Berlinale’de yarış ‘Isle of Dogs’ ile başlıyor

Kerem Akça, 68. Berlin Film Festivali’nin programını değerlendirdi
 
KEREM AKÇA / kerem.akca@posta.com.tr
 

15 Şubat 2018, Perşembe 09:32
A A

Benim de katıldığım 68. Berlin Film Festivali, bu gece Wes Anderson’ın “Isle of Dogs”u ile açılıyor. Açıkçası Dieter Kosslick’in oluşturduğu 19 filmlik yarışma seçkisi şimdiden tartışma konusu. Ama en azından isim olarak Anderson’ın yanı sıra Gus Van Sant, Christian Petzold ile Malgorzata Szumowska’nın varlığı sevindirici. 385 filmlik programda biri orta metrajlı üç yerli film de görücüye çıkacak: “Güvercin”, “Tuzdan Kaide” ve “Araf”.
 

 
Belki de son 10-15 yıla bakınca ‘Berlin’de Altın Ayı alıp akılda kalan film var mı?’ sorusu fazlasıyla akla geliyor. Bu püf noktasından konuya odaklanınca ise seviyenin gittikçe düşmesi olağan... Geçen yıl sadece “Umudun Öteki Yüzü” (“Toivon Tuolla Puolen”) ile “Ana, Sevgilim”in (“Ana, Mon Amour”) çekinmeden ‘iyi’ olarak anılabileceği yarışma seçkisinin kalitesi belliydi. Bu yıl da Kosslick’e karşı gelen Alman yönetmenler (Schipper gibi) filmlerini göndermedi.
 

 
Mia Hansen- Løve ve Alex Garland’ın konuşulan işleri de bir şekilde yakalanamadı. Böyle olunca da aslında ‘ikinci veya üçüncü filmini çekmiş bir yerli yönetmen giremez miydi?’ sorusu aklımızda kaldı. Ama esasen Christian Petzold’un Nina Hoss’suz filmi “Transit”, Wes Anderson’un yıllardır beklenen stop-motion animasyon denemesi “Isle of Dogs”, Malgorzata Szumowska’nın “Twaug”u ve Gus Van Sant’in “Don’t Worry, He Won’t Get Far On Foot”u biraz heyecan uyandırıyor.
 


Ama sürprizlere açık bir seçki var. Mungiu’nun yapımcılığını yaptığı bir filmin Panorama’ya kaydırılması bir tarafa Porumboiu’nun futbol belgeseli ve Kim Ki-Duk ile Hong Sang-Soo’nun son yapıtları da şanslarını Forum’da deniyorlar. Yarışmada açıkçası çok göz önünde olmasalar da Philip Gröning, Aleksei German Jr. ve Alonso Ruizpalacios, önceki işlerini düşünürsek sürpriz yapabilecek yetenekli sinemacılar.
 

 
Lav Diaz’ın ‘rock operası’ çekmesi ve bunu filmlerinin olağan süresinden kısa tutması (234 dk.) da bir suçlu zevk deneyimi olacak. Laura Bispuri, karakter ağırlıklı sinemasını devam ettirirse tatmin etmeyebilir ama oyunculukları göreceğiz. Yine Berlin’in aşina olduğu İranlı Mani Haghighi ise “The Pig” (“Khook”) ile fırsat kolluyor. Erik Poppe, “The King’s Choice”deki (“Kongens Nei”, 2016) olgunluğunu tekrarlarsa tatmin edebilir. David-Nathan Zellner ikilisi ise Amerikan bağımsızı kontenjanından Sundance’ta ortalama karşılandıktan ne yapar bilinmez.
 
Festivaller için seri üretim sanat filmi uzmanı haline gelen Kahn ile Jacquot zaten Fransız kontenjanından girmiş gibi. Alman kontenjanının ürünü gibi gözüken Emily Atef ile Thomas Stuber’in yanı sıra Adina Pintilie, Marcelo Martinessi ve Axel Peterson-Mans Mansson isimleri de tam bir muamma. Tüm bu durumlara karşın Soderbergh’in iPhone’la çektiği “Unsane”ini yarışmaya almamak mantıklı bir tercih mi? Bunu da zaman gösterecek.
 

 
Ama Kosslick’in iki sene önce Karlovy Vary Film Festivali’nde ödül alan Willem Dafoe’yu getirip ona retrospektif yapması gerçekten anlamsız. Jiri Menzel’e verilen ödül daha anlamlı bana kalırsa. En azından bir usta desteklenecek. Berlin gittikçe daha da kendi kendini baltalamaya başladı. Erik Poppe gibi bir ismin filmi için basın toplantısını beklemek, onun arkasına bir belgesel iliştirmek (“Songwriter”) belki de 10 sene önceki Kosslick’e de gülünç gelecektir. Durum çok vahim…
 
Ana tabloyu göz önünde bulundurunca “Tuzdan Kaide”nin Forum, “Güvercin”in Generation, “Araf”ın Forum Expanded’daki gösterimlerini daha da merakla bekliyorum. Yarışma seçkisinden ziyade Türkiye sineması daha heyecan verici olabilir.
 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;