Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Bir hüzündür Osmanlı

Pazar, 25 Temmuz 2010 - 05:00

‘50 yıl sürgünde yaşadı. Tek hayali İstanbul’da yaşayıp, İstanbul’da defnedilmekti...’
Osmanlı padişahlarından 2. Abdülhamit’in torunu Osman Nami Osmanoğlu’nu son yolculuğuna uğurlarken kızının söylediği bu cümleler dokundu bana.
Osmanlı hanedanının kalan her üyesinin yüzünden, hayat hikayelerinden okuyabileceğimiz bir hüzün var ortada.
Bir sürgün, hasret, özlem ‘Osmanlı’ olmak aslında. Şimdikiler Osmanlı’yı nasıl pazarlarsa pazarlasın, ciddi bir hüzün ve kaybetmişlik duygusu var Osmanlı torunlarında...
O kaybetmişlik duygusunun dönüm noktası olan Sevr var belleklerde. Arkadan bıçaklanmışlık duygusu var. Bütün bir Türk siyasi hayatını etkileyen olgular bunlar.
O yüzden, ‘Osmanlı’nın torunlarıyız’ derken, ‘içeriğinin’ farkında olarak konuşmak gerek. Onca şaşaanın ardından gelen kaybetmişlik duygusunu, hüznü, hasreti, sürgünü de düşünmek gerek. Bu hüzünlü hikayelerin getirdiği duygu ve bilinçle Osmanlı’nın torunları olabilmek gerek...

Sevda Demirel üzerinden Türk soyu tartışması

Bayraklı balon tekmeleyerek ‘Türklüğe hakaret eden’ Hülya Avşar’ın, açıklamalarıyla ‘Türk halkını askerlikten soğutan’ Bülent Ersoy’un ardından, şimdi de ‘Türk soyunu koruma’ görevini yerine getirmeyen bir Sevda Demirel’imiz var.
Ne yapmış Sevda Demirel? Amerika’daki bir sperm bankası aracılığıyla hamile kalmış. Mart ayında çıkan ve sperm bankasından hamile kalmayı yasaklayan kanuna rağmen böyle bir açıklama yaptığı için de hakkında inceleme başlatılmış.
‘Türk soyunu koruma’ amacıyla değiştirilen yeni yönetmeliğe göre, sperm bankası aracılığıyla hamile kalanlar ve buna aracılık edenler hapis cezasıyla yargılanabilecekmiş. İş o kadar ciddi yani. Sperm bankasından hamile kalmanın beraberinde getirdiği sosyal, psikolojik, etik sıkıntılar illaki var. ‘Dünyanın her yerinde serbest bırakılsın, ne olacak ki’ diye arkasında durulabilecek bir yöntem değil bu. Ama ‘Türk soyunu koruma’ gerekçesiyle yasaklanacak bir şey de değil. Kim tanımlayabilir ki Türk soyunu? Kolay mı öyle ‘Türk soyu budur’ demek?
Böyle iddialı ve tartışmaya çok açık bir kavramla yola çıkarsanız, kendinizi Türk soyunu Sevda Demirel figürü üzerinden tartışırken bulursunuz, ki zaten tam da bu noktada kavramın altında ezilir, işin içinden çıkamaz hale gelirsiniz. Bir gün bir de bakmışsınız, ‘Türk Malı’ dizisine Türklüğü aşağıladığı için dava açan zihniyete teslim olmuş, Sevda Demirel’e de Türk soyunu bozduğu için dava açmışsınız(!)

Türkü güzeldir öze dokunur

Unutmuşuz türküleri. Sanki geçmişte bir yerlerde bırakmışız. Günlük hayatımızın içine almamışız, alamamışız.
Şimdilerde bir yarışma, ‘Sen Türkünü Söyle’ yarışması tekrar hatırlatıyor bize türkümüzü, özümüzü. Gencecik, pırıl pırıl çocuklar, berrak sesleriyle öyle güzel söylüyorlar ki türküleri, insanın yüreğine işliyor. Arif Sağ ve Belkıs Akkale gibi değerli isimler jüri koltuğunda oturuyor ve yönlendiriyor bu güzel çocukları. Kırmadan, dökmeden, magazinelleştirmeden.
En çok da Doğu kökenli bir gencin bir Ege türküsü seslendirmesi ya da bir Trakyalı’nın bir uzun hava söylemesi takdir buluyor. Çünkü gerçek bir sanatçıdan, memleketin her köşesinden türküleri seslendirmesi bekleniyor.
Birkaç haftadır izlediğim kadarıyla, gençlerin hemen hepsi çok iyi işler çıkarıyor. Kızlardan Sibel, erkeklerden Ebubekir, benim özellikle dikkatimi çekiyor. Sibel, Sivaslı bir genç kız. Ama öyle geniş bir ses yelpazesi var ki, Trakya ve Ege yörelerinin türkülerinin de hakkını veriyor. Sahne tavrı, duruşu ve enerjisiyle sahneye o kadar yakışıyor ki, Belkıs Akkale bile tevazu göstererek ‘Sibel’den sahne duruşu dersleri almalıyım’ diyor.
Ebubekir ise ses rengiyle İbrahim Tatlıses’in gençliğini hatırlatan, yanık sesli bir genç. Güler yüzlü, aklı başında, efendi bir profili var. Kendi yöresinin dışındaki türküleri nasıl okuyacağını merakla bekliyorum.
Bu yarışma aracılığıyla türkülerimiz daha geniş kitlelerde ilgi uyandırır mı, popülerleşir mi bilmiyorum ama ben her bir türküyü, tadını çıkara çıkara, kah içlenerek, kah neşeyle dinliyorum. Her seferinde de ‘Bu nasıl bir zenginliktir ya!’ diye hayrete düşüyorum. ‘Türkü güzeldir, öze dokunur’ diyorum.

HAFTANIN NOTU

İnternet sitelerinin mahkeme kararlarıyla üst üste kapatılmasına karşı çıkan onlarca site ve sivil toplum kuruluşunun yer aldığı ‘Sansürsüz İnternet Platformu’ öncülüğündeki yürüyüşte binlerce kişi ellerinde pankartlarla İstiklal Caddesi’nde yürümüş. Aynı saatlerde, birkaç kilometre aşağıda Dolmabahçe-Bomonti tünelini açan Başbakan’a seslenen kalabalık ‘Tüneli açtın, Youtube’u da aç’ diye bağırmış. (Geç kalınmış bir eylem belki ama devletin internetle mücadelesi sürdüğü için, bu eylemlerin devamı gelir gibi görünüyor. Esas iş iktidardakilerin gözünde internetin imajını değiştirmekte. Zira kendilerinin gözünde internet bütün kötülüklerin anası, tıpkı bir zamanların satanistleri gibi! O yüzden ilk önce bu kuşağa interneti sevdirmenin yolları bulunmalı, yoksa eylemlerin hepsi boşuna!)