üstü taşlı, dantelli bir aksesuar yaptırdım. Öyle çıkıyordum. Sonra bu iş çok büyümeye başladı. Malum, yapım şirketi sahibiyim aynı zamanda. Rakibim olan menajerler kendi aralarında organize oldular. O yüzden eşim İbrahim Bey’le karşı karşıya gelir gibi olduk.

■ Eşinizin tepkisi neyeydi?

Bana dedi ki, “Niran’cığım, biz zaten tek başımıza mücadele ediyoruz. Kimse bizi desteklemiyor. Kendi yağımızla kavruluyorken çıktın hepsinin ekmeğine yağ sürdün. Bu kararı alırken, ortağın olarak, eşin olarak bana bir danışsaydın”.

■ Fikrini almadınız mi hiç?

Hayır, tamamen kendi kararımdı.

■ Bu yaşadıklarınız size ne öğretti?

En azından kendi camiamdan insanların destek vermesini beklerdim. Ama onları da anlıyorum. Hepsi bir firmayla çalışıyor ve biliyorsun bu sanatçılarla yapımcılar arasında bir kölelik sözleşmesi yapılıyor. Çok ağır yükümlülükleri var. “Niran Ünsal doğru söylüyor” demenin bir bedeli var. O bedeli de onlar ödeyemezler!

■ Ama işleriniz kesildi bu yüzden değil mi?

E, tabii! Bunları dile getirdiğim için hiçbir televizyon yapımcısı programına çağırmadı.

■ Konserler...

Veriyorum ama oranlar çok düştü tabii.




"KADIN ERKEK ARASINDAKİ AŞKA İNANMIYORUM" 

■ Kariyerinizdeki tüm bu gelgitlere rağmen özel hayatınız çok istikrarlı gidiyor.

Allaha çok şükür! 7 yıl oldu.

■ Sizi bir arada tutan şey ne?

Çok güzel soru. Malum bizim camiamızda sırf magazinde daha çok gözükmek için çıkar amaçlı ilişkiler kuruluyor. Nişantaşı’nda, Bebek’te daha çok gözükeyim, klibim ekranlarda daha çok dönsün diye aşk adı altında çıkar ilişkisi yaşayanlar var.

■ Kim onlar?

İsim sorma bana. Herkes biliyor isimleri. Bir kadın çıkıyor mesela. Müzik ne diye sorsan verecek cevabı yok ama güzelliğini ve dişiliğini kullanarak kendini gündemin en tepesinde tutuyor.

■ Siz peki?

Biz İbrahim Bey’le asla böyle çıkar temelli bir ilişkide olmadık. Önce arkadaştık, sonra dost, sonra sevgili ve en nihayetinde karı-koca olduk. Birbirimizi olduğumuz gibi kabul ettik. Saygıyı hep en tepeye koyduk. Sadakat, dürüstlük, sevgi, hoşgörü... İlişkimizin temelinde bunlar var.

■ Aşkı neden saymadınız?

Ben aşka inanmıyorum. Sevgiye inanıyorum. Sadece Allah aşkı var benim için.

■ Kadın erkek arasındaki aşk?

O karşındakini deli gibi bir tutkuyla istemektir.

■ Eşinize hissettiğiniz böyle bir şey değil mi?

Aşkı tanımlama biçimim farklı belki. Eşimi çok seviyorum. Ondan asla vazgeçemeyecek kadar seviyorum. Ama Leyla ile Mecnun hikayesindeki gibi, birini tutkuyla istemek çok tehlikelidir. Ben yaradanın önüne kimseyi koyamam.

■ Vazgeçemem dediniz. Aldatsa peki?

O zaman durum başka. Benim eşim, ruhunu ve bedenini başka bir kadınla paylaşma ihtiyacı hissediyorsa zaten bana ihtiyacı kalmamış demektir. Bir de aldatan kendini aldatır. Hayatta hiçbir şey gizli kalmaz. Buna da sonsuz inanıyorum.

■ Yeniden annelik dersem...

Aaaa! Futbol takımına doğru gidiyorum zaten. Allaha şükürler olsun. Benim fabrika mühürlü artık. Allah olmayanlara versin.

"KAPALIYKEN DE HERKES DÖNÜP BAKIYORDU"

■ Kapanmanız tüm bu sosyal ve ekonomik boyutlar dışında, bir kadın olarak psikolojinizi nasıl etkiledi?

Yine bir yere girdiğimde bakıyorlardı abi, (gülüyor). Hiç olumsuz etkilemedi. Ben kapanırken öyle güzel kapandım ki, “Kim bu kadın?” diye bakıyorlardı bu sefer de! Bakın, benim bir kadının alımlı görünmesiyle, seksi olmasıyla bir derdim yok. İtirazım da yok. Çok güzel bir kadın görünce ben de bakıyorum. Ama buradan çıkıp bir pazar oluşturulmaya çalışılmasına itirazım var.