Bir çocuk, bir efsane işadamı

a
a
Salı, 30 Kasım 2010 - 05:00

Sizi yaklaşık 42 yıl öncesine, 1968’e götürmek istiyorum. O dönemde yeni yeni büyümeye başlayan bilişim devi Hewlett Packard’ın kurucularından Bill Hewlett’in ev telefonu çalıyor. Telefonu açan Hewlett, karşısında bir çocuk olduğunu anlıyor ve şaşırıyor. Yanlışlık olduğunu düşündüğü sırada, karşısındaki çocuk konuya giriyor ve derdini anlatıyor. Şimdi 55 yaşında olan bu çocuk, 30 yaşına geldiğinde verdiği bir söyleşide, o anı yaşıyor gibiydi: “12-13 yaşlarındaydım ve bir şeyler yapmak istiyordum. Bunun için bazı parçalara ihtiyacım vardı.

[[HAFTAYA]]

Doğruca Palo Alto’nun telefon rehberinin olduğu yere gittim ve Bill Hewlett’in telefonunu öğrendim. Numarayı çevirdiğimde karşıma çıkan o oldu. Gerçekten çok hoş biriydi. Kim olduğumu bilmemesine rağmen benimle yaklaşık 20 dakika konuştu. Konuşma sonunda bana bazı parçalar vermeyi kabul etti.”

Mütevazi bir patron

Bill Hewlett, o dönem için önemli işadamlarından biriydi ve karşısındaki küçük bir çocukla konuşmaktan, ona yardım etmekten çekinmemişti. Hatta bazı elektronik parçalar vermekle kalmamış, üstelik ona HP’de bir yaz stajı da ayarlamıştı. “Montaj bölümünde staj yapıyordum ve çok zor bir işti. Ama hiç umurumda değildi çünkü kendimi cennette hissediyordum” diye o günleri hatırlıyordu. Büyük bir coşku ve mutluluk içindeydi. Kafasında ise elektronik vardı. Bunu da yöneticisine söylemişti: “Bütün dünyadaki en favorim elektroniktir.”

Dünyayı değiştirdi

13 yaşında ABD’nin önemli işadamlarından birini telefonla aramaktan çekinmeyen, derdini anlatan, istediğini alan ve zor olmasına rağmen montaj hattında çalışan bu çocuk, Steve Jobs’tan başkası değildi. Son yıllarda Apple’da yaptığı mucizevi girişimlerle, sadece şirketini değil, Murdoch’ın deyimiyle, ‘Oyunu da değiştiren’ Steve Jobs, tam anlamıyla ‘adam olacak çocuk’ örneğini sergilemişti. Tabi bu arada HP’nin patronu Bill Hewlett’in de hakkını vermek lazım. O da küçük bir çocuğu dinleyip, destekleyerek gelecek için ilham vermişti.

Borsalarda ayrışma var mı?

Global borsalar, kriz öncesi zirve düzeylerine, ağırlıklı olarak Ekim 2007’de ulaşmışlardı. Krizden sonra bazı ülkeler yüzde 100, bazıları yüzde 200 ve üstünde düşüşler yaşayıp, zirvelerinden uzaklaştılar. Biraz yakın geçmişi hatırlamak gerekirse, Mart 2009’dan sonra borsalar toparlanma trendine girdi. Ancak, her borsanın performansı aynı olmadı. Örneğin, Dow Jones Endeksi, son birkaç aydır dünyada yaşanan rekor düzeylere yükselme eğilimine ayak uyduramadı. Fransa ve Almanya borsaları da Ekim 2007’deki zirve düzeylerine yaklaşamadılar. Ancak, Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülke borsaları, kriz öncesi düzeylerine ulaştı, hatta yüzde 20’ye varan oranda geçtiler bile... Bu dönemde en iyi performansı gösteren borsalardan biri de İMKB idi... Özellikle referandum sonrası, seçimlere yönelik endişelerin de azalmasıyla birlikte 72 binlere kadar ulaştı. Şimdiye kadar yükselişte önden koşuyordu, şimdi de yaptığı prim nedeniyle düşüş sırasında bir miktar önden gidiyor. Bunda kâr realizasyonu yapılmamasının ve yaklaşan yıl sonu kapanışlarının da etkisi var. Ama borsalarda ilginç bir yatırımcı ruh hali vardır; ‘Düşüşün de yükselişin de sonunun gelmeyeceği’ sanılır. Oysa, sabırlı yatırımcılar, sadece yükselişten değil, düşüşten da kazanırlar. Bütün dünya borsalarında düşüş var. Ama hâlâ piyasalar durulduğunda paranın çok fazla adresi yok gibi görünüyor. ABD gibi ülkeler, henüz para musluklarını kısma gibi bir hazırlıkta değiller. Tedirginlik geçtiğinde yine borsalar hatırlanacaktır.

Hayalet şirketle rekabet kolay mı?

Koleksiyon Mobilya’nın kurucusu Faruk Malhan, bir süredir yönetime çocuklarını da dahil etti. ‘İkinci kuşak’, şirket yönetimine, değişik fonksiyonlar da katılmış. Koray Malhan tasarımdan, Doruk Malhan ise iş tarafından sorumlu... Kız kardeşleri Ayşe Malhan ise müşteri ilişkilerini yönetiyor. Kardeşlerin iş başına gelmesiyle birlikte, özellikle yurtdışında büyümeye ağırlık veriliyor. Görüştüğümüzde Doruk Malhan, Londra’da açılacak mağazanın kira sözleşmesini imzalamak için gittiği seyahatten dönmüştü. Londra’da, ‘tasarımcıların bulunduğu’ bir bölgede yer alacakları için mutluydu.

Dışarıda büyüme zamanı

Geçtiğimiz yıllarda Koleksiyon, iç pazara ve ev mobilyasına daha fazla eğiliyordu. Ancak, son dönemde ofis öne geçmiş ve gelirde payı yüzde 80’e kadar yükselmiş. Bunda ev mobilyasında büyümenin zorluğu, tasarıma dayalı markaların yayılmasındaki sıkıntı ve kayıtsız üretimin de payı büyük... Tasarımıyla öne çıkan markalar, İstikbal benzeri markalar gibi hızla büyüyemiyorlar. Az ve öz marka ile yola devam etmeyi tercih ediyorlar. Ofiste ise büyük projelere dayalı büyüme daha anlamlı görünüyor. Ardı ardına başlayan projeler ve banka ile şirketlerin yenilenme çabaları, ofis mobilyası pazarını destekliyor.

Kayıt dışının etkisi büyük

Ev ya da ofis, bu sektörde kayıt dışının gücü hâlâ çok yüksek düzeylerde seyrediyor. Rakamlara bakarsak da tabloyu açıkça görüyoruz. Sektörün büyüklüğünün 5-5.5 milyar dolar düzeyinde olduğu tahmin ediliyor. Bunun 800 milyon doları ofis mobilyasından geliyor. 700 milyon doları mutfak, 500 milyon dolara yakını da bahçe mobilyasına ait. Ev mobilyasının ise 3-3.5 milyar dolar olduğu hesaplanıyor. Rakamlar gerçekten çok büyük... Ancak, esas etkileyici olan, Doruk Malhan’ın ‘Hayalet’ dediği şirketler... Sektörde ‘Kiminle rekabet ettiğini bilemediğimiz bir kesim var’ diye konuşan Doruk Malhan, bu kesimi ‘Hayalet üreticiler’ olarak nitelendiriyor. Düşüşün bir defa... 800 milyon dolarlık ofis mobilyası işinde 16 bin adet üretici var. Önemli bölümü de kayıtsız çalışıyor ve rekabeti ciddi şekilde bozuyor. Böyle bir ortamda, büyük ya da büyük olmak isteyenler için dışarıya yönelmek, ciddi bir alternatif olarak öne çıkıyor.