Birand yapınca oluyor fakat...

Cumartesi, 06 Mart 2010 - 05:00

O telaffuz hatalarını ve gaflarını çıkarırsanız sadece usta bir gazeteci kalır geriye. Ama meslekteki ustalığından çok kelime çuvallamaları ile tanıyıp, sevdi yeni kuşak Mehmet Ali Birand’ı...

Kimsenin kişisel fikrimi sorduğu yok ama ben fazlasıyla sevimli ve samimi buluyorum Birand yanlışlarını. Mesela kahkaha atacağım diye kasanlardan ya da bir vefat haberinde örneğin, ses tonu majörden minöre inmeli diye komik olanlardan da değil o. Neyse... Birand’ın bu havası çalışma arkadaşlarını da etkilemiş olmalı ki Kanal D Ana Haber bültenindeki alt yazı bantlarında Türkçe yeniden yazılıyor sanki...

Sıklıkla görür oldum kendi adıma harf hatta kelime ve cümle hatalarını. Mesela önceki akşam bir alt bantta “NESEF KESEN KOVALAMACA” yazısını görünce, “Nesef de ne ola ki?” dedim içimden... Hani Birand’da sevimli duran şey haberin kendisi söz konusu olduğunda pek de durmuyor, açık konuşayım...

Tesisatçı çağırdık!

Haneler (Kanal D) skeçler içinden bağımsız bir program karakteri çıkaramadı ama, henüz emeklemekte olan Al Gülüm Ver Gülüm (Fox TV) resmen ikinci bir program doğurdu; Tesisatçılar... Programın içindeki karakterlerden en dikkat çeken Sıhhi Tesisatçı tiplemeleri artık bağımsız bir program gibi konuluyor akışa. Bana göre bir dolgu malzemesi; ama hakikaten akıllı bir yaklaşım. Cesarete de fikre de helal olsun diyorum...

Ece’nin ne işi var orada?

Kemal Sunal’ın Korkusuz Korkak filminde rahmetlinin af buyurun, saksıya işediği sahnede ekranın kenarından, yani saksı cenahından bir hatun kişi çıkıyor ortaya...

Bakıyorum, Fox’ta yeni başlayan Ece Erken’in reklamı bu. Ece ekranın alt kenarında bir şeyler yaparken Kemal Sunal da hacetini gidermeye devam ediyor... Böylesine sadece zamanla hatası denilmez sanırım. Gülmekten yere düştüm vallahi!

Issız acun kaldı mı?

Abdülhey öldü mü, ıssız acun kaldı mı, imdi yürek yırtılır. Sanırım bu haftaki Kurtlar Vadisi Pusu izleyicilerinin aklında kalan tek soru işareti bu oldu... İki haftalık aradan sonra aksiyon olayının af buyurun, dalağını yaracaklar düşüncesinde olduğumuz dizi hastanede başlayıp hastanede bitince resmen Tek Türkiye (STV) kıvamında oldu... Bir mekan içinde ne kadar hareket yaratmaya çalışırsanız, o kadar az bereket çıkıyor bizim dizilerde. Alışkın bir millet değiliz. Arada bir havalandırmaya çıkmamız lazım... Bu ağır aksak ritmin gelecek hafta Abdülhey’in ölmediğinin ortaya çıkması hatta Çakır’ın hayaletinin hastane koridorlarında görünmesiyle hızlanmasını rica ediyoruz... Bıktık artık, “Dur bakalım bir hele” diye pusuda beklemekten!

Ali ağabeye bir köşe verin!

Ali Kırca’nın Show Haber’in sonuna taşıdığı Arka Kapak bölümünü birkaç kez dinlemek istedim...

Ama cümlelerin uzadığı, metaforların havada uçuştuğu o uzun konuşmanın sonuna kadar gidemedim hiç...

Kalemiyle duygusal bir etki yarattı hep Ali Kırca. Gazetelerdeki köşe yazıları o hattan bir sürü ilgiliye ulaştı.

Fakat bir köşe yazısını, üstelik hiç de kısa sayılmayacak bir yazıyı ekrana taşımak; sanırım o olmadı...

İşten yorgun gelmiş ya da gündelik koşuşturma içinde bunalmış vatandaşı 19.45’te romantik donanımlarını kuşanmış bulmak mümkün değil. Daha çok yemek ve benzeri meseleler ön planda o saatlerde...

İzleyicinin duygu reseptörleri saat 21.00’e doğru çalışıyor hem. Baktım periyot dediğimiz izlenme dilimleri o saatte tavan yapıyor...

Nafile bir çaba olsun da istemiyorum Kırca’nın yazdıkları. Belki bir köşe verilebilir kendisine en azından, okuyup anlamamız için; arka kapakta mı olur, ön sayfada mı, bilemem artık!

Para her dili konuşur!

Öyle bir Aşk-ı Memnu (Kanal D) izledik ki, eloğlunun “real time” dediği gerçek zamanlı yaşandı her şey. Özellikle de Nihal’in bir yerlerini kırdığında hastaneye yetiştirilmesi sahnesi için söylüyorum bunu... Ziyagiller burunlarının dibindeki İstinye Devlet Hastanesi’ni pas geçip, bir dünya uzaklıktaki İtalyan hastanesinde karar kılınca, bitmedi ambulans yolculuğu... Zengin hani kızımız, devlet hastanesinde yüzüne bakmaz kimse diye korktular herhalde. Oysaki para, her yerde konuşandır... Neyse. Yine o sahnede arkada seyreden Adnan’ın arabasına giriverdik. O camların durumu neydi öyle? Beşir gitti hijyen bitti mi evde?.. Camlardaki toz bulutundan bizim bile rahatsız olduğumuzu düşünürsek, evdeki o kadar hizmetli ahalisi sadece dedikoducu kadrosundan mı tutuluyor sorusu gelir akla. Olmadı! Bir de Firdevs Hanım’ın üstü kapalı aktardığı sosyetenin in mekanları durumu var ki, dizi içinde ona ayrı bir köşe açmak lazım diye düşünüyorum... Ya da ikoncan programlarından birine sunucu koymak kendisini...