Berlinale’de Altın Ayı’yı kim alır?

Kerem Akça, 68. Berlin Film Festivali’nin yarışma heyecanını değerlendirdi
 
KEREM AKÇA / kerem.akca@posta.com.tr
 

24 Şubat 2018, Cumartesi 12:43
A A

15-25 Şubat arasında düzenlenen 68. Berlin Film Festivali’nin 19 filmlik yarışma seçkisini de yakından takip ettim. Elbette ‘ödülsüz’ dönmez denecek bazı filmlerden bahsetmek mümkün. Kalite olarak “Isle of Dogs” önde, Screen’in tablosunda da öyle. Ama bu sene denk kuvvetlerin çekişmesi var, bu sebeple de ‘Altın Ayı’ kime giderse şaşırtmaz.
 

 

Son düzlükte ‘Mug’ etkisini hissettirdi
 

Berlin Film Festivali’nin yarışmasının kalitesi her geçen gün daha da kalitesiz hale geliyor. Ama Wes Anderson’ın “Isle of Dogs”u ile açılışı bir gövde gösterisi anlamına geldi. Dokuz günde o filmin seviyesine ulaşan bir film olmadı. Petzold’un “Transit” ile hayal kırıklığı yarattığını, Gus Van Sant’in performansları idare etmek haricinde bir şey yapamadığını, Cédric Kahn ile Benoit Jacquot’nun Fransıız sanat sinemasının altını oyduklarını, Sundance’ten gelen “Damsel”in akla zarar bir parodi olduğunu söylemiştim.
 
Son günlerde ise Alonso Ruizpalacios, Margorzata Szumowska, Mani Haghighi ile Thomas Stuber’in yanı sıra bir de ilk film görücüye çıktı. “Güeros”la (2014) dikkat çeken Ruizpalacios’un dokunuşuyla ‘meta-soygun/müze komedisi’ alanında yaratıcı keşifleri olan bir film “Museum” (“Museo”). Ama Gael Garcia Bernal’ın yörüngesine çekilince ‘Hollywood bakışı’na kayıyor. “The Pig”, işin içine interneti de sokan bir ‘seri katil komedisi’ olarak fazla plastik durduğunda enerjisini ayarlayamıyor. Ama eleştirel bakışıyla İran’dan ilginç bir filmi duyuruyor.
 
“Touch me Not” beden sömürüsünden başka bir işlev üstlenmezken, “In the Aisles”, Almanya’nın “Aklı Havada”sı (“Up in the Air”, 2009) olma çabasında attığı adımları ilk 40-50 dakikada sürdürebiliyor. Ama esasen Szumowska’nın bir ‘günahkarlık öyküsü’ anlattığı “Mug”ı (“Twarz”) heyecanlandırdı. Yönetmen, son gün görücüye çıktıktan hemen sonra Altın Ayı’yı alıp gidebilir.

 

Kadın ağırlıklı jürinin kararları ne olacak?

 
Açıkçası jüri kriterleri önemli. Tom Tykwer o biçimci sinemasını, klasiğe kayan popüler algısını açığa çıkaracak mı? Cecile de France’ın ‘Fransız sanat sineması’na yaklaşımı nasıl karşılık bulacak? Grammy ve Oscar ödüllü besteci Ryuichi Sakamato’nun etkisi nasıl olur? “Ay Işığı”nın yapımcılarından Adele Romanski’nin nasıl fikirlerle gelecek?
 
Chema Pardo’yu da dahil edince ‘kadın ağırlıklı’ bir jüri var. Bu sebeple de “The Heiresses” (“La Hereditas”) bir adım önde gibi gözüyor. Ama kadın yönetmen Malgorzata Szumowska’nın da büyük ödüllerle es geçilmeyeceği bir gerçek. Senaryo veya yönetmene daha yakın gibi gözüküyor. Aşırı kadın hikayesi “Daughter of Mine” (“Figlia Mia”) çok klasik olsa da beklenmedik ödüller getirebilir.
 

 
Kadın hikayesi “The Real Estate” (“Toppen Av Ingenting”) de şans arıyor. Ama ‘kadın oyuncu’da daha bir baskın. Bu dalda onu Alba Rohrwacher, Valeria Golino veya “3 Days in Quiberon”un en iyi tarafı, Schneider’ı kopyalama becerisiyle dikkat çeken Marie Bäumer zorlayabilir. Erkek oyuncuda Joaquin Phoenix performans olarak önde. Ama iki filmdeki performanslarıyla medyatik oyuncu Stefan Rogowski’yi de unutmamak lazım. “Transit” ve “In the Aisles”dan ikincisi daha bir baskın. Milan Maric (“Dovlatov”) ve Hasan Majooni (“The Pig”) de bu kategoride ödüle ulaşacak ağırlığa sahipler.
 
Ama bir başka koldan da Oscar yarışını da etkileyebilecek, iyi çekilmiş popüler filmler devreye girebilir belki de... Tykwer etkisini hissettirirse ““U: 22 July” (“Utøya 22. Juli”) Erik Poppe’nin en iyi filmindeki 72 dakikalık plan sekans ve gerçek hikayeyi anlatma şekliyle takdir görecektir. Ama film, en kötü ihtimalle ‘Üstün Sanatsal Katkı’ ödülünü de görüntü yönetimi ile alabilir. “Museum” da aslında bu kontenjandan Tykwer’in katkısıyla bir şeylerle dönebilir.
 

Hangi filmler pas geçilmez?

 


“The Heiresses”, “Mug” ile “U: 22 July” bir şekilde ödül alır. Ama Philip Gröning’in yaratıcı yönetmenliğiyle iz bıraktığı ensest filmi, “My Brother’s Name is Robert and He is an Idiot”ta (“Mein Bruder Heißt Robert und Ist Ein Idiot”, 2018) seçkinin en iyi Alman ürününü duyurdu. Szumowska ve Petzold daha önce bu ödülü aldığından bir yönetmen ödülüne ulaşabilir, ama basın gösteriminde yuhalandı. Jüriyi de ikiye bölebilir. “Transit”, belki de Petzold’un en yaratıcı senaryosu. Bu sebeple de tutmamasına ve herkesi ikiye bölmesine rağmen yönetmen veya senaryo ödülü çıkarabilir. ‘Zamanı geldi’ düşüncesiyle Altın Ayı da şaşırtmaz.
 
Lav Diaz, Alfred Bauer ve Üstün Sanatsal Katkı dallarında başını içeri sokabilir. Elbette neyin ne olacağı belli olmaz. Oyunbaz Meksika filmi “Museum”un (“Museo”) sevenleri de çıkabilir. Ama onun alabileceği ‘kurgu ödülü’ verilmiyor, belki ‘Üstün Sanatsal Katkı’ya kaydırılmasıyla bir ‘ödül’ açılır. Aleksei German Jr.’ın “Dovlatov”u bu jüriyi sıkıcı gelmiş olabilir. Aşırı da ‘erkek’ duruyor. Ama ödül alırsa şaşırtmaz.
 
Screen’in yıldız tablosunda “Isle of Dogs” ve “Dovlatov” önde. Ama daha ziyade 2.5-3 arasında ortalama tutturanlar zafere ulaşıyor: “The Heiresses”, “U-July 22”, “Season of the Devil”, “My Brother’s Name is Robert and He is An Idiot”. Elbette en düşük puanlı “Damsel”, “Touch me Not” ve “Eva”nın performansları merak konusu. Berlin yarışmasından kim galip çıkarsa çıksın sinema geçen seneye göre kazanmış durumda.
 

 

BERLİNALE 2018’DE ÖDÜLLERİ KİMLER ALIR?

 
ALTIN AYI: U: 22 July
JÜRİ BÜYÜK ÖDÜLÜ: The Heiresses
YÖNETMEN: Laura Bispuri (Daughter of Mine)
ERKEK OYUNCU: Franz Rogowski (In the Aisles)
KADIN OYUNCU: Leonore Ekstrand (The Real Estate)
SENARYO: Mug
ÜSTÜN SANATSAL KATKI ÖDÜLÜ: Dovlatov
ALFRED BAUER ÖDÜLÜ: Season of the Devil
 

BERLİNALE 2018’DE ÖDÜLLERİ KİMLER ALMALI?

 
ALTIN AYI: Isle of Dogs
JÜRİ BÜYÜK ÖDÜLÜ: Mug
YÖNETMEN: Philip Gröning
ERKEK OYUNCU: Joaquin Phoenix (Don’t Worry, He Won’t Get Far on Foot)
KADIN OYUNCU: Leonore Ekstrand (The Real Estate)
SENARYO: The Heiresses
ÜSTÜN SANATSAL KATKI ÖDÜLÜ: U: 22 July
ALFRED BAUER ÖDÜLÜ: Museum
 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;