Beyrut'ta hayat gece 10'da başlıyor

a
a
Cumartesi, 19 Haziran 2010 - 05:00

Birkaç hafta önce televizyonda Lübnan ve başkenti Beyrut ile ilgili bir program izliyordum... Bir tarafta duvarındaki kurşun deliklerinin taze olduğu binalar, İsrail tarafından bombalanma tehlikesi olduğu için kameraya çekmenin yasak olduğu sokaklar ve diğer bir tarafta ‘Ortadoğu’nun Paris’i’ olarak ünlenen bir yaşam ve gece hayatı. İçimden, “En kısa zamanda gitmeliyim” dedim. İki haftaya kalmadan kendimi Beyrut’ta buldum! Çünkü J&B’nin ‘Start A Party’ (Bir parti başlat) sloganıyla düzenlediği partilerin sonuncusu Beyrut’un hemen yakınındaki kıyı kent Byblos’ta 12 Haziran akşamı yapıldı... Ama bizim için J&B partisi 11 Haziran günü Beyrut havalimanına inince başladı ve 14 Haziran sabahına kadar üç gün üç gece sürdü.

Herkes dans ediyor hepsi sarhoş

Beyrut, McDonald’s restoranlarının kapısında bile vale hizmeti olan, Haagen Dazs dondurmacılarında bile nargile servis edilen, en lüks ve meşhur restoranlarının menülerinin bol meze ve kebaptan oluştuğu ilginç bir şehir. Lüks mağazalarının olduğu bölgenin adı Downtown. Buradaki binalar savaş sırasında altı defa yıkılmış, her seferinde tekrar yapmışlar... Son inşaatları beş ay önce bitmiş. Yakında buraya Hermes, Burberry, Dior açılıyormuş. Louis Vuitton, Gucci, Zara, H&M zaten var. Beyrut mağazalarında satılan koleksiyonların hepsi renkli ve bol desenli... Zaten aksini satsalar kimse satın almaz. Lübnanlı kadınlar süslenmeyi çok seviyor, ama abartılı değiller, çoğu güzel giyiniyor. Genetik mi bilinmez, hepsi büyük göğüslü. Kadın - erkek herkeste son model, lüks arabalar var... Beyrut’un yazlık barlarının üstü açık, en iyileri yüksek binaların çatısında. Biz ilk geceye Beyrut’un en popüler kulüplerinden birisi olan White’da başladık. İçeride tüketilen içkinin haddi hesabı yok. Burada Jehan adında bir kızla arkadaş oldum, bana ‘kendilerini’ anlattı... “Lübnanlı gençlerin hepsi üniversite mezunudur, iyi eğitimlidir. En az dil bileni dahi şakır şakır Fransızca, İngilizce, Arapça konuşur” dedi. Gençler için giyim kuşam çok önemliymiş. Azıcık parası olan bile tüm cebindekini kıyafete yatırabilirmiş. “Lübnanlı kızlar mutlaka zengin ve yakışıklı erkeklerle flört eder” dedi... Böyle bir şey duyacağımı düşünmemiştim, şaşırdım! Anlatmaya devam etti... “İçeriye bir baksana, burada çirkin erkek yok ki. Çoğu benden daha bakımlıdır, her gün spor salonuna gider.” Herkesin zengin olduğunu da ekledi. “Peki ne iş yapıyorlar?” diye sordum. Gençlerin tercih ettiği meslekler genellikle turizm, ticaret ve araba ithalatıymış.

Saat ilerlemişti, benim otele dönmeye niyetim yoktu. Jehan birazdan Cassino adlı bir bara gideceklerini söyleyip onlara katılmamı önerdi. Cassino’daki eğlence canlı müzikmiş. Masalarda oturup, genellikle Arak (Lübnan rakısı) içerek eğleniyorlarmış. Program beni pek açmadı, teşekkür edip yanından ayrıldım.

Tabutların üzerinde oturup mezar taşında içki içiyorlar

Beyrut’ta gidilmesi gereken barlardan biri White ise diğeri de Sky Bar. White’ın 3-4 katı büyüklüğünde başka bir teras ama biz White’tan çıkarken Sky Bar’ın kapanma saati yaklaşmıştı... Herkes otele dönünce biz de üç kişi Bo 18’e gitmeye karar verdik. Bo 18 Beyrut’un ‘after club’ yani sabaha karşı bar çıkışı gidilen yerlerinden biri. Orada eğlence saat üçte başlıyor. Hikayesi ise çok ilginç... İç savaş zamanında Bo 18’in olduğu bölgede 20 bin adet mülteci karantina altındaymış... 1976 yılında bir gece katliam yapıp buradaki 700 kişiyi öldürmüşler... Ertesi sabah da buldozerlerle gelip her şeyi temizlemişler. Bo 18’in mimarı Bernard Khoury bu geçmişi de düşünerek barı yerin tam iki kat altına mezarlık şeklinde tasarlamış! Bo 18’in tavanı çelik bir kapak. Sabaha karşı 2 gibi açılıyor... Kendinizi derin bir havuzda gibi düşünün. Sadece gökyüzü görünüyor. Masalar mezar taşı, oturma takımları tabut şeklinde. Her masada Serge Gainsbourg, Mohammed Abdelwahab, Miles Davis gibi ölmüş isimlerin fotoğrafları ve solmuş bir kırmızı gül var. Yani yer altında, bir mezarlıkta eğleniyor gibisiniz. Beyrutlular bundan rahatsız olmuyor, yadırgamıyor. Çünkü Beyrut’ta, savaş sırasında her aile en az bir ferdini kaybetmiş. Onlar, ölümün kendilerine ne kadar yakın olduğunu biliyorlar ve her akşam yarın ölecekmiş gibi eğleniyorlar! Gün ağarınca eğlence bitiyor, herkes eve dönmeden önce bir şeyler yemek için Zaatar W Zeit’e gidiyor. Burası, Lübnan, Ürdün, Dubai, Kuveyt’te de şubeleri bulunan bir restoranlar zinciri... Dürüm ile gözleme karışımı bir spesyaliteleri var.

Antik kentte J&B partisi

Ertesi gün J&B’nin partisi için Beyrut’un 37 km yakınındaki antik kent Byblos’taydık. Daima en olmayacak yerlerde organizasyonlar yapan J&B’nin bu seferki durağı Byblos limanıydı. Partiye tüm dünyadan yaklaşık 300-350 konuk katıldı. Özel davetliler dışında partiye ‘kaynamayı’ başaran olmadı. Geceden akılda kalan en nefes kesici şov, oryantal Amelia Zeidan’a aitti. Oryantalle karışık striptiz şovu boyunca Amelia ile sahnede dans etmek için can atan beyler, Amelia piste 3 metrelik anakonda yılanı Samantha’yı çıkarınca bir anda pııııssss diye geri çekildiler! Gece, J&B’nin özel hazırlattığı kokteyller eşliğinde açık büfe meze, tatlı, döner servisi ile başlamıştı, sabaha karşı 3’te sunulan kahvaltı, gözleme ve künefe ile diğerleri için noktalandı... Biz, yine üç kişi hızımızı alamayıp Byblos sokaklarında kendi J&B partimize devam ettik. Byblos tam anlamıyla küçük bir sahil kasabası. Dar sokaklarda, kaldırımlara taşan, yanyana dizilmiş barlar, restoranlar, publar var. Eğlence Lübnan’ın her tarafında olduğu gibi burada da sabaha kadar devam ediyor... Lübnanlılar çok misafirperver, özellikle de Türkler’e...

Son gün Byblos’un Edde Sands plajında dinlendik. Meğerse buranın plaj partileri çoook ünlüymüş! Akşamüstü başlayan partiye gittiğimde gözlerime inanamadım. Herkes masa, bar, sandalye ne bulduysa üstüne çıkmış, kelimenin tam anlamıyla ‘deli gibi’ eğleniyordu. Sonradan öğrendim, biz sakin ve tenha partilerden birisine denk gelmişiz!

2