Biraz ceviz, biraz yoğurt,biraz da Mehmet Öz

Biraz ceviz, biraz yoğurt,biraz da Mehmet Öz

Selcen Doğan AĞAKAY-POSTA

sdoğan@posta.com.tr

Koca bir yaz bitti, medar-ı iftiharımız, ‘yaşam guru’muz, ünlü Türk büyüğümüz Mehmet Öz’ün sağlıklı yaşam tavsiyeleri hala bitmedi. Efendim, ‘yaz’ diyorum, çünkü ben ‘yaz’ın geldiğini genellikle medyada Mehmet Öz haberlerinin başlamasıyla anlıyorum. ABD’de yaşayan Prof. Öz memlekete ayak basar basmaz başlıyor haberler, sonbahar gelene kadar gırla gidiyor ‘öz’lü tavsiyeler.

En son ne diyordu bakayım, ‘Günde 13 ceviz yiyin’. Peki yiyelim, başka? ‘Elinize bir kase yoğurt alın ve gülümseyin’. Niye? ‘Formunuzu korumanıza yardımcı olduğu ya da lezzetli olduğu için değil, gülümsemenizin her zaman mükemmel kalmasını sağladığı için’. Meğer yoğurt yiyen insanlar, yemeyenlere göre daha az diş eti çekilmesi sorunu yaşıyormuş. Yoğurdun gülümsemeye katkısı, sağlıklı diş ve diş etleriymiş.

İyi, güzel, hoş diyor da, ‘Kadıya göre bağla başını, bebene göre pişir aşını’ diye de bir tabir var. Bu tavsiyeler, doktorumuzun yaşadığı Amerikan dünyasında çok kıymetli, çok anlamlı olabilir ama insanlarının temel besinlerden bile yoksun yaşadığı; sel içinde yüzdüğü; hatta öldüğü; perişanlığın dibe vurduğu memleketimde, biraz ‘komik’ kaçmıyor mu?

Allah aşkına, ne cevizi, ne yoğurdu, ne gülümsemesi, ne diş eti! Sayın Öz, plastik gülümsemesini ve tavsiyelerini, bunların kıymetini takdir etmesini bilen ABD’lilere saklamalı.

NE YAPSA YARAMIYOR!

Açıkçası ben de pek ihtimal vermemiştim Aysun Kayacı’nın Yeditepe Üniversitesi’nden Harvard Üniversitesi’ne yatay geçiş yaptığına. Nitekim işin aslı çıktı ortaya, Kayacı ‘ziyaretçi öğrenci’ olarak iki ders görecekmiş üç buçuk ay Harvard’da.

Ama ne fark eder ki? Bu da kendi içinde takdir edilesi bir çaba değil mi sizce?Kızlarımızın manken, ikoncan, BBG kızı, dizi yıldızı, popstar olabilmek için çırpınıp durduğu bir ortamda, Kayacı’nın kazandığı paraları eğitime yatırması bir ‘Helal olsun!’u hak ediyor kanımca.

Çıkıp ‘Albüm yapacağım’ diye tutturmak yerine, kızcağız parasını okumak için harcıyor işte. Sadece ‘güzel kadın’ olarak kalmayı seçmediği, bununla yetinmediği, kendini geliştirme yolunda çaba sarf ettiği için Kayacı’yı takdir etmeli, çabasını hor görmemeliyiz bana kalırsa...

EMRE AKÖZ'ÜN TÜRKLÜKLE DERDİ NE?

Sabah Gazetesi yazarlarından Emre Aköz, Kürt açılımı çalışmalarıyla gündeme gelen İsmail Beşikçi’yi eleştiriyor. Beşikçi’nin ‘Kürtler, Kürtlerle birlikte yaşasınlar. İstanbul’da sekiz milyon Kürt yaşasa da orası Kürdistan olmaz. Ama Hakkari’de hiç Kürt yaşamasa da orası yine Kürdistan’dır. Kürt sorunu, aslında bir toprak sorunudur!’ şeklindeki yorumunun ‘katliama davet’ olduğunu söylüyor.

Çünkü Aköz’e göre, ülkenin doğusunda bir Kürdistan devleti kurulursa, ülkenin batısında hayat aynı şekilde devam edemez. Niye? Aköz’ün ifadesiyle ‘Ülke doğuda bölündüğünde, Türk milliyetçileri, fırsatçılar, yağmacılar, haydutlar batıdaki Kürtler’i rahat bırakmaz’. Yani Türk milliyetçileri , -ki Aköz’e göre bunlar fırsatçı, yağmacı ve hayduttur- batıda kalan Kürtleri katlederler! Pes! Milliyetçiliği eleştirebilirsiniz.

Pekala Türk milliyetçiliğini de eleştirirsiniz. Ama Türk milliyetçiliğine hakaret ettiğiniz noktada, bu ülkenin kurulması için kan dökmüş, bağımsızlık savaşı vermiş şehitlerimizden, teröre kurban gitmiş askerlerimize kadar yüz binlerce vatandaşımızı çiğneyip geçmiş olursunuz. Sizin, birey olarak Türklükle bir derdiniz olabilir ama en azından bu ülke için canını vermiş insanlarımızın aziz hatıraları adına, Türk milliyetçiliğine hakaret etmekten vazgeçiniz.

BIRKAKIN ARTIK BU 'TANITIM' PARANOYASINI!

Biliyorsunuz ‘hassas’ milletiz. İster bir reklam filminde olsun, isterse bir müzik klibinde, bir meslek grubu ya da bir ilimizle ilgili en ufak bir ‘hoşa gitmeyen taraf’ görürsek, koparıyoruz kıyameti. Bu ‘olağanüstü’ hassasiyetimizden en son payını alan da ‘Hanımın Çiftliği’ dizisi.

Adana’nın yerel bir gazetesi ‘Hanımın Çiftliği’ne Adana’dan tepki’ diye atmış manşetini. Neymiş? Dizide çok fazla küfür ve argo kullanılıyormuş; dayak varmış; ihtiras varmış; erotik görüntüler varmış; hiç olumlu, örnek karakter yokmuş vs. Eeee? Yani Adanalılar yanlış tanıtılıyormuş. Adana’nın imajı zedeleniyormuş. Oysaki bu diziden Adana’nın tanıtımına katkıda bulunması beklenmekteymiş. Adı üstünde, dizi film bu.

Belgesel değil, tanıtım filmi değil. Adana’yı tanıtmak gibi bir misyonu yok. Kaldı ki bu dizi Orhan Kemal’in aynı adlı eserinden bir uyarlama. Hem de ‘tiplemelerin çok daha iddialı olduğu’ bir versiyonu seneler önce TRT’de yayımlanmış, gayet de beğeniyle izlenmiş bir uyarlama. Ne diyelim, belki de şükretmeliyiz ‘bizim millet dizi izlediği kadar kitap okumuyor’ diye.

Emin olun, o zaman piyasada okuyacak kitap bırakmazdık ‘Argosu, şiddeti fazla’, ‘İlimizin imajını bozuyor’, ‘Bizim meslek grubunu yanlış tanıtıyor’ diye. Kahramanlarının hepsinin ‘Doğru Ahmet’ ile ‘Cici Ayşe’ kadrosundan olduğu, ille de birkaç kötü karakter yaratılacaksa, mümkünse ‘uzaydan geldiği’, olayların ‘Alice Harikalar Diyarı’ gibi yerlerde geçtiği bir roman ya da film ne kadar gerçekçi, edebi ve sanatsal olurdu acaba?