Birilerini linç etmekten savaşı unuttunuz farkında mısınız?

Cumartesi, 27 Ocak 2018 - 05:00

Afrin’de savaşan askerlerimize elbette üzülüyoruz, elbette onlara dua ediyoruz, elbette canları hiç yanmasın istiyoruz. İnsan olan herkes böyle düşünür zaten. Ama insan olan herkes ‘savaş olmasa keşke’ diye de düşünür.



Çünkü özünde savaş kötüdür, birileri ölür. Kimse ölmesin istersin. Kimsenin burnu kanamasın istersin. İnsan olmak böyle bir şey değil midir?

Peki bizde işler neden bu kadar karmaşık? Vatanseverliği 280 karakterli bir siteye endekslediğimiz için!

O siteye girip 280 karakter döşedikten sonra diskoya bile gitsen kahraman sayıldığın için!

Bu kadar basit mi peki? Vatansever olmanın ölçüsü bu mu, bu kadar mı yani?

Kalbinden, içinden geçenleri, endişeni üzüntünü takipçilerinle paylaştığında daha vatansever biri haline gelmiyorsun ki! Paylaşmak da isteyebilirsin tabii, bu da bir tercih.

O zaman yazmayana karışma bari!

Kimse fikrini 280 karakterde anlatmak zorunda değil.

Twitter yokken ne yapıyordunuz acaba?

İnsanların kapılarını çalıp “ne düşünüyorsun açıkla” diye tek tek soruyor muydunuz?

Yapmayın…

Lütfen her gün bir başkasını linç etmekten, hedef tahtasına oturtmaktan vazgeçin artık. Farkında mısınız ‘bugün hangi ünlüyü linç edelim’ savaşına girmekten; gerçek savaşı, sınırdaki gençlerimizi, askerlerimizi unuttunuz.

Küfürden oyunculuk analizi!

Afrin’le ilgili paylaşım yapmadı diye Gupse Özay da linç edilenlerden. Üstelik, hazır linç ediyorken, çeyiz sandığı karıştırır gibi açık aramakla meşgul bazı insanlar!



İnternette dolaşıp Gupse’nin küfür ettiğini bulmuşlar güya. Olaya ben vesile olduğum için bahsetmem gerek burada…

Oyuncu röportajları yaptığım ‘Bazıları Şirin Sever’ isimli bir youtube kanalı açtım, ‘Deliha 2’ vizyona girdiği hafta da Gupse Özay’la bir çekim yaptım.


Ona “Televizyonda söyleyemediğin ama burada söylemek istediğin ne var?” diye sordum Gupse de makaradan küfür etti. Biz de o kısmı bip’leyip yayınladık.

Her şey internet için çekilmiş bir espriden ibaret yani. Ama fırsatçılık yapıp ‘bu küfürü de gündeme getirelim, daha rahat linç ederiz’ diyenler; karakterden ve oyunculuktan bahsedenler ne karakterli, ne ahlaklı öyle değil mi?

Küfürlerin havada uçuştuğu Recep İvedik filmleri pek komik, ama kadın küfür edince ne ayıp öyle mi?

Bu ikiyüzlülük nereye kadar ya? Peki bu hiç küfür duymamış gibi tavırlarınız?

Kaç tane kaldı ki şu ders gibi kadınlardan!

Çarşamba akşamları People’da sahne alan Nükhet Duru’yu anlata anlata bitiremiyorlardı; sonunda kendimizi ortamda bulduk.

Şanslıyız çünkü gecenin bir de bonusu vardı; Sıla da izleyiciler arasındaydı. Nükhet Duru onu sahneye davet edince, öyle güzel cümleler kurdu ki; “Özlüyoruz sahnede gerçek şarkıcı görmeyi, akıllı insan görmeyi, kadın görmeyi” dedi. Hakikaten öyle...



‘Gerçekten’ şarkı söyleyebilen, basitleşmeden eğlendiren, konuşmasıyla, kahkahasıyla, cilvesiyle kadın olmaya değer katan kadın o kadar az ki. O yüzden Nükhet Duru ders gibi kadınlardan. Sonrası mı? Nükhet Duru bu, durur mu? Yaptı yine yapacağını ve Sıla’ya dedi ki:

“Senin bir şarkın vardır; her ne kadar yapamasam da hayata geçiremesem de benim mottom oldu: Sevişmeden Uyumayalım!”

Tabii ki kahkahalar koptu, sonrası da müthiş bir düet.

Nükhet Duru sadece şarkı söylemiyor, kabare yapıyor. Anılar, espriler tam seyirlik.

Repertuvar da çok çok iyi, çok özenle tasarlanmış. İyi ki böyle mekanlar var da, bu isimleri izleyebiliyoruz.

Tam Oscarlık basın özgürlüğü tartışması

Sinemaların en şahane zamanı…

Zira Oscar adayı filmler açıklandı ve 4 Mart’taki ödül törenine kadar bir bir vizyona girmeye başlayacaklar.

‘En İyi Film’ dalındaki adaylardan ‘The Post’ ise vizyonda.



Washington Post gazetesinin 1971 yılında, Vietnam savaşıyla ilgili devlet sırlarını yayınlamasını anlatıyor Steven Spielberg.

Meryl Streep Post’un patronu, Tom Hanks ise yayın yönetmeni. Ele geçirilen devlet sırları, bunların yayınlanmasını istemeyen ve basına yasak koyan Beyaz Saray, başkan ve bakanlarla kanka olan patronlar, yasağa karşı birlikte hereket eden medya, hapsi göze alan editörler…

“Basın yönetenlere değil, yönetilenlere hizmet eder” diyen film; basın özgürlüğü tartışmasını beyazperdeye müthiş aktarıyor.

Belgeleri yayınlayan kadın gazete patronunun cesareti ise 21’inci kez Oscar’a aday gösterilen Merly Streep’e umarım ödülü getirir. Çünkü bu cesaret Oscar’ı hak ediyor.