Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Beş vakit mor ışık

Pazar, 03 Ocak 2010 - 05:00

İsviçre’de yeni minarelerin inşa edilmesinin yasaklanmasının şaşkınlığını üzerimizden atamamıştık ki, Fransa’da inşa edilecek olan 7 bin kişilik camide ezan sesi yerine mor ışık konması projesini tartışmaya başladık.
‘Bu ne tahammülsüzlük, biz Türkiye’deki kiliselerde onların çanına müdahale ediyor muyuz?’ yorumunu yapan da var, ‘Nerden çıktı mor ışık? İslam’ın rengi olan yeşil ışık olmalıydı’ yorumunu yapan da.
Aslında mesele sadece ezan ya da minare değil. Bundan 50 sene önce misafir işçi olarak ülkelerine kabul ettikleri göçmenler, artık bu ülkelerin birer vatandaşı oldular. Ve bu insanların kendi yaşam tarzları, ibadet etme şekilleri ve kültürleri var. Buradaki esas mesele, Avrupalı’nın bu kültürlerle birlikte yaşamayı öğrenmek isteyip istememesi. ‘Avrupalı kimliği’ni yeniden tanımlamaya çalışan Avrupalılar, ‘öteki’ne karşı biraz daha tahammüllü olmayı da öğrenmek durumundalar.
Çünkü ezan sesi ‘Avrupa’nın ötekisi’ için sadece ibadete çağrının sesi değil, ‘Evimdeyim’ hissinin sesi.

Ferrari aldıran bilge
Zenginlik ve zenginler her zaman merak konusu. Zenginlerin hayat tarzı, başarı öyküleri, iş yaşamları her daim ilgiyle izleniyor. Zenginler, hemen tüm sektörlere katkı sağladıkları gibi yeni iş kolları doğmasına da sebep oluyor. Bu yeni iş kollarından biri de ‘zengin danışmanlığı’.
Dünyada, geliri 1 milyon doların üzerindeki zengin sayısının 7 milyonun üstünde olduğu düşünülürse, ‘zengin danışmanlığı’nın iyi bir pazarı olduğu söylenebilir. DİE verilerinden yola çıkarak yapılan kabaca bir tahminle Türkiye’de en yüksek gelir grubunda 2 binin üstünde aile olduğu, bunun da 10 bin kişi anlamına geldiği öngörülüyor.
Son yıllardaki zenginlerin çok büyük bir kısmının bu zenginlikleri kendilerinin yaptığı biliniyor. Oysa 40-50 yıl önceki zenginlere bu paralar miras yoluyla kalmıştı. Yani ‘yeni para’ son 20-30 yılda oluştu.
Araştırmalar, yeni zengin olmuş insanların ilk etapta eski zenginlere göre çok daha fazla harcama yaptıklarını, zenginliklerini göstermeye daha meraklı olduklarını gösteriyor. Yeni zenginler çok pahalı evler ve arabalar alıyor, tanınmışların ve zenginlerin gittikleri kulüplere üye oluyor.
İşte tam da bu noktada ‘zengin danışmanları’ devreye giriyor. Türkiye’nin ilk zengin danışmanı olan Orhan Ülgür, amacının bu kişilere doğru para harcatmak olduğunu, turizmden gayrimenkule, otomobilden mücevhere kadar pek çok sektörde danışmanlık vereceğini söylüyor.
Uzun yıllar Ferrari ve Masserati’nin Türkiye distribütörlüğünde genel müdürlük yapan Ülgür, müşterilerini lüks markalarla buluşturacağını, doğru zamanda doğru ürünlere ulaşmalarını sağlayacağını ifade ederken, içimden ‘Ferrari aldıran bilge de bu olsa gerek’ demek geliyor.

Eğitim şart
O, Ortadoğu'nun Prenses Diana’sı. En az onun kadar zarif, alımlı, hayırsever ve sempatik. Ve o kadar güzel ve fit ki, dört çocuk annesi demeye bin şahit!
Birleşmiş Milletler için çalışıyor; Unicef için çalışıyor; Açık Arap Üniversitesi’nde eş başkanlık görevini yürütüyor; Uluslararası Kadın Araştırmaları Merkezi’ne danışmanlık yapıyor... Ezcümle, Ürdün’ün güzel kraliçesi Rania’nın meziyetleri saymakla bitmiyor.
Geçenlerde okuduğum bir röportajında Kraliçe Rania ‘Kızları eğittiğinizde toplumu değiştirirsiniz. Çünkü kızlar çocuk dünyaya getiriyor. Onların, çocuklarını okula gönderme, aşılatma ihtimali daha yüksek’ diyor.
Kraliçe iyi diyor, hoş diyor da artık ‘Eğitim şart’ klişesinin biraz ötesine geçmek gerekiyor. Kız çocuklarını sırf iyi birer anne ya da kocalarına iyi birer eş olabilsinler diye değil, doktor, bilim insanı, siyasetçi, avukat vs. de olabilsinler diye yetiştirmek icap ediyor.
İşte bu yüzden de kızları sadece ‘eğitmek’ yetmiyor.
Onları, hayatları hakkında karar verebilen, seçim yapma şansı olan güçlü bireyler olarak yetiştirmek gerekiyor.

‘Kanka Polis’in düşündürdükleri
Artık çocukları ‘Bak seni polise veririm’ diye korkutmak yok. Çünkü ‘Kanka Polis’in çocuklar tarafından gerçekten ‘kanka’ olarak görüldüğü, ‘Alo Kanka 1550’ ekibine attıkları mesajlardan belli.
Sevgilisinden ayrılan da, okuldan sıkılan da, derslerinden kalan da, polis olmak isteyen de mesaj atıyor ‘kanka polis’e. Polisi bu tip mesajlarla meşgul etmek doğru değil belki ama mesaj atanların çocuk olduğu düşünüldüğünde, en azından kendilerini yalnız hissetmemelerini sağlayabilmek bile önemli bir şey aslında. 1550’ye mesaj gönderenler arasında, oğlunun torunlarına dayak attığını ihbar eden nineler, üvey annesinden şiddet gören çocuklar, ağabeyleri tarafından dövülen kardeşler de var. İşte esas mesele burada. Her ne kadar ‘aile içi şiddet’ konusu sadece kocaların karılarını dövmesiymiş gibi algılansa da, aile içi şiddetin önemli bir kısmında çocuklar da zarar görüyor aslında. Ailenin ‘Türk toplumu’nun temeli olduğunu, kutsal olduğunu söyleyip duruyoruz ya, ‘Kanka Polis’e atılan mesajlardan Türk ailesinin ne durumda olduğunu okuma şansımız olsa, hayal kırıklığına uğrarız gibi geliyor bana. İşte bu yüzden ‘Kanka Polis’ çok önemli, işte bu yüzden bu iş çok ciddiye alınarak yapılmalı ya. Bir tek çocuk bile şiddetten kurtarılabilirse ne mutlu bize.

HAFTANIN NOTLARI
Amerikan NBC Televizyonu, yayımladığı bir haber bülteninde Türkiye haritasının hatalı biçimde yansıtılmasından dolayı özür dilemiş. Söz konusu haritada Türkiye’nin bir bölümü ‘Kürdistan’ olarak gösteriliyormuş. (Yahu nedir bizim bu kaderimiz! Yıl olmuş 2010, internet var, her türlü teknoloji var, hala mı yanlış gösterilir haritada yerimiz! Bu konularda çok hassas (!) olduğumuz için ‘Çekim Gücü’yle yanlış haritaları üstümüze mi çekiyoruz? Bu tür olaylara prim vermezsek, belki değişir kaderimiz (!)

Hülya Avşar’ın televizyon programına konuk olarak katılan Doğa Rutkay, kadın-erkek eşitliğine inanmadığını belirterek ‘Kadın, kadınlığını bilmeli, Türk örf ve adetlerine uygun davranmalı. Erkekçe bir dünyada yaşıyoruz ama ben buna karşı değilim’ demiş. (Erkeklerin feminist kadınlara gıcık olduğu tezinden hareketle, ‘Doğa Rutkay erkeklere yaranmaya çalışıyor’ diye düşünebiliriz. Ya da anti feminizm konusunda Hülya Abla’sının izinden gittiğini, körler ve sağırların birbirini ağırladığını da düşünebiliriz. Ama pek çok erkekten bile daha özgür yaşayan, ilişkileriyle, özel hayatıyla, dekolteli pozlarıyla gündemde olan Doğa Hanım’ın Türk örf ve adetlerine uygun davrandığı iddiasına, sadece güleriz!)