Bir de topuğuna sıkın şunun...

Cumartesi, 27 Mart 2010 - 05:00

Olmuyor anacığım; bir türlü ölmüyor bu adam. Polat Alemdar (Kurtlar Vadisi Pusu/Star TV) işte biliyorsun, mitolojik bir kahraman gibi... Antik zaman ozanı Homeros anlatır; Aşil isimli delikanlı tanrılar kadrosundan torpilli bir velet olarak dünyaya gelir. Anası onu alır, ölümsüzlük ırmağında yıkar. Adamımıza ne kılıç ne de kargı işler. Zırh gibidir vücudu; bir yeri hariç... Valide hanım bebeği yıkarken onu ayak bileğinden tutarak sokup çıkarır suya. Topuğun o bölgesine (tıpta da Aşil tendonu olarak geçen yer) değmez anlayacağınız. Aşil oraya aldığı bir ok marifetiyle Hades’in cehennemini boylar sonunda... O yüzden anacığım; eğer elli metre yakından on küsur adam, üstelik elinizde pompalı tüfeklerle vuramıyor ve elbette öldüremiyorsanız adamı, bir de topuğunu deneyin derim ben. Tanrılardan torpilli Aşil ölür de, senaristten torpilli Polat ölmez mi ola?..

Bundan sonrası uzay mekiğidir...

Son birkaç bölümdür Behlül başta olmak üzere Ziyagil ahalisi bir taksiden inip diğerine biniyordu. Aşk-ı Memnu’da (Kanal D) yaşadığımız o araba galerisi gezme hissi yoktu sonuçta. Hayırdır, kriz filan mı diye düşünüyordum hatta... Yok anam, babam; bildiğin gibi değilmiş. Adamlar tasarrufu meğer Çetin Özder amcanın jeti için yapmışlar. Diziye bir jet girmemişti; o da oldu... Bundan sonraki basamak uzay mekiği artık. Bilmiyorum Firdevs, orada da gözlerini siyah bantla örtüp uykuya dalar mı? Uzaydan biz zavallı dünyalıların nasıl göründüğünü merak eder herhalde. Neyse... Bir de şu tıbbi hatalar diyorum; azaltsak artık onları. Hilmi’nin karpuz gibi yarılmış kafasından pekmezi akınca beyin ameliyatına alınmıştı. Hop ertesi saat normal odaya geçiverdi adam. Hani bunun yoğun bakımı?.. Beyin, benim güzel doktorum, kesip biçtiğin şey beyin. Bugün sünnet yarın deniz dediğin başka uzva bıçak vurduğunda oluyor. Anlatabiliyor muyum?..

En iyi Atatürk belli oldu!

Can Dündar’ın Mustafa’sıyla başlayıp Zülfü Livaneli’nin Veda’sıyla devam eden ve Turgut Özakman’ın Dersimiz Atatürk’üyle son bulan “sinemadaki Ulu Önder” çalışmalarına dikkatle baktım...

Her biri tarihi kendi açılarıyla ele alan filmlerin ortak yönü insanı topyekûn bir hüzne sürüklemesiydi. Atatürk ve hüzün; ayrılmaz bir ikiliydi beyaz perdede... Ben havsala ve can evinde daha farklı ve büyük bir heyecan yaratan Atatürk filmlerinin de çekileceğine inanıyorum. Dilerim bunu eloğlununkinden değil kendi kameramızdan izlemeyi başarırız. Neyse... Sinemadaki Atatürk’ler içinde makyaj hilesine başvurmadan doğruya en yakın fotoğrafı Veda’daki olgunluk dönemini oynayan Burhan Güven veriyor. Bundan sonraki çalışmalar için başka bir Atatürk aramaya inanın hiç gerek yok. Benden söylemesi...

Aman Eskişehir’e dikkat!

Es-Es dizisinde (Show TV) Eskişehirli izleyicide tedirginlik yaratan gelişmelerden bahsediliyor. Bir okurum, “Eğer üniversite yaşına gelmiş bir çocuğunuz varsa, eğitim için dizide resmedilen kente göndermeye korkarsınız” diyor. Haklı vallahi... Yırtmaya çalışan ve başlarda parlak da bir görünüm veren üniversite öğrencisi Uras’ın çevresindeki şiddet, mafya, gece hayatı filan beni bile korkuttu... Ama bilenler iyi bilir. Eskişehir öyle bir yer değildir. Elbette gündelik kavga gürültü vardır kentte. Ama yakın bir kıyasla mesela Ankara’dan ya da çevredeki illerden çok daha gelişkin ve huzurludur... Aman diyorum; yanlış intiba olmasın. Dizi değerli bir dizi, kent de değerli bir kent, hakikaten yazık olur emeklere...

Acı ama gerçek!

Sabah haberlerinden birinin sunucusu dert yanıyor; “Bizden önceki diziyi izleyip, hemen kaçıyorsunuz. Sizi gidiler sizi. Nereden mi biliyorum? Dakikalık reytingleri analiz ediyorum. Anladığım kadarıyla gerçekleri izlemek işinize gelmiyor?”... Aynı anda rakip kanallara bakıyorum, biri hariç (Star TV) hepsinde sabah haberi var. Dakikalıklara bakıyorum ben de çocuğa uyup; hepsi haber izlemeye diğer kanallara geçiyorlar... Gerçekleri başka bir ağızdan alma haklarını kullanıyorlar yani. Bak bu da başka bir gerçek minik kardeşim, senin için acı olsa da!

Haberi gülerek izlemek

Baba Haber bülteni (Kanal D) ekranda önemli bir boşluğu dolduruyor. Hem kanalların reklama çıkıp izleyicisini farklı mecralara yönlendirdiği zaman boşluğunu, hem de ekranda; özellikle de haberdeki gülmece boşluğunu...

Bu ülkede haber ile mizahı yan yana getirenlerin ilkiyim. Neredeyse 20 yıldır da bu duruştan hiç vazgeçmedim. Haber ve siyaset üzerinden hiciv yapmanın recm nedeni olduğu yıllarda bile. Bu yüzden Baba Haber Bülteni unut veriyor bana...

Ve evet; bazı atraksiyonlarına çok gülüyorum. Haber geriliminden önce sinirini alıyor insanın. Elinize sağlık diyorum tüm emek verenlerine...