Beyaz önlüğü çıkarıp şarkı söylüyorlar

Biri doktor, biri hemşire... İkisi de sağlık sektöründe ve ikisi de profesyonel olarak müzikle uğraşıyor, şarkı söylüyor

Cumartesi, 19 Haziran 2010 - 05:00

Beyaz önlüğü çıkarıp şarkı söylüyorlar

Siz aslında bir onkologsunuz, müziğe olan ilginiz nereden geliyor?

Tedavi edemediğim tek hastalık oldu. Çok uğraştım ama müzik insanın içine bir kere girdi mi bir daha da kolay kolay çıkmıyor. Benim eski sevgilim; ara vermiştim ama geri döndüm. 2008’deki albümden sonra tamamen profesyonel çalışmaya başladım.

Şarkıcılık çocukluk hayali, içinizde kalan bir meslek miydi?

Hayır, ben hep doktor olmak isterdim. Babam da doktor zaten. Geçenlerde arabanın camını tamir ettiriyorum. Adam eğilip “Abi sen doktor musun?” diye sordu. “Nereden anladın?” dedim. “Duruşun öyle” diye cevap verdi. Tipimde bir doktorluk var.

Doktorluk yapıyor musunuz?

Kimse inanmıyor ama doktorum. Hafta içi saat 15.00’e kadar doktorluk yapıyorum, sonra sanatçı hayatım başlıyor. Doktorluktaki yüzüm çok ciddi. Ama saat 15.00’ten sonraki yüzüm tam tersi çok gülen bir yüz.

Doktorların mutlaka hayatlarını dolduran bir hobileri oluyor. Kafa dağıtmak için mi acaba?

Günün 24 saati insanla uğraşıyoruz. Çünkü malzeme insan. Ama bence asla kafa dağıtmak için değil. Müzik hayatın başka bir dalı. Ben müziği hobi olarak hiç yapmadım. Hep bir amacım vardı.

Onkoloji yoğun hüznün yer aldığı bir dal. Bu açıdan da müzik faydalı oluyordur belki...

Sonuçta onkolojide mutlu hayat yok. Herkes mutsuz. Tedavisi iyiye giden de ileriye dönük kaygılar taşıyor. Biz hep mutsuz insanları tedavi etmeye çalışıyoruz. Bu yüzden bir daha dünyaya gelirsem plastik cerrah olacağım. En azından karşımda göğsünü büyütmeye, burnunu düzeltmeye çalışan bir insan topluluğu olacak. (Gülüyor) Hayatımdan memnunum. Ama müzik de profesyonel olarak ilgilendiğim bir meslek.

Peki doktorluğun müziğe yansıması nasıl oluyor?

Bir şeyler yaratabilmek için birtakım hikayelere ihtiyacınız var. Hayatıma 500 kadın giremediği için dışarıdan gelen hikayelerle de besleniyorum. Her hastanın bir öyküsü var ve bu öyküler sizi mutlaka etkiliyor. Her iki meslek de birbirini olumlu şekilde etkiliyor. Günde 40 hasta geliyor bana. İnsanların bana karşı da yaptığım işe karşı da saygıları var. Poliklinikte CD imzalıyorum. Küçük bir hastam geçenlerde CD imzalattı. Arkadaşlarına hava atmış. Bir onkoloğa gittiğinizde onunla konuştuğunuz şeyler belli. Bana klibi de soruyorlar, sohbet de ediyoruz. Hastalar da, hasta yakınları da konserlerime geliyor.

Bir hastanızın hikayesinden etkilenip yaptığınız şarkınız var mı?

Hastaların ve benim yaşadıklarım birleşiyor ve ortaya şarkılar çıkıyor. Ben yaşadıklarımı biriktirip beste yapıyorum. Tedavi sürecindeki hasta pek çok şey yaşıyor, neler gördüm!

Neler mesela?

Daha teşhis konar konmaz eşini terk eden kocalar gördüm, tüm tedavi süresince karısıyla birlikte olanlar da.

Hastalarınız şarkıcı olduğunuzu duyduğunda nasıl tepki veriyorlar?

Hep olumlu tepkiler verdiler.

Hiç olumsuz tepki almaktan ya da ciddiyetsiz görünmekten korkmadınız mı?

Aslında korktum. Sonuçta televizyona çıkıyorum, albümüm var, acaba güvensizlik olur mu diye düşündüm. Ama tam tersi oldu. Geçenlerde bir hastam geldi. “Hocam albümü alsam mı, almasam mı bilemiyorum” dedi. “Niye?” diye sordum. “Çok satarsan bizi de bırakıp gidersin şimdi, bize bakmazsın” diye bana takıldı.

 Seçim yapmanız gerekse doktorluğu mu seçersiniz, şarkıcılığı mı?

Şartlar elverdiği sürece ikisini birlikte yapmak isterim. İkisi de beni mutlu ediyor. Doktorluğu bıraksam bundan daha iyi bir albüm yapar mıyım, hayır. Doktorluğu bıraksam da bir şey değişmeyecek. Önemli olan ortaya koyduğunuz iş. Asla sadece müzik yapmayı düşünmem.

‘Kırılan tabaklar yüzünden bacaklarımı sigortalattım’

Hemşirelikten şarkıcılığa geçiş hikayeniz nerede ve nasıl başladı?

Amasya doğumluyum. İlkokulu ve liseyi Amasya’da okudum. Merzifon Sağlık Meslek Lisesi mezunuyum. Mezun olunca İstanbul’a hemşirelik yapmaya geldim. Amacım konservatuar sınavlarını kazanıp okumaktı.

 Hedefiniz önceden belliymiş...

Hemşirelik benim değil, ailemin istediği bir meslekti. Her zaman şarkı söylemek ve konservatuarda okumak istedim. Konservatuar sınavlarına girdim ve kazandım. 4 yıl gece çalıştım, gündüz okula gittim. İTÜ ses eğitimi bölümünden mezun oldum. Okul bittikten sonra Türk Sanat Müziği bana yetmemeye başladı. Batı müziğine yöneldim. Biraz İtalyanca, biraz İspanyolca, Latince, Yunanca derken geniş bir repertuarım oldu. Bu arada da tabii hemşireliği bıraktım.

Yeni bir kariyere başlangıç yapmak zor oldu mu?

Bu zaten benim hep istediğim bir şeydi. Otellerde şarkıcılık yaparken Zorba’yla yollarımız kesişti. Birlikte çalışmaya başladık. 2008 yılında da kolları sıvayarak ilk albümü yaptık. Şimdi de ikinci albümü. Bu aslında konsept bir albüm. İçinde hem CD hem de DVD var. 33 şarkıdan oluşuyor. Bütün şarkılar Zorba’da bir gece sahnedeyken kayda alındı. Hepsi canlı, bir konser albümü. Sonra görsel de olsun istedik. DVD hazırladık. Evde masrafsız bir gece eğlencesi yapmak isteyenler için bir DVD hazırladık.

Evlere servis meyhane gibi!

Aslında bizim için kötü oldu, kendi müşterilerimizi eve yolluyoruz ama olsun. İnsanlar evlerinde de eğlensin.

Sahnede insanları çok eğlendirdiğiniz söyleniyor...

Ben zaten sahnede çok güler yüzlüyüm. Ama iddialıyım, Türkiye’de sahne performansı olan en iyi kadın vokallerden biriyim. Her türlü herkesle kapışırım. Çünkü ben sadece Yunanca söylemiyorum, sanat müziği de söylüyorum, fantezi de, halk müziği de. Ayrıca İtalyanca, Fransızca da...

Yunanca müzik yapan meyhanelerde adettir, tabak kırılır. Siz de tabak kırıyor musunuz?

Evet, hatta ara sıra kazalar da yaşıyoruz. Zaman zaman müşterilerin de sağı solu kesiliyor ama genelde etrafta ben olduğum için benim bacaklarım kesiliyor. Küçük parçalar bacaklarıma sıçrıyor. Bir de ben mini etek giyiyorum. Geçenlerde dostlarımızdan biri rica etti, ben de tabakları kırmaya başladım. O gün de üzerimde çorap vardı. Çorabım kocaman bir delik şeklinde kesildi. Arkadaşım “Çorabın kaçtı” diye beni uyardı. Baktım kan var, peçeteyle sildim. Bayağı kan oldu.

Müşteriler bir terslik olduğunu anladı mı?

Hayır, bir de cumartesi gecesiydi. İçerisi hınca hınç dolu. Vokalistime durumu idare etmesini söyledim. Çorabı yırttım, baktım derin bir yırtık var. Kapanması mümkün değil. Hemen en yakın hastaneye gittik. Doktor uyuşturmak istedi ama izin vermedim. Uyuşmasını bekleyemeyeceğimi söyledim. Uyuşturmadan dikildi.

Nasıl dayandınız?

Geberdim ama sesimi çıkarmadım. Doktor bile inanamadı. Dikiş atıldıktan sonra çorabımı değiştirdim, sahneye döndüm. Sonuçta insanlar benim için gelmişti, kolum da, bacağım da kırılsa sahneye çıkarım. Geçirdiğim en büyük kaza bu. Zaten bu olaydan sonra bacaklarımı sigortalattım.

Bu arada ailenizin istediği hemşireliği bıraktınız, şarkıcılık yapmaya başladınız, kolunuz bacağınız kesiliyor. Bütün bu olanlara aileniz nasıl tepki verdi?

Onlar aklımda hep şarkıcılık olduğunu biliyordu. Bana destek oluyorlar. Ben aileme bağımlı yaşarım. Düzenli hayat severim. Ailem Amasya’da, burada ablalarım var. Sürekli irtibat halindeyim..

Aile hayatını sevdiğinize göre evlilik çok uzak değildir...

Gönül ister ki olsun. Beni anlayan, beni seven, saygı duyan bir insan olursa evlenmeyi düşünüyorum. Bir bebeğimin olmasını da çok istiyorum. Annelik duygusunu tatmak istiyorum. Bizde bir kere evlilik yapılır. Doğru insanı bulduğumda hemen evlenip çocuk yapmayı düşünüyorum.

Sahne şovunuzda iddialısınız; ya mutfakta?

Zaten bir mutfakta bir de sahnede iddialıyım!

4