'Bir daha evlenmem'

Esra Dermancıoğlu'nu 'Fatmagül'ün Suçu Ne?' adlı dizinin kötü yengesi Mukaddes olarak tanıdık. Sonra 'Doksanlar' dizisinin kıskanç kaynanası Şükran Hanım oldu. Şimdilerde 'Serçe Sarayı' adlı yeni dizide mahallenin terzisini oynuyor. Tiyatroda ise 'Poz' adlı oyunun kadrosunda. İki de filmi var gündemde: Biri vizyondaki 'Hayalet Dayı', diğeri de nisan ayında gösterilecek 'Merdivenli Adam'. Özetle; hangi taşı kaldırsanız altından Esra Dermancıoğlu çıkıyor

'Bir daha evlenmem'

Röportaj: Kezban ASLAN YILMAZ
kezban.yilmaz@posta.com.tr


 Ailenizden başlayalım mı sohbete?

Annemler, biri erkek dört kardeş. Annemin babası müzisyen. Cümbüş adlı müzik aletini üretiyorlar. Unkapanı’nda hala vardır cümbüş, nesilden nesile devam ediyor bu iş. Annem sanat tarihi mezunu, babam ekonomi. Biraz otoriter ama eğlenceli bir aile. Çok aşıklardı birbirlerine. Geçen sene annem vefat edene kadar ayrılmadılar. Babamın da müzik mağazası vardı. 1970 sonlarında plak satardık. Piyanolar, gitarlar, sazlar arasında büyüdüm. Benim de kulağımdan kulaklık eksik olmazdı. 5 yaşında piyano çalmaya başladım. Şu an çalmıyorum ama başlayabilirim.

  Nasıl bir otorite vardı ailede?

Tek çocuktum. Annem ve babam tesadüfen hayata aynı yerden bakmışlar. Bazen sıkıcı olabilir bu, onlar da sıkılmıştır bence. Otoriter, görgülü, sınırlarını bilen bir aileydi. Çok âdâplıydı annem.

‘Çalışmadan duramam’

  Siz nasıl bir kadınsınız?

O ailede yetiştim, o terbiyeyi aldım. Annemdeki birçok şeyi kendimde de görüyorum. Ondan ayrılan tek yanım, özgür ruhlu oluşum.

  “Sınırların dışına çıkabilirim” diyorsunuz yani...

O sınır herkese göre değişir. Ama adaletli bir çerçevenin içinde özgürlüğümü korurum.

 Çocukken oyunculuğa ilginiz var mıydı?

Artist olma gibi bir hayalim yoktu. Dünyadaki diğer insanların kültürlerini, yaşayışlarını merak ederdim. Bir yıl Boston-Amerika’da yaşadım, dört sene İsviçre’de okudum. Sonra buraya geldim, evlenip çocuk yaptım. Bir kültür vakfında sergiler düzenledim. Çalışmadan duramıyorum.

 Oyunculuk nasıl başladı? 7 yıl önce Şahika Tekand’dan oyunculuk eğitimi aldım. Çok yüksek bir enerjim vardı ama nereye akıtacağımı bilmiyordum. Bir gün stüdyoya girdim. Öyle başladı. “Ünlü olmak meslek değil”

40 yaşından sonra oyuncu oldunuz...

40 yaşından sonra ünlü oldum. Oyuncuydum zaten. Ülkemizde 20’nci sanat yılını kutlayan ama ünlü olmayan oyuncular var. Ünlü olmak meslek değil.

 “Keşke 20’li yaşlarımda oyuncu olsaydım” demediniz mi?

Keşkelerim yoktur. Hayatı öyle görmüyorum. Bugüne kadar yaptığım her yanlıştan, her doğrudan, her iniş çıkıştan çok memnunum.

‘Fatmagül’ün Suçu Ne?’ dizisinde Mukaddes Yenge ile çıkış yaptınız. Çok beğenildi o karakter.

O rolü oynarken kuş kondurmadım. Bu kadar patlayacağını da anlamamıştım. Aradan dört sene geçtikten sonra bunu anladım. Bunun mimarı, dizinin senaristi Ece Yörenç’tir. “Bu rolde bu kadını istiyorum” dedi. Çok güzel yazıldı, güzel çekildi. Ben de oynamışım demek ki.

’TAKOZ ÜSTÜNE ÇIKTIM DEV GİBİ BİR ŞEY OLDUM’

Bir yandan da ‘Hayalet Dayı’ isimli yeni filminiz vizyona girdi.

Evet. İki gencin yaşadığı bir evde hayalet dayı var. Hikaye bunun üzerine kurulu. Benim oynadığım aslında tam bir karakter değil. Film içinde bir renk. Takozlarla uzattılar beni. Dört metrelik bir şey oldum. Kıllı, çok çirkin, çok saf bir kadına benzer, yaratık gibi bir şey. Bir filmimiz daha var: ‘Merdivenli Adam.’ Birol Güven ile yaptık. 3 Nisan’da vizyona girecek. Bir karı-kocanın hikayesi... Gözü yükseklerdeki Süheyla, kocası Fazlı’dan araba istiyor.Para yok. Havaalanında uçağa binilirken kullanılan merdivenli araba var ya, işte onu alıyor karısına. Ben Süheyla’yım.

  Oyunculukta hedefiniz var mı?

Güzel karakterler gelsin, ben de en iyi şekilde oynayayım ve hayatımın sonuna kadar bu işi yapayım. Hepsi bu. Yok pardon, İran Sineması ile çalışmayı çok istiyorum. Çünkü çok iyi işliyorlar, dantel gibi. Bir tek oynamak kalıyor.

Şöhret olmak hayatınızı değiştirdi mi?

Sadece beni, kalabalıklar tarafından fark edilir kıldı. Hayatım değişmedi.

‘Kadın senaristler daha iyi’

Yeni diziniz ‘Serçe Sarayı’nda mahallenin tatlı terzisi Süla’yı oynuyorsunuz. Konu nasıl?

Üç çocuklu, dul bir kadının iki erkek arasında kalışını anlatıyor. Bir mahalle hikayesi, ben de çok tatlı ve iyi bir terziyim. Süla, Serçe (Songül Öden) ile yakın arkadaş. Dizi dramatik ama içinde komik durumlar da var. Funda Alp çok iyi yazmış hikayeyi. Kadın senaristler çok iyi.

 Neden?

Kadının zekası kıvrak. Başka bir yerden toplayabiliyor seyirciyi.

Erkeğin de kıvrağı var, asla kadın-erkek diye ayrıştırmıyorum. Ama kadın daha bir duyuyor, hissediyor... Daha detaycı.

‘Poz’ isimli oyununuz ile de tiyatro sahnesindesiniz.

Çok tatlı bir oyun ‘Poz’. Dört kadın oynuyoruz; Selen Uçer, Banu Çiçek Barutçugil, Gülce Oral ve ben. Gazeteci Rıdvan Kahraman’ın ölümünün ilk yıldönümünde 4 kadın, yaslı eşin evinde belgesel çekimi için toplanır. Sonra çekim dörtlü bir düelloya dönüşür. Alternatif tiyatrolar çok önemli, destek vermeli.

‘ANNELİK DEĞİL İNSANLIK ÖNEMLİ’

 Bir röportajınızda 10 yıllık eşinizden oyuncu olmanızı istemediği için ayrıldığınızı söylemişsiniz, doğru mu?

Hayır. Eşimle hiç öyle sıkıntılarımız olmadı. Şu an çok yakın arkadaşız. Öyle dramatik hikayelerim yok.

 Şu an hayatınızda biri var mı? Tekrar evlenmeyi düşünür müsünüz?

Yok. Olsa da evlenip ayrıldım, tekrar evlenmem. 

11.5 yaşında kızınız var, nasıl bir annesiniz?

Annelik, kadınlık diye bir şey olamaz, benim için insanlık olabilir sadece. Anne olmak ekstra sorumluluk ve endişe yarattı benim için. Sen yönlendirdiğin, senin elinde büyüdüğü için iyi bir insan olsun, yeterli.