Bir Sefarad'ın gözünden Edirne sinagogu açılışı

Bir Sefarad'ın gözünden Edirne sinagogu açılışı

28 Mart 2015, Cumartesi 12:52
A A

Ben hayatımda hiç sinagog açılışı görmedim. Sinagoglar, terör saldırılarından sonra yenilenir bilirdim. Yani yeni koltuklar, badana kokusu, yeniye dair sinagogda bir şey görmek benim için kötü anıları canlandırır. Polis kontrolünden terör saldırılarına korunaklı duvarlardan geçerek ibadetimi ederim.  İsrail – Gazze’ye dair ne zaman bir şey olsa, İsrail’le Osmanlı Yahudi ayrımını yapmak istemeyenlerin gözleri ibadethaneme döner.

Sinagoga gidip ibadet etmeye korkarım. İbadetim bittiğinde koruma görevlileri bize “hızlı adımlarla uzaklaşın lütfen bekleme yapmayın” der.

Camiye gittiğimde polis kontrolünden geçmeden dua edebilen arkadaşlarıma özenirim.

Ben bir Sefaradım, Osmanlı’nın Yahudisi.

Büyük büyük dedem , Balkan Harbinde Osmanlı ordusunda Müslüman silah arkadaşlarıyla savaşırken Sivastapol’da cephede hayatını kaybetmiş. Babaanne tarafım Filistin göçmeni. Dedemi  ise Türkiye Cumhuriyeti  2. Dünya savaşı sırasında Nazilerden kurtarmış.

Köklerim burada benim.

Burası herkes kadar benim de ülkem.

Doğrusunu söylemek gerekirse, bana 26 Mart günü Edirne Sinagogu açılacağını gideceğimizi söylediklerinde şaşırdım.

Her kesimden eleştiri yağmuruna tutulacağımızı, yalnız bırakılacağımızı düğünmüş, Edirne halkı bizi istemeyecek sanmıştım.

Yanılmışım.

Açılışın olacağı sabah, yaklaşık 800 Sefarad,farklı illerden  ve ülkelerden otobüslere doluşup polis eskortu eşliğinde Edirne’ye yola koyulduk.  Nesim Bey “1492’de gerçekleşen Büyük Sefarad göçü bu sefer Edirne’ye doğru” diyerek bizi güldürdü. İgal Bey “Şimdi İstanbul’da Yahudi kaldı mı?” diye soruyordu.

Trakya olayları neticesinde Edirne’yi terk etmek zorunda kalan Bayan İda ise otobüste mikrofonu eline alıp: “Abe günaydın!” diye konuşmasına başladı. “Biz Edirne halkıyla hiçbir zaman kişisel bir problem yaşamadık. Edirne’nin çok güzel bir kültürü vardır. Evet, Yahudi kültürü vardır ama asıl Edirne halkının komşuluk, yardımlaşma ve paylaşma duyguları da vardır. Köy ağaları ve çocuklarıyla birlikte büyüdük biz. “ dedi durdu ve ekledi “Edirne’yi çok özledim ben, benim kalbim Edirne’de kaldı.”

 

 

Polisler biz güvenlik içinde ibadet edebilelim diye çocukluğumuzdan beri ibadethanelerimizde nöbet tutar. Bu kez yine İstanbul-Edirne  yolu  boyunca  ibadethanemize giderken  polis araçları bize eşlik etti.

Edirne’ye varıp sinagogun sokağında kurulan güvenlikten geçtikten sonra bariyerler arkasında hayatımda ilk defa bir sinagog binası gördüm (Genelde sinagoglar duvarlar, binalar arasında gizlenmiştir ve sokağa bakan sadece bir kapısı vardır).

Sultan 2. Abdülhamit’tin 1909’de yaptırdığı gibi aslına uygun restore edilmiş böyle güzel bir yapıyı eski haliyle görmediğim için sevindim.  Büyük yangınla kül olan 13 sinagogu temsilen, dünyanın dört  bir  tarafında söylenilen sinagog ilahileri olan maftirimlerin doğduğu yerdeydim.

Yeni ibadethanemi görünce uzun zamandır böyle mutlu hissetmemiştim.  Erkekler alt katta dua etmek için hazırlanırken  arkadaşlarımla hemen merdivenlerden yukarıdaki balkona çıktık. Her şey yepyeniydi. Mis kokuyordu.  Sinagog penceresinden Edirne manzarasını bakarken çatılarda bekleyen  keskin nişancıları gördüm.

Öğlen tören öncesi Selimiye Camii ziyaretimizden sonra Edirne’deki mezarlığımızı ziyaret için yola koyulduk. Mezarlığa adım atar atmaz,dünyanın dört bir tarafından insanlar yıllardır görmedikleri akrabalarının mezar taşlarını aramaya  başlamıştı. Kimi büyük babasını, kimi baba annesini bulduğunda bağırıyordu “İşte burada! Büyük dedemi buldum!”.

Yaşlı bir kadın babasının mezar taşını bulabilmek için gençlerden yardım isterken arkadan biri “Burada yatan kişi sahafmış” ama bizim akraba değil diye yanındakine anlatıyordu. Başka biri şekilde akrabasının mezarının başında ağlamaya başlamıştı. Mezarlıklardan bir bey ise şöyle diyordu “Arkadaşım doktordu benim. Şimon… Onun mezarını bulamadım ben”. Bütün bunlar olurken annemim elime tutuşturduğu soyadını taşlar arasında arıyordum. Ne yazık ki ben diğerleri kadar şanslı değildim. Bizim taşımız zaman içersinde çalınmış, satılmış yok olmuştu. Mezarlığa baktım, artık devlet mezarlıklarımızı koruyordu. 

Sinagoga tören için geri döndüğümüzde Başbakanlık vakıflar Genel  Müdürü  Adnan Ertem “Hiçbir ayrım  gözetmeksizin bu mirası  geleceğe taşıyacağımızı bilmenizi isterim” diyerek konuşmasına başladı.  Nefret söylemlerinin arttığı bir dönemde böyle sözler duymaya ne çok ihtiyacımız vardı.

Türk Musevi  Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh  ise “Hoş geldiniz diye seslendikten sonra sonra Cumhurbaşkanına ithafen  “Bu  değişimi siz yarattınız, çok teşekkür ediyorum” dedi ve salon alkışlamaya  başladı. O sırada telefonlarımıza  baktık ve hepimizin twitter hesplarına  “Pis Siyonist, yazıklar olsun. Yahudilere ibadet açmak da neymiş? Ailenle vedalaş bu senin orada son günün” mesajları gelmişti.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise konuşmasına “ Bu ülkede var olan her inanç ve kültürel grup aynı bahçenin gülleridir” dediğinde telefonlarımızı bıraktık.  Bülent Arınç “Toplumların gelişmesiyle, tarihin karanlığına gömüldüğünü düşündüğümüz o eski hastalıklarla mücadelede gerek devletlere gerekse toplumlara önemli pay düşmektedir.” derken düşündüm, devlet adamlarının ağzından çıkacak güzel sözlere, kucaklamalarına ne kadar hasret kalmışız.

Konuşmanın sonunda ilahiler eşliğinde Tevrat sinagoga getirildikten sonra 100 yıl evvelki durduğu aynı yere  yerleştirdik. Dünyada savaşlar çıkarken, ırkçılık diz boyu giderken  biz Edirne’de tarihi bir gün yaşıyorduk.

Söylemeden geçmek olmaz,  Edirne Belediyesinin emeği çok geçmişti.

Edirne halkı mı?

Hepsi güler yüzle “Evinize hoş geldiniz” pankart ve çelenkleriyle bizi karşıladılar.

Arkadaşlarımdan, Edirne halkından, tanıdık tanımadık herkesten kutlama mesajları aldık.

(Bu mutluluğu bize yaşatan, bizi de vatandaş olarak unutmayanlara şükranlarımızı sunarım.)

Tören bittikten sonra dışarı çıktım. Sinagogun mermer basamaklarından indim. Çocukluğumdan beri  ibadet edebilmem için nöbet tutan güvenlik görevlileri bizim için kapıda nöbet tutuyordu.

Korumalardan birinin yanına yanaştım ve ” Bugün için size teşekkür ederim” dedim.

Bana baktı, gülümsedi.

Bu benim için yeterliydi…

İmza: Bir Sefarad

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;