Beren Saat tüm günahlarından arındı!

Cumartesi, 17 Nisan 2010 - 05:00

Ölüyorum anlasana! Nasıl bir iç döküştür bu? Sanırım Aşk-ı Memnu (Kanal D) uzun süre bu diyalogla kalacak aklımda. Bihter’in annesi Firdevs’ten aman dilendiği bu çığlıkla... Son zamanların en iyi oyunculuğuyla karşı karşıya kaldım önceki akşam. Beren Saat için bugüne kadar ettiğim her kem cümleyi geri alıyor; özür diliyorum... Ahlaki olarak asla kabul edilemez bir konumu bir an için bile olsa haklı gösterdi oyunculuğuyla gönüllerde. Kendi adıma gözlerim yaşardı. Sıklıkla tekrarladığım “Sana az bile” lafını yuttum o an. Boğazımda kaldı bir şeyler. Ne pis şey şu aşk! Ve Çetin Özder; ağabey ne iş yaparsın sen? Ve o ev mi şato mu tam olarak karar veremediğim evindeki tablolar kimin babacığım? Öyle beş metre filan hepsi... Hazır böyle babadan girmişken filan, olur a, Firdevs’le ilişkin tökezler, ben buradayım babacığım. O evde yalnız yaşanmaz, takılırız öyle baba-oğul, alırsan nüfusuna beni!

Aha da Elif döndü!

Dedim benim anam babam, dedim size Elif’in hayaleti vadide dolaşıyor diye. Bak işte Allah zeval vermez de Ebru bir avazda doğurursa gelen kızın adını Elif koyacak Polat... Unutamadığı, ilk ve belki de tek aşkı Elif’in adı bir nesil sonra da yaşayacak. Elbette Elif’in Hanım’ın Çiftliği topraklarından bir flashforward’la (ileri sarma) vadiye katılımını bekleyemezdik. Bu yüzden rahme düşmesi büyük kolaylık oldu... Polat, Elif’i kızının bendinde, Güllü ise bir önceki Kurtlar Vadisi hatıralarını, sürekli yanında dolaştırdığı o kayıt aletinde yaşatacak. Onlar yaşattıkça da biz eskiyi hatırlayacağız... İyi ve güzel ve mutlu ve heyecanlı vadi günlerini!

Yalçın Çakır’dan TV dersleri...

Yalçın Çakır Pozitif Reality (Flash TV) şovunda muhteşem bir TV performansı çıkarıyor. Üstelik de teknik olarak... İletişim öğrencileri ya da televizyonculuğa ilgi duyanlar için programı en az bir bölüm izlemelerini öneririm. Yalçın sadece teknik dille konuşarak ilginç bir workshop (grup çalışması) yapıyor çünkü... “Yapımcım telefon hazır mı?”, “Yönetmen KJ’yi çek, fon müziğini düşür”, “Kamera bana doğru zum yap!”, “Resimci arkadaş bu manzarayı seçebilir mi?” filan gibi tamamen teknik dili izleyicisiyle bölüşüyor. Hani üstüne ders parası alsa yeridir... Ah bir de sinirlenip kendini kaybetmese. Ders zili çalana kadar dayanabilse; tadından yenmeyecek!

İlahi Sabiha, ilahi okuma!

İlahi Sabiha Akdemir. Sonunda bunu da yaptın ya. Günbegün (TRT 1) izlerken seni, şu albümüne bir an önce girse de bitirsek bu detone çileyi diyordum içimden. Yapacaktın albümü, satmayacaktı ve bir daha şarkı işlerine filan girmeyecektin... Ama olmadı. Yapmıyorsun, hâlâ girmiyorsun albüme. Üstelik sesinin sınırlarını, dinleyenin sinirlerini zorlamada müthiş bir performans içindesin... Benim bildiğim bin yılın sanatçısı Vedat Kaptan Yurdakul, ilk kez senin eşliğinle paralel olarak detone oldu bir ilahide. Ve ilahi Sabiha, ilahi okudun bir de... Yapma, evine dön, eskine dön. Bırak şu assolist kuşak sunucusu kadın hallerini. Onlardan çok var. Sen, yine eski sen ol iyisi mi?

Zerda’dan sonra yeniden...

Kıraç, uzun süredir müziklerini çekmişti dizilerden. Onun yokluğunda birçok iyi müzisyen de dizi müziklerinde kendini gösterme fırsatı buldu. Şimdi en azından beş kişi sayabiliriz bu anlamda besteci olan. Neyse dağıtmayalım... Ateşe Yürümek yarın Star’da yol almaya başlıyor. Kıraç dizinin müziklerini yapacak. Dilerim Yavuz Bingöl ile ortak bir çalışmaya girerler. Ne bileyim Zerda lezzeti filan olur belki bu işte de... Dünyanın en güler yüzlü adamı Mehmet Esen dizide feci kötü bir karakteri oynayacak. Nasıl yaparsın bunu kendine diye sordum Mehmet’e. Bir fotoğraf gösterdi bana sette çekilmiş... Feci bakıyordu; çok korktum. Şaşırtacak Ateşe Yürümek, şimdiden notunu düşeyim!

Eğitimciler rahatsız!

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Göktan Ay hocamız dizilerdeki görgü erozyonu konusunda çok dertli. “Öğrencilerimize kültürümüzü anlatırken yozlaşmanın karşısında direnen aslanlar gibiyiz. Ama ne yapıyorsak diziler bozuyor” diyor... Örnek için Türk Malı’ndaki Erman karakterini ile Recep İvedik arasında paralellik kurmuş hocamız. “Kabalığı sıradanlaştırmak büyük tehlike” diye de ekliyor... Bakınca hocaya hak vermemek elde değil. “Basit bir gülmece yahu” deyip ezber ettiğimiz her şey bir şekilde gündelik hayatımızda da ezbere giriyor... Kaba sabalığın mizahla içimize sızdığı ve bizi de bozduğu ortada. Ne yapılabilir bilmiyorum ama rahatsız olanların da söz hakkına saygı duyuyorum... Hiçbir şey göründüğü kadar basit değil sonuçta...

 

Nafile diyaloglar yolda!

Ve içten bir haber. Bu köşede okuduğunuz tüm televizyon şalalası bir oyun haline getirildi sevgili okur... Mesut Yar’la Nafile Diyaloglar, tek kişilik bir oyun anlatı olarak bu ayın sonunda sahneye taşınıyor. Şimdilik bu bir ön bilgi olsun. İçeriği de yakın zamanda paylaşırız!