Bir şey ama ne?

Pazartesi, 31 Mayıs 2010 - 05:00

Bana soruyorlar:

Kılıçdaroğlu’na karşı mısın?

Asla...

Ama geliş biçimine karşıyım... Tıpkı Baykal’ın gidiş biçimine karşı olduğum gibi.

 ***

Aslında böyle şeylere alışmış olmalıydık.

Demek ki alışamadık. Mesela...

54. Hükümet olan Refahyol’un gidişine sevinenler bile, 55. Hükümetin geliş biçimine hâlâ karşıdırlar. Zaten demokratlık nedir ki? Öyle günlerde anlaşılır. Yoksa kimsenin alnında demokrat diye yazmaz.

*** 

Şimdi Kılıçdaroğlu’nun gelişi için diyeceksiniz ki; kitabına gayet uygun.

Biri istifa etmiş, boş kalan koltuğa öbürü talip olmuş... Eh, Kurultay da onay vermiş. Ne var bunda?

Vallahi bir şey var ama elle tutulmaz, gözle görülmez, sıvı desem değil, katı desem değil, rengi hiç belli değil...

Zaten incelik burada.

Fair-Play’e aykırı desem, o da havada kalır.

Demek ki saçmalıyorum.

*** 

Ama şu derslerden bıktım usandım.

-Demokrasi, sandığa gidip oy vermekten ibaret değildir.

Bravo, alkış.

-Demokrasi, çoğunluğun tahakkümü değildir. Bravo, alkış. -Demokrasi, gökten zembille inenlerin rejimi hiç değildir.

Alkış, alkış.

Bunları anladık da en güzelini vaktiyle Demirel söyledi:

Siyaset, nezaket için yapılmaz.

Yani? Baykal’a yapılan nezaketsizlik, siyasetin doğasında varmış meğer. Gerisi teferruat.