Bir günü nasıl geçiriyor?

Oscar'lı aktör Tim Robbins varoluşçu krizden blues şarkıcısı olarak çıktı. Robbins, The Sunday Times'a hayatından bir günü yazdı

10 Mart 2011, Perşembe 14:17
A A

Kaliforniya’nın Venice kentinde yaşıyorum. Yoga yapmayan ya da organik beslenmeyen birilerini bulmakta zorlanacağınız, yazarların ve sanatçıların olduğu yaratıcı bir topluluğun içindeyim. Bir yıldır eski, harika bir evde tek başıma oturuyorum. Günlük rutinime gelirsek; saat 10.00’da kalkar ve ilk iş her sabah yatağımı toplarım. Yıllarca bunu yardımcım yaptı, şimdi sıra bende. Burada çok popüler olan organik yulaf ve bademli süt karışımıyla güne başlarım. Her sabah haberleri izlemek için televizyonu açardım ama taşındığımdan beri bu alışkanlığımı bıraktım. Beni sinir eden politika haberlerine ya da korkakça yapılan gazeteciliğe tahammülüm yok. Yeterince kızgınım. Beni kışkırtmasınlar. iPhone’umdan New York Times’ı takip ediyorum. İş bitiyor.

Ev işi de ondan soruluyor ütü hariç!

Sonra bisikletime atlayıp yerel marketten sebze almaya gidiyorum. ‘Sağlam’ şeyler alıyorum. Ispanak, lahana ya da sarımsak... Havuç ya da pancar değil. Onlar pısırıklara göre. Ardından bir yüzme molası, saunayla final yapıp meyve alışverişine çıkıyorum. Eğer herhangi bir görüşmem yoksa evde çalışıyorum. Ama önceden evde beni bekleyen bir iş var mı diye bakıyorum. Kirliler birikmişse müzik açıp çamaşır makinesini çalıştırıyorum. Bulaşık çukurundan çıkıp banyo tuvalet temizliğine kadar her şey var. İş ütüye gelince olay değişiyor. Ütüden uzak dururum. Hem kırışık çarşaflarımı benden başka gören olmuyor ki!

Sürekli senaryo okuyorum. Zekice yazılmış bir işin kucağıma düşmesini bekliyorum. Genelde üçüncü sayfada notunu veriyorum, çoğunlukla iyi senaryo çıkmıyor. Geçmişte çok fazla filmde rol almadım çünkü çocuklar büyürken evde olmak önceliğimdi. Eva ve Jack artık 20’li yaşlarında ve Los Angeles’ta yaşıyorlar. En küçükleri Miles ise New York’ta. Aslında şimdi azad edilmiş hissediyorum. Bu arada ben de sahip olduğum ‘The Actors’ Gang’ adlı tiyatroya odaklandım. Adaptasyon ve yeni oyunlar üzerine çalışıyoruz. Son olarak ABD’deki ilk kalıcı İngiliz yerleşkesi Jamestown’ı konu alan bir oyun sahneledik.

Etten uzak duruyor



16.30’da hibrid Lexus arabama atlıyorum, doğru tiyatroya. Yolda bir şeyler atıştırmak için duruyorum. Çoğunlukla vejetaryen lokantası oluyor. Bir yıla yakın süredir etten uzak duruyorum. Ama bu konuda katı kurallarım yok. Canım bir parça domuz pastırması çekerse “Hayır” demiyorum. Tiyatro binamız aslında eski bir elektrik trafo merkezi. Los Angeles’tan Pasifik Okyanusu’na kadar uzanan demiryolunda bu trafolardan var. Aynı zamanda film seti olarak da kullanılmış. King Kong ve Tarzan gibi birçok klasik film burada çekilmiş.

Ara sıra mönüde esrar da var

Saat 23.00’te işimiz bitmiş oluyor. Yapılabilecek iki şey var: Bir kısmımız bara gider, ki bu durumda benim tercihim votka olur. Diğer zamanlardaysa başka bir ‘şey’ içmeyi tercih edebilirim ki, bu ‘şey’ artık Los Angeles’ın birçok bölgesinde yasadışı değil. Hele bir de reçeteniz varsa... Benim reçetem yok. Lincoln’ün batısında marihuana reçetesi olanların sayısı ülkenin herhangi bir yerinden çok daha fazla.

Müzisyenlik genlerinden...

Gece 01.00’de genelde evde olurum. Eğer hâlâ uykum yoksa şömineyi yakıp gitarı elime alırım. Babam 1960’larda bir folk grubuyla şarkı söylerdi. Ben de gençliğimden beri şarkı yapıp çalıyorum. Keyif aldığım bir şey. Kısa süre önce favori şarkılarımdan oluşan bir albüm yaptık. Enerjim bittiği zaman kırışık yatağıma doğru yönelirim. Şu an hayata sayfaları boş bir kitap gibi bakıyorum. Sınırsız olasılık var. Oradan oraya gezen bir çingene bile olabilirim. Bazıları buna varoluşçu bir kriz diyebilir. Bana göreyse hayatla geçinebilmek.”(Milliyet)

2

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;