Bir yılın damağımda bıraktıkları...

Pazar, 27 Aralık 2009 - 05:00

İnsanoğlu, zamanının nereye aktığının farkına varmadığı, karmaşalarla, koşturmalarla, mücadelelerle geçen bu dünyada yaşarken, ister hesaplaşma deyin, ister gerçeklerle yüzleşme, takvim 31 Aralık’a yaklaştı mı her şeyi su üstüne çıkarma gibi bir güdümlenme başlıyor. İşte o noktada beyni bir kevgir gibi kullanarak nelerin giderden aşağı süzüldüğünü, nelerin süzgeçte takılı kaldığını görmek klişeden ziyade hoş bir oyun gibidir. Şimdi bu oyunu bizim lezzetli dünyamız için oynamak istiyorum.

Eğer siz de denerseniz, 2009 yılında gastronomi dünyanızdan kevgire nelerin takıldığını görebilirsiniz. İşe önce yaptığımız yemeklerle başlayalım. Acaba annemizin reçetelerinden biri mi akılda kaldı veya ‘icat yemeği’ olarak adlandırdığım malzemelerle oynaşıp kendi kurguladığınız bir yemek mi? Acaba bir Thai yemeği veya sushi hiç gündeme galdi mi? Ya şöyle klasiklerden zor bir yemek denemişliğiniz var mı? Örneğin ben sağlam bir karnıyarık denedim bu sene ve sonuç gayet iştah kabartıcı oldu.

Ama şunu söylemeliyim ki patlıcan zamanını yakalamam sonucu direkt etkileyen etkendi. Dana yanağı zor girişimlerden biri sayılabilirdi, domates ise her sene gösterdiği yeni yüzünü 2009’da da birbirinden farklı yorumlarla gösterdi. Portekiz ve Thai yemeği dünyadan uğraşlarım oldu. Biraz cesaret ile her şeyin denenebileceğine, bir defa denemekle tatmin olmayıp deneyimi arttırmanın ne kadar önemli olduğunu 2009 yılında öğrendim diyebilirim.

Gelelim tadılan yemeklere

2009 yılında 1’den 10’a en lezzetli bulduğum yemekler işte sırasıyla şöyle, ya sizinki?

1-
Lizbon’da ‘Olivier Cafe’ - Olivier hem aşçı, hem de restoranın sahibi. Aslında aynı isimde 2 farklı restoran var. Biri daha fine-dining konseptli, diğeri ise son derece sevimli, yeterince elegan ama her şeyden öte sıcak bir ortam. Olivier’nin kız kardeşi Nathalie kafe ve tüm misafirlerle birebir ilgileniyor. Gelelim akılda kalan tatlara: İçiçe girmiş deniztarağı ve somon carpaccio kişniş tohumu ve limonotu ile çılgın bir tada sahipti. Nacho kıtırlarının üstüne, kişniş, kimyon, beyaz toz biber ile aromalandırılmış yengeç etinin akıllara zarar lezzeti hala damağımda.

2- Erzurum, Çoruh Vadisi’nde tattığım ‘Dut Pestilli Kaygana’. Pestiller arasında dut zaten en çok sevdiğimdir. Meğer dut ile yumurta birbirine karıştığında ne harikalar ortaya çıkıyormuş.

3-  Swissotel Gaja Restoran’ın yeni şefi James Wilkons’ın ‘nihayet iyi risotto’su’. İstanbul’da iyi bir risotto yemek için 2009 yılına kadar beklemek gerekiyormuş demek. Kıvamı, malzeme seçimi, servis şekli adına ideal risotto nihayet Gaja’da nasip oldu. James Usta’nın risotto dışında daha bir dolu marifeti var ama onu anlatmak için koca bir sayfaya ihtiyacım olabilir. Dana yanağının yanında beyinden yapılan kızartılmış minik toplar düşünebilen bir şef dersem belki merakınızı uyandırabilirim.

4- Çeşme Nars Otel’de, Yılmaz Usta’nın imza attığı schnitzel’in benzerini Viyana’da dahi bulamadım. Mükemmel bir et seçimi, tam doğru zamanlama ile kızartma kararı, çıtır çıtır bir yüzey ve enfes bir lezzet.

5- Fratelli la Buffala’nın Napoli usulü, bol domatesli, manda sütünden yapılmış mozzarella peynirli pizzası.

6- Bangkok, ‘Kalapapruek’ isimli restoranda tattığım kereviz sapı, ananas, kişniş, kaju fıstıkları ve biraz da chilli katılarak hazırlanmış, ördek confit.

7- Bodrum Çimentepe’de tattığım mükemmel ızgara ahtapot.

8- Nişantaşı, Maçka restoranın türünün en iyi örneği ‘Fransız usulü soğan çorbası’.

9- Viyana Do & Co isimli restoranın wasabi ve avokadolu tuna tartarı.

10- Son olarak, Lizbon’un 170 senelik Pasteis de Belem Pastanesi’nin aynı adı taşıyan, milföy ile creme brulee arası, şahsına münhasır lezzetteki tatlısı.