'Bir Yunanlı'yla evlendiğime pişmanım'

Pazar, 25 Temmuz 2010 - 05:00

'Bir Yunanlı'yla evlendiğime pişmanım'

Onun, ibret alınacak bir yaşam öyküsü olduğunu biliyorum... Sonunda yaşadıklarını kaleme almaya karar verdi... Kendisini acındırmak, duygu sömürüsü yapmak gibi bir niyeti olmadı hiç. Zaten ihtiyacı da yok böyle bir şeye... Onun şartlarında yaşama başlayan çocuklar için, aslında bir umut onun hikayesi... Annesiz, babasız, evsiz, sevgisiz, korumasız kalan küçük bir kızın, kaderine boyun eğmeyerek kendisiyle ve yaşamla mücadelesini ve nasıl güçlü bir kadın haline gelibeleceğini anlatıyor... O, çok iyi yürekli, inançlı, fedakar, yılmayan, savaşçı ruhlu bir anne ve kadın... Dansı ile büyüleyen bir sanatçı... Tanyeli ile Bebek’te Lulu’s’da buluştuk... İlk kez böylesine samimi içini döktü...

Oya Germen

oyagermen@hotmail.com

Tamamlamakta olduğun kitabınla ilgili tehditler aldığın doğru mu?

Ben kendi öykümü anlatıyorum. Ama bazı sanatçı arkadaşlarım, kulislerde biraz tehditkâr oldular, doğru.

Nasıl yani, neden tehdit ediliyorsun?

Çünkü onlarla ilgili bir şeyler yazacağımı zannettiler. Sanat camiası bir aile gibidir benim için. Bana göre, kol kırılır yen içinde kalır. Ben tanık olduklarımı, sırları hiçbir zaman anlatacak bir yapıda olmadım.

Kimler tehdit ediyor seni?

Onlar bilir kendilerini. Zamanında çok ekmeğimle oynadılar ama benden değil Allah’tan korksunlar. Ben, genç kızlara, benim gibi çaresiz kalanlara, küçük yaşta anne olan, pes edenlere, intihar etmeye kalkanlara, saçma sapan yollara sapanlara, kendimi örnek gösterip yılmamalarını söyleyerek, bir başarının öyküsünü anlatmak istiyorum.

Zorluklarla geçen bir hayatın oldu. İstersen önce çocukluğuna dönelim

. Çocukluğumla ilgili hatırımda kalan güzel kareler yok maalesef. Yaşadığım acıları, yokluklarla geçen günleri, göremediğim ana baba sevgisini hep Polyannacılık oynayarak geçirmeye çalıştım. Benim bunları anlatma nedenim duygu sömürüsü yapmak değil. En kötü kadere maruz kalan bir kızın, kaderine razı gelmeyerek, nasıl güçlü ve başarılı bir kadın haline gelebileceğini göstermek istiyorum. Benim hikayem, birçok küçük genç kızı eğitebilecek, onlara ümit olacak, güçlendirecek.

Annen nasıl sevgi göstermedi?

Annemi 12 yaşıma kadar görmedim. Annem sahneye çıktığı için bizi bakıcıya vermiş. Sonra bizi bakıcıda unutmuş! 

Anlayamadım!

Bizi bakıcının evine bırakmış, her ay masraflarımız için para veriyormuş. Sonra para da gönderememiş. Bizi aramayınca kadın da hangi parayla bakacak. Beş altı ay arayan soran olmayınca bizi Çocuk Esirgeme’ye bırakmış.

Baban nerede bu arada?

Babam, bir süre sonra bizi Çocuk Esirgeme’den almış. Biraz babaannem de, biraz babamda üvey annemle kaldık. Annesi tarafından unutulmuş, birçok ayrı evde, farklı insanlar tarafından büyütülmüş bir kız oldum. Hiçbir zaman bana ait bir evim, yuvam olmadı. 12 yaşına kadar böyle devam etti.

Okula gitmedin mi?

Gittim, İzmir’de okudum. 9 Eylül Ortaokulu’ndayken, ağabeyimle film gibi bir kaçışımız var. Ağabeyim İstanbul’a geliyor, teyzemden annemin izini buluyor. Ben de 12 yaşımdayken ilk defa annemi gördüm.

Anneni gördüğünde ne hissettin?

İlk önce hayran oldum, çünkü çok güzel bir kadındı. Ama hayranlığımın altında çok büyük bir öfke ve kızgınlık vardı. Güzel, rahat bir hayatı vardı. Bizi anne sevgisinden, ilgisinden mahrum bırakmıştı. Yaşadıklarım beni agresif bir insan haline getirdi. 15 yaşında sahneye çıktım ben de. Çocukluğumda yaşadığım travmalar bütün hayatımı etkiledi. Kulis arkasında bile agresiftim.

Sahneye çıkışın nasıl oldu?

İlk defa burada söylüyorum, sahneyle tanışmam tiyatroda oldu. Büyük sahne Atatürk Kültür Merkezi’nde Zafer Aygün ve ekibinin sahneye koyduğu bir oyunda iki repliği olan bir figürandım. Oyunculuğa yatkındım ama aldığım para ile geçinmem imkansızdı. Çok küçük bir gecekonduda oturuyorduk. 15 yaşımda bakımsız, çocuklu, cılız bir kadındım, çocuğuma sütüm yetmiyordu. Aldığım para ile mama bile alamıyordum. Gündüzleri bir kot mağazasında çalışıyordum.

Hangi ara evlendin?

15 yaşında evlendim, aşıktım. O dönem çok acıklı bir hikaye. Annemi reddediyordum. Sahneye çıkıp şarkı söylemesini, o zamanki kafa yapımla kabul edemiyordum. Baba tarafım muhafazakardı. İstanbul’a geldiğimde başım kapalıydı. Bundan da hiç gocunmuyorum ayrıca, dini vecibelerimi de öğrenerek büyüdüm. Baba tarafım bu kadar muhafazakar ve mütevazı yaşarken, annemin hayatı tam tersiydi. Annemin hayatından iğreniyordum. Gece dışarı çıkmasından, arkadaşları ile bara gitmesinden, sahnede şarkı söylemesinden nefret ediyordum. Çok fazla kınarsan başına gelir demişler ya. Sahneye çıkmak hiç istemedim, hele bir dansçı olarak. Ancak ekonomik sıkıntım, kabiliyetimle birlikte beni dansa yönlendirdi. Hayat beni öyle bir yere getirdi ki, kendi çocuğumun annesi ve sonra annemin annesi ben oldum. Onun bana yapamadıklarını, ben ona sahip çıkarak yaptım.

Eğitimin devam edemedi herhalde?

İstanbul’a geldikten sonra okuyamadım. Annem gece hayatından başını kaldırıp bizi okula göndermedi. Etiler Lisesi’ne gittim, “Annem Londra’da” diyerek kaydımı yaptırdım, orta üçten başladım. Müdür beni çok sevdi, yardım etti. Ama annem bir türlü Londra’dan gelmeyince yalancı durumuna düşmekten mahcup oldum ve bir gün yok oldum.

Maddi olanaklara sahip olunca Amerika’ya gittiğini hatırlıyorum.

Evet, oryantal olduktan sonra para kazanmaya başladım. Cenk Koray, Müjdat Gezen, Ayşen Gruda ile çalıştım. İşlerim düzeliyordu. Kaderime razı gelmeyerek eğitim almak, lisan öğrenmek istedim.

Evliliğin devam ediyor muydu?

Hayır, bir yıl evli kaldım. Oryantal olarak epey tanınıyordum. 1992 yılında, 20 yaşlarındayken her şeyimi sattım. Yurt dışında okul bulan bir şirkete müracaat ederek İngilizce öğrenmek istediğimi söyledim. Beni Türkler’in olmadığı bir okula yerleştirmelerini istedim. Amerika Orlando’ya 3 aylık lisan kursuna gittim ama bana yetmedi. 9 ay eğitim aldım ve orada kalmak istedim. Ama annem trafik kazası geçirdi, dönmek zorunda kaldım.

Tekrar ne zaman evlendin?

1996’da ikinci çocuğumun babasına aşık oldum evlendim. Bugün, geriye dönüp baktığımda yaşadığım her şeye şükrediyorum. Çektiğim acılar, imkansızlıklar beni bugünkü olgunluğa ulaştırdı.

İstersen son evliliğini konuşalım.

Ben de düğünün için Atina’ya gelmiştim. Aşk evliliği diyebilir miyiz? Çocukluğumdan beri içimde, hep bir aile kurma özlemim var. Alex’le yaptığım son evliliğim, daha mantıklı kararlar alabilecek olgunluğa ulaştığım bir döneme geldi. İnanmayacaksın belki, Alex’le evlenmemek için elimden gelen her şeyi yaptım. O benim çok sevdiğim kötü gün dostum. Belki yabancı olduğu için yanında rahat ettim. Ama evlenmeyi hiç istemedim. Yanlış anlaşılmasın, Yunanlı olmasından değil, benim ailemde de Yunanlı var. Sen nikahta yoktun, o kadar büyük bir ağlama krizi geçirdim ki! Kaçmak istedim... Niye? Çünkü Türk’üm, arkadaşlık boyutu güzel ama evliliğe gelince...

Ne fark var?

Çok fark var. Çok zor.

Pişman mısın yoksa?

( Uzun süre sessiz kalıyor) Açık konuşmak istiyorum seninle, bazen pişmanlık duyuyorum evet...

Nedenlerini söyleyebilir misin?

Birincisi, duygularını kendi lisanınla ifade edemiyorsun. İlişkimizin, iletişim noktasında kilitlendiği oluyor. İletişimin sağlıklı ve yeterli olamayınca, karşı tarafla çok büyük sıkıntılar yaşıyorsun. Öfke nöbetleri geçiriyorsun. Bu açıdan evliliğim çok yara alıyor. İkincisi ise; evliliğimle uğrunda yıllarca mücadele ederek kazandığım birçok şeyi tehlikeye atmış olduğumu görüyorum. Bunların hepsini ilk defa sana anlatıyorum...

Ben de ilk defa duyuyorum. Biraz daha açabilir misin duygularını?

Ben ülkemi çok seviyorum ve burada yaşamak istiyorum. Alex de Yunanistan’ı istiyor. Amerika’da, sonra uzun süre Avustralya’da kaldım. Oralardayken ülkemi çok özledim, kıymetini daha iyi anladım... Sevdiklerimi, lisanımı, insanımı, beni sevenleri özlüyorum. Ama eşim Yunanlı olduğu için, acaba Türk halkı beni artık istemez mi diye kuşku duyuyordum.

Böyle bir şeyle karşılaştın mı?

Evet, karşılaştım. Yazıklar olsun Tanyeli, senden bunu beklemezdik, niye bir Türk’le evlenmedin diye yazan, sayısını hatırlamadığım kadar çok mail aldım.

Sen dinini değiştirmedin bildiğim kadarıyla?

Asla değiştirmeyi düşünmedim. Sonuçta iletişimi kopuk olan bir evliliğim var. Ayrılsam, bu ‘ne bu yedi kocalı Hürmüz gibi’ denilecek. Hakkımda yanlış kanıya varılsın istemiyorum. İki oğlum var. Onların psikolojik olarak etkilenmelerini istemiyorum. Evliliğim kilitlenmiş vaziyette!

Zor bir durum.

Evet, çok zor... Eşimin babası vefat etti geçenlerde, işlerin başına geçmek durumunda. Ben hem onu yalnız bırakmıyorum, hem de buradaki işlerim için, İstanbul’a gelip gidiyorum. ‘Burada bir şeyler yapalım’ diyorum. O da, “43 yaşındayım, bugüne kadar geldiğim bir nokta var, bütün bunları bırakıp gelemem” diyor. Ben de kadınsı duygularla, ‘Bu adamın aşkı bitti herhalde. Eskiden koşarak gelirdi yanıma’ diyorum. Erkekler evlenince mi böyle oluyorlar bilmiyorum? Eşini yarı yolda bırakan bir kadın gibi görülmek de istemiyorum. Ailesi beni çok seviyor, ben de onları. Yine ilk defa sana söylüyorum, son iki haftadır hep hastanelerdeyiz.

Neden?

Eşim sağlığını da yitirdi! Nabzı 44’e düştü. Normal bir insanınkinin yarısı neredeyse. İçki, sigara içmez, sağlıklı yaşar, spor yapar. Babasının ölümü ve sonrasında yaşadığı stresten dolayı hasta oldu. Evliliğimizi yürütebilecek miyiz bilmiyorum ama zor günlerinde eşimi bırakmam. Şimdi görüyorum ki; hayatta rahata ermek diye bir şey yok. Hayat sürpriz bir paket, yarın açtığımızda içinden ne çıkacağını bilemiyoruz.

Kitabından başka projelerin var mı?

Yurt dışında dans dersleri vermeye devam edeceğim. En son Japonya’da yapmıştım. Her sene muhakkak gidiyorum. Nisanda tekrar gideceğim. Japonya’da, Bermuda’da, Hindistan’da hem sahneye çıkıyorum hem de dans dersleri veriyorum. Şarkı söyleyerek dans ettiğim projem ve bir yemek projem var. Eleştirmeye devam etsinler, etimden sütümden yararlansınlar! Bendeki projeler bitmez...