Biri Ergun kardeşimize palto versin!

Perşembe, 29 Kasım 2012 - 05:00

Galiba üzerinde çok konuşulmadığı gibi aslında hiç de tartışılmayan tek gülmece dizisi “Seksenler” (TRT 1). Bunu pozitif anlamda söylüyorum... Belki de bir dizinin yapması gerekeni yapıp, her duygu ve fikre karşı makul bir ortak dozu yakaladığı için. Ama aynı şeyi dizinin karakterlerinden Ergun Plak için söyleyemeyeceğim...

Mevcut zamanla paralel gittiğine göre dizideki mevsim kış ortasına doğru yaklaşıyor. Yani kabanların dolaptan çıkarıldığı, boğazlı kazakların bluzların yerini aldığı bir aydayız... Peki, Ergun kardeşimizi görüyor musunuz Allah aşkına? Üzerinde tiril bir gömlek bütün gün dükkanının kapısında kuranderi böğrüne, sırtına yiyip duruyor... Artık nasıl bir aşk yangınıysa içindeki, Ergun’un ateşini kış soğuğu bile dindiremiyor. Biri kardeşimize “oğlum gidişin gidiş değil, iki güne zatürree olup yatağa düşeceksin” demeli. Vallahi izledikçe ben üşüyorum...

[[HAFTAYA]]

Asıl kader mahkumu onlar mı?

Önceki akşam Flash TV’de yayınlanan “Kader Mahkumları” isimli istek programında bir dekorun içinde neredeyse tüm hapishane personeli mevcutlu olarak duruyordu... Gardiyanından mahkumuna kadar burun buruna yaşanan o alanda arada türkücü kardeşlerimizin de istek parçaları seslendirmesi ortamı bir hayli renklendiriyordu... Ama sanırım kimse program boyunca arka fonda volta atan adamları oynayan iki ağabeyimizin ayaklarına inen kara suyu düşünmedi. Adamcağızlar iki saat boyunca bir kere yerlerine oturmadı... Bir ara “Asıl kader mahkumları onlar olabilir mi?” diye içimden geçirdim. Sanırım ekranda iki ayaklı dekor olmak kadar kötüsü yoktur...

O uyarıyı anlayamadım!

“İşler Güçler” (Star TV) dizisinde izleme uyarısı olarak +13 logosunun kullanıldığını görünce ister istemez şaşırdım. Belki daha önce dikkatimi çekmemişti ama bu son bölümde hakikaten kabak gibi ortadaydı... Dizinin kimi sahnelerinde belden aşağı espriler yapıldığını kabul ediyorum. Ama kaba bir argo yok, olanı da bipleniyor zaten. Kalan mizah da çok ince göndermelerle dolu olduğu için kimse için zarar teşkil etmiyor kanımca... +13 uyarısının yapıldığı dizi ve filmlerin genelinde ciddi bir kan, aksiyon ve şiddet barındığını biliyoruz... Böyle düşününce sadece mehter sahnesiyle bile aralıksız 5 dakika güldürebilen bir dizinin bu uyarıyla yayınlanmasını “gülmekten öldürebilir” olasılığına bağlıyorum. Ya da fazla iyi niyetliyim; ne dersiniz?

BAŞTAN AŞAĞI BENCİLLİK...

TV sisteminin içinde ciddi bir egoizm gizli. Bu bencilliğin altını genellikle yapıldığı gibi dizi oyuncularının egoları üzerinden çizmiyorum... Bakar mısınız günün en çok izlenen işlerine? “Beni Affet”, “Benim İçin Üzülme”, “Unutma Beni”, “Güven Bana”, “Evlen Benimle”, “Bana Her şey Yakışır”... Hepsinin öznesi “ben” duygusu olunca bunu kolektif bir yaklaşım olarak düşünebiliyor musunuz? Ben düşünemiyorum. Bak ben de “ben” dedim. Ne demişler; “üzüm üzüme baka baka kararır!”...

Fashiontv uçar efendim!

Okullarda kıyafet özgürlüğü meselesi de gündemin ilk maddelerine oturdu. Karar hakkında herkesin bir fikri var. Kimi mevzua özgürlükler açısından bakıyor, kimiyse olası siyasi tehlikelere dikkat çekiyor... Benim açımdan durum biraz farklı. Gençler şimdi ayvayı yedi. Modern zaman düzeni içinde her güne yeni bir kıyafet seçmek hakikaten hem zordur hem de veliler açısından bir hayli bel büker... Neyse, madem böyle bir özgürlük geldi, Fashion TV izlemenin müfredata seçmeli ders olarak konulması da şart oldu... En azından çoluk çocuğun “moda nedir, ne nasıl giyilir?” konusunda az çok fikri olsun diye; değil mi ama?

Senin için üzülmeyeyim...

“Benim İçin Üzülme” (atv) Salı gecelerinin alternatif işi oldu. Kabul etmek gerekir ki üç sezondur orada asla yıkılamayan bir “Öyle Bir Geçer Zaman ki” (Kanal D) fenomeni duruyordu ve karşısına geçen yuvalanıp gidiyordu... “Benim İçin Üzülme” en azından aldığı skorlarla zirvedeki dizinin ensesine doğru yürüyor. Ama genel bir sorun var. Daha doğrusu Mahsun Kırmızıgül imzalı her işte gördüğümüz bir kendini tekrar hali bu...

Kanallar arasında dolaşmak zorunda kalan biri diziye her uğradığında iki gözü iki çeşme tipler görüyor. Bu kadar coşkulu gözyaşı, bu kadar derin hüzün belli bir noktadan sonra izleyicinin sıkıldığı bir şey. İnsanların gün içinde yeterince bunalacak vakti oluyor... Dilerim “Öyle Bir Geçer Zaman ki” dizisine hançer gibi saplanan “derin matem” hali bu yeni ve iddialı diziyi de vurmaz. Vurursa zaten daha da iflah olmaz!