Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Bir defa da, iş yapanı tebrik edelim

Cumartesi, 13 Şubat 2010 - 05:00

Adeta ruhumuza işlemiş. Her şeyi olumsuz açıdan görüyor, sürekli olumsuz gelişme peşinde koşuyor ve hep adam dövüyoruz. Gazetelerde “Domuz Gribi”nin önüne geçildiği ve salgının büyük oranda ülkeyi terk ettiğiyle ilgili haberleri okuyunca, Sağlık Bakanı Recep Akdağ aklıma geldi.

Bir Allah’ın kulu da çıkıp “Ey Bakan Bey, didindin durdun. Halkı uyarabilmek için, elinden geleni yaptın. Bakanlığın da, önlemleri erkenden aldı. Hem tebrik, hem de teşekkür ederiz” demedi. Ben bizzat tanık oldum.

Akdağ ve Sağlık Bakanlığı, gerçekten çok başarılı bir aşı kampanyası yürüttü. TV’ler arasında koşuşturdu. Hem de, karşısındaki iki büyük engele rağmen insanları ikna etmeye çalıştı. Bunlardan biri MHP’nin eski Sağlık Bakanı Osman Durmuş, diğeri de Başbakan’dı. Durmuş etkin muhalefetiyle insanların kafasında soru işaretleri yaratmayı bildi. Son darbeyi de -bilerek veya bilmeyerek- Başbakan vurdu. Buna rağmen Akdağ, ne yıldı ne de küstü. Aşı kampanyasını yürüttü. Eğer kampanya bu kadar erken başlatılmasa ve nispeten bu kadar yaygınlaşmasaydı, ölü sayısı çok daha fazla artardı. Osman Durmuş’un, Akdağ’ı (özellikle TBMM’deki kavgadan sonra) tebrik etmesini beklemek zordur, ancak Başbakan’ın tüm engellere rağmen bu sonucu alan bakanına bir teşekkür etmesi beklenmez mi? İş yapanları tebrik etmeyi benimsemek de, demokrasilerin güzel bir yanıdır.

TSK, yeni bir süreç başlattı...

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ilgilendiren iddialar ve iddianamelere giren suçlamalar konusunda, bundan böyle yeni bir yaklaşım izleyeceğini ortaya koydu. Buna göre, sık sık hem kendi hem de kuvvet komutanlarının, kamuoyunu ve Silahlı Kuvvetleri bilgilendirme amacıyla konuşacakları anlaşılıyor.

Şimdiye kadar sadece Başbuğ konuşur, kuvvet komutanları susarlardı. Bu süreç bitti. Artık her cepheden hücuma geçiliyor. Başbuğ’un Haber Türk’teki son söyleşisi bu yeni stratejinin ipuçlarını veriyor. Bu görüşlerini hem Cumhurbaşkanı, hem de Başbakan ile paylaştığını, onların da bu tepkilerini haklı bulduklarını söylüyor, ancak diğer satırlardan ortaya çıkan anlam “iktidarın gereğini yapmadığı” şeklinde. Peki bundan sonra ne olacak?

Başbuğ, böyle devam ederse “Bizim de elimizde bilgiler var, biz de bunları kamuoyu ile paylaşırız” diyor.

Bunun halk diline çevrisi, “Polis ve yargı doğru dürüst hareket etsinler, TSK’yı lekelemesinler, yoksa biz de onların kirli çamaşırlarını ortaya koyarız”dır. Burada iktidar tehdit edilmiyor. Diğer kurumlara gözdağı veriliyor. Tabii dolaylı olarak iktidara da bir yollama yapılıyor.

Bu süreç herkesi yaralar. Ancak, mahkemeler bitene kadar da, karşılıklı itişmenin devam edeceği anlaşılıyor.

Alevi dostlar, kusura bakmayın ancak...

Devlet Bakanı Faruk Çelik’in koordinatörlüğünde düzenlenen Alevi Çalıştayı bitti ve bir ön rapor yayınlandı. Kıyametler de koptu. Çeşitli Alevi dernek ve kuruluşları raporu yerden yere vurdular.

Kimseler Faruk Çelik’e teşekkür dahi etmedi. Oysa, Devlet Bakanı canla başla, Alevi vatandaşlarımızın sorunlarına bir çözüm bulmaya çalışmıştı.

Çeşitli toplantılar yapıldı, Alevi dernek ve grupların tümü davet edildi. Alevi olmayan ancak konuya ciddi katkıda bulunmak isteyenler de çağrıldı. Bunlara ben de katıldığım için biliyorum. Sabırla herkes dinlendi ve bir ortak görüş çıkarılmak istendi.

Beni hayal kırıklığına uğratan en önemli oluşum, Alevi dostların içine düştükleri kargaşa oldu. Ortak bir noktada buluşamıyorlar. En basit konularda dahi bölünmüşlük içindeler. Daha da kötüsü, her biri diğeriyle neredeyse kavgalı. Tabii böylesine bir kördüğüm olunca, çözüm bekledikleri konularda hiçbir ortak görüş saptayamayınca, sorunlarını çözme görevini başkalarına bırakıyorlar.

Alevi dostlarımızın bu ön rapora kızmaya hiç hakları yok. Bu şekilde devam ettikçe de, sorunlarına hiçbir zaman çözüm bulamayacaklar.

Bu iktidar hiç değilse, ilk defa Alevi konusuna eğildi. Ancak onlar, bu fırsatı da kullanamadılar, kaçırdılar.

Kendi kendilerine yazık ettiler.

Duyduk duymadık demeyin: Türkiye parselleniyor!!!

Haber Türk gazetesindeki bir haberden okudum. Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın yaptırdığı “2010 Yılı Yabancı Mülkiyeti Analiz Raporu’na göre, Edirne’den Van’a kadar 73 ilde gayrimenkul satın alarak yerleşen yabancıların sayısı 91.382’ye ulaşmış. Ayrı ayrı 83 ülkeden gelmiş olan bu yabancıların aldıkları toprağın büyüklüğü de 53.388 bin kilometrekare. En çok İngilizler (27 bin 242) Türkiye’yi tercih ediyorlar. Onlar da daha çok Bodrum, Antalya gibi tatil yörelerindeler. Ardından Almanlar geliyor.

Bu haberi okuyunca, hemen aklıma Sayın Rahşan Ecevit geldi. Hatırlayacaksınız, Rahşan Ecevit Türkiye’nin elden gittiğini, yabancıların toprak alarak ülkeyi parsellediklerini söylemişti. Şimdi kimbilir nasıl karalar bağlıyordur.

Oysa tam aksine, Avrupa’da Türkler bu miktarın neredeyse 10 misli toprak ve gayrimenkul satın almış durumdalar. İngiliz ve Almanların İspanya başta olmak üzere, başka ülkelerde satın aldıkları gayrimenkuller astronomik sayılara uzanıyor.

Eyvah yabancılar geliyor, diye karalar bağlayacağımıza, neden yeterince gelmiyorlar, neden Türkiye’yi tercih etmiyorlar diye kararlar bağlamamız gerekiyor. Eğer yabancılar bir ülkeyi tercih ediyorlarsa, bu, o ülkeye güvendikleri, paralarının çarçur olmayacağından emin oldukları anlamına gelir.

Vodafone’un rekoru...

Vodafone altın yılını yaşıyor. Son verilen rakamlara göre, bir yıl öncesine oranla faturalı abone sayısını yüzde 18, gelirini de yüzde 23 arttırmış durumda.

Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkanı Serpil Timuray, GSM pazarında altın dönemini yaşıyor. Hem de, büyük yatırımlar yaptıktan sonraki sel felaketine rağmen şirketini kısa sürede toparlamasını bildi. Vodafone’cuların en hoş tarafı son derece dinamik ve hızla genişleyen bir strateji uygulamaları. Projeleri uzatmadan değerlendirmesini biliyorlar. Tabii daha önemlisi, şikayetler de dahil olmak üzere, hemen her alanda çabuk hareket etmeleri.

Serpil Timuray baştan beri iddialıydı, şimdi bu iddia çıtasını daha da yükseltti.

Alışveriş eğlencesini elimizden almayın lütfen...

Büyük alışveriş merkezleri (AVM) tehdit altında. Hükümet, sanki başka işi yokmuş gibi bu merkezleri açıkça kafasına taktı ve pazar günleri 18:00’de kapanmalarını içeren bir hazırlık içinde. Neden?

İşçilerin dinlenmeleri için mi?

Eğer amaç bu ise, işçiyi çalıştırma süresi bellidir. Bunu aşanlar ya fazla mesai verirler veya ek işçi alırlar. Hükümetin anlayamadığı en önemli unsur, AVM’lerin hem alışveriş, hem de bir eğlence merkezi olduğudur. Aileler, çocuklarını alıp, pazar günleri boş yere bu merkezleri doldurmuyorlar. Vitrine bakmak, sandviç yemek dahi hepimizi mutlu ediyor. Bırakın şu çağdışı hesapları. Bizim eğlence merkezlerimizi elimizden almayın...

Tuluhan’ın en güzel söyleşileri...

Benim medyadaki favori isimlerimin başında Tuluhan Tekelioğlu gelir. TV’de en güzel gülen, en hoş soruları soran Tuluhan’ın çok farklı bir yaklaşımı vardır. Ne yaparsa da iyisini yapar. TV’deki programlarını hepimiz izledik. Şimdi de SABAH gazetesi için gerçekleştirdiği “Her şeye rağmen ikimiz” dizisinden 36 söyleşiyi TURKUVAZ Kitap’tan piyasaya çıkardı. Her şeye rağmen birbirini hâlâ sevenlerle tanışmak istiyorsanız Tuluhan’ın kitabını alın.

Dani’nin unutmadığı Fecri Ebcioğlu...

ODEON’un sahibi Dani Grünberg’e bayılıyorum. Bu kadar ince zevkli, bu kadar ne zaman kimi anmanız gerektiğini bilen bir başka müzik yapımcısı tanımıyorum. Nice eski sesleri bize hatırlatan CD’ler yaptı, şimdi de Fecri Ebcioğlu’nun ilk CD’sini piyasaya verdi. Bizim kuşak Fecri’yi çok iyi tanır ve çok severdi. Dani sayesinde kimi yabancı dilden Türkçe’ye çevrilmiş, kimi kendi yazdığı şarkılarla Fecri’yi yeniden hatırladık.