A. Yavuz Kocaömer

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/02/01/8186505.a-yavuz-kocaomer.png

Bir yıl böyle geçti (II)

Pazartesi, 18 Ocak 2010 - 05:00

Sevgili okurlarım, geçen haftaki yazımıza bu hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Engelliler spor yapmalı mı?

Ülkemizde spordan sorumlu olan bazı çevrelere, bazı spor yazarlarına ve yetkililere göre engelliler spor yapmamalı! “Sakatın da sporu mu olur, otursunlar evlerinde” diyenler bunlar. Bir kısmı da “Aralarında bir şeyler yapsınlar, ama bizden de bir şey istemesinler” diyenler. İşte bu iki gruptakiler, ülkemizde engelli sporunun gelişmesine engel olanlar. Bu davranışlarının nedeni ise, sporu bilmemeleri, engelliler sporunu ise hiç anlayamamaları. Çünkü bu konuda eğitimleri yok, öğrenmek de zor geliyor kendilerine. Bu arada uluslararası arenada kaybeden de Türkiye oluyor ve ülkemizde de engelli sporcu yetişmiyor. Hâlâ daha “2020 İstanbul Olimpiyat Oyunlarına adayız” diyenler var bu ülkede. Oysaki doğrusu, ‘2020 İstanbul Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları’dır. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı “Adaylık başvurusuna yetkili benim, oyunların organizasyonunu alırsam, sen de uzman olarak yardım edersin” diyor Türkiye Milli Paralimpik Komitesi’ne. Sanki Türkiye Milli Paralimpik Komitesi “Bu ülkede Paralimpik Oyunları şu gerekçelerle yapılmaz” derse Uluslararası Olimpiyat Komitesi Türkiye’nin adaylık başvurusunu kabul edermiş gibi.

Bu son yazı

Daha önce de yazdık bu sütunlarda; Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız en kısa sürede Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ve Türkiye Milli Paralimpik Komiteleri arasında birlikte çalışmanın esaslarını belirlemeli. Türkiye Milli Paralimpik Komitesi temsilcileri ‘Hazırlık ve Düzenleme Kurulu’nda yer almalı. Birçok Batı ülkesinde olduğu gibi Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi ve Türkiye Milli Paralimpik Komiteleri el ele çalışmalı. Bir yandan engelliler sporunun gelişmesi için tesisler, malzeme ve antrenör eğitimi sorunları çözülmeli. Bunun için de kafa yormaya gerek yok. 1 Temmuz 2005 tarihli Özürlüler Yasası’nın 33. maddesini uygulamak yeterli. Uygulanamayacaksa bu yasanın neden çıkarıldığı sorgulanmalı. Engelli spor kulüpleri çok zor durumda ama kimsenin umurunda değil. Spor kulüpleri olmadan nasıl sporcu yetişecek düşünen yok.

BU KONUDAKİ SON YAZIMIZ BU. BUNDAN SONRA BELGELERİ İLE SAYIN BAŞBAKANIMIZA BAŞVURACAĞIZ. EMİNİZ KENDİLERİ İLGİLİLERE GEREKLİ TALİMATLARI VERECEKTİR.

‘Seneye bakarız’

Bu sene 19 Temmuz tarihinde yapılan Boğaz yüzme yarışlarında engelli iki yüzücümüz Ali Uzun ve Uğur Yumuk yine aynı gerekçelerle yarışa alınmadılar. Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Başkanı Veysel Gülpınar, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi yetkilileri ile yaptığı görüşmede “Valilikten katılacakların isim listesi onaylandı, yapacak bir şeyimiz yok. Seneye bakarız” cevabını aldı. Yani Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) hala engellileri acınacak sporcular zannediyor. Oysa Ali Uzun defalarca Çanakkale Boğazı’nı geçmiş, Kaş Maratonu’na katılmış, GAP Spor Şenlikleri’nde 3.5 mil yüzmüş milli yüzücümüz. Herhalde Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Pekin Olimpiyat Oyunları’nda iki bacağı olmayan Natalie du Toit’in 10 kilometre yarışlarına katıldığını da fark etmemiş olsa gerek. Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Başkanı Veysel Gülpınar “Biz de seneye daha önce başvururuz ve Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin gerçek niyetini anlarız” diyor.

İnsan Hakları Konvansiyonu

Bu kararlarıyla Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konvansiyonu’nun engelli insanlarla ilgili kararlarını da çiğniyor. Adı geçen konvansiyonun 30’uncu maddesinin 5’inci paragrafı şöyle diyor: “Engelli sporcular da her türlü genel spor yarışmalarında, her sınıfta yarışlara katılma hakkına sahip olmalıdırlar.” Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı Togay Bayatlı’nın engelli sporculara ve onların haklarını savunanlara hangi gözle baktığı ise belli. Bir başka yazıda belgeleri ile anlatacağız.

Dünyadaki cehennem

12 yıldır engelliler sporu konusunda bu ülkede dert anlatmaya çalışıyorum. Engelliler sporunun ‘Dandik’ olmadığını, sosyal sorumluluktan öte performans sporu olduğunu, engelli ve engelsiz sporcular arasında bir fark olmadığını dilimin döndüğü kadar söylüyorum. Ama öğrenmek için çaba gösterenlerin sayısı o kadar az ki...

* “Sakatın da sporu mu olur?” diyen spor yöneticileri gördüm.

* Olimpiyatlara devletin parası ile koşturarak giderken, Paralimpik Oyunlarına mazeret göstererek gelmeyen sözde spor adamları ile karşılaştım.

* Sporu, sadece futbol zanneden ama engelliler sporu konusunda ahkam kesen kıymeti kendinden menkul spor yazarları ile tanıştım.

* Gazilerimize, ampute futbol oynarken “Bunlar yarı ölü, sağ değil bunlar” diyen mahalle kabadayısı kılıklı spor yorumcularına tanık oldum.

* Çıkarılan yanlış yasa maddesini eleştirdiğimde “Canım zamanı gelince isteyen mahkemeye başvurur, hakkını alır” diyen kendini hukukçu zanneden hukuk müşavirleriyle muhatap oldum.

* Batı ülkelerinde engelli sporcular el üstünde tutulurken, biz de onları itip kakalayan spor adamı geçinen insanların varlığını üzülerek izledim.

* “Sistem ne imiş, önemli olan kişilerdir” diyen, yalnız spor değil, hayat fakiri olan gençlik ve spor il müdürlerini, bir de bu sözlerini Spor Şurası’nda yüzlerce kişi önünde utanmadan dile getirmelerini yaşadım.

Ama bunlara rağmen son 10 yılda engelliler sporunun ülkemizde çok hızlı gelişmesine tanık olmanın mutluluğu içindeyim. Ve bu kadar spor cahili ile karşılaşınca aklıma Ömer Hayyam’ın şu dizeleri deldi.

Kendini bilene canımı versem az gelir Ona tapsam, ayağına yüz sürsem yeridir

Cehennem nedir, bilmek ister misin?

Dünyada cahille sohbet, cehennemin ta kendisidir.

Sevgili okurlarım, yıllardır bu ülkede çoğu zaman engelli sporu konusunda ben de cehennemde yaşadım.

Engelli bakanlığı şart

Samsunlular “İlimizde engellilere hizmet veren birçok kamu kurumu nedeniyle kavram kargaşası yaşanmakta. Bu durum sakatların hizmet alımında kaliteyi düşürmektedir. Yasal bir çözüm gerekiyor” diyor ve “Engelliler tek bir kamu kuruluşu tarafından yönetilmeli. Genelde engelliler bakanlığı, yerelde ise belediyecilerle tek ve donanımlı danışma birimi kurulmalıdır” diye öneride bulunuyor. Türkiye’nin gerçekten bir engelli bakanlığına ihtiyacı var. Batı ülkelerinde yıllara dayanan sistem artık oturduğundan, bizdeki sorunlar yaşanmıyor.

Ülkemizde durum

Ülkemizde ise tam bir yetki ve uygulama karmaşası var. T.C. Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı bir devlet bakanlığına bağlı. Dolayısıyla uygulamada ilgili bakanlıklara sadece ricacı olabiliyor. Aileleriyle birlikte ülke nüfusunun neredeyse yarısını temsil eden engellilerin bakanlık tarafından yönetilmesi herhalde doğru olacaktır.

Ulaşılabilirlik

Samsun’da engelliler toplu taşıma araçlarından henüz yararlanamıyor. Mimari düzenlemeler ise onların ulaşılabilirliğine uygun değil. Bu konuda çıkan yasanın süresinin dolmasına 2 yıl kaldı. Yerel seçimler de bittiğine göre, belediyelerin yasayı bir an önce uygulamaya koyup eksiklerini kapatmaları gerekiyor.

İstihdam sorunu

Bu sorun yalnız Samsun’a özgü değil, tüm ülkemiz için geçerli. Yasalara göre engellileri çalıştırmak zorunda olan, özellikle kamu kurumları bu konuda isteksiz davranıyor. Özel sektörde ise, bir bölüm işletme, yasal zorunluluğu yerine getirmek için engellileri işe alıyor. Ya evlerinde oturtup maaşlarını ödüyor veya engellerine uygun olmayan işlerde çalıştırıyor. Böylece engelli ve engelsizlerin iş yerinde kaynaşması da engelleniyor. Türkiye Sakatlar Derneği Samsun Şubesi’nin görüşleri doğru. Ama Türkiye genelindeki manzara engelliler konusundaki geriliğimizi ortaya koyuyor. Engellilerle ilgili çıkan yasaların bazı bölümleri hâlâ uygulanmıyor. Uygulamayan kurumlar da çeşitli bahanelerin arakasına sığınarak, kendilerince aklandıklarını zannediyor. Bir ülkede yasalar uygulanmak için çıkarılır. Çıkarılmadan önce de uygulanabilirlik ölçüleri ortaya konur. “Yasaları çıkardık” demekle iş bitmiyor.