Bizi 'Ekranakon' çetesi çökertti...

'Gecekondu' ismi bir program olup da, Star ekranına bir gecede konduğunda garipsemiştim. İç Anadolu yöresinden iki kardeş ve dedeleri çaycı olarak çalıştıkları TV kanalında talk şov yapıyordu formata göre. Format içinde formattı yani...

Pazar, 05 Haziran 2011 - 11:05

Bizi 'Ekranakon' çetesi çökertti...

Dalyan ve Durdu isimli kardeşlerden Durdu olanı yılların tiyatrocusu Durul Bazan’dı. Ama Dalyan ve dedeleri hiç de tanıdık değildi. Çok geçmeden neredeyse şöhretler dünyasının tamamına yakını o gecekonduya misafirliğe gitmeye başladı... İşin ilginci Türkiye’de ilk kez denenen bu yerli format aldı başını gitti. Sonra bir sabah zabıtaların bu kaçak gecekonduyu yıktığını öğrendik. Olan kaba bir nezaketten ödün vermeyen Durdu ve konukları neredeyse ‘tatlı bir ayar manyağı’ yapan Dalyan’a oldu... Tam da hayatımızdan çıkıp gittiler diye düşünüyorduk ki, internette fenomen olan Dalyan manileriyle Erkan Köse, önümüzdeki yılların en sıkı mizahçısı olacağının sinyallerini verdi. Kimseler kapmadan ben kapıp konuşturdum onu. Üstelik tam da yeni bir proje için kolları sıvamışken... Söyleşinin kimi yerinde Erkan Köse’yi, kimi yerinde ise şivesinden ödün vermeyen Dalyan’ı göreceksiniz. Aklınız karışmasın; ikisi de lokum ağızlı gençler çünkü. Buyurun; gecekondunun enkazı üstünde yakalandığımız kahkaha fırtınasının içene girin siz de...

Ropörtaj: Mesut YAR
Fotoğraf: Muzaffer KANTARCIOĞLU

¦ Ne oldu gecekonduya, ne güzel kondurmuştunuz Beykoz yamaçlarına. Kentsel dönüşüme mi kurban gitti yoksa?

Valla ağabey ‘Türkiye’de mizahın kentsel dönüşümünü Gecekondu gerçekleştirmiş’ diyorlar. Yeni bir tarz getirmiş hani. Bu sebepledir ki ‘Yad-ı Cemil’ olarak hatırlanacak. Gecekondu yıkıldı diye başta belediye olmak üzere kimseye küskünlüğüm yok bu yüzden! Benim için kendimi ifade edebilme açısından büyük şans olmuştur, şaka bir yana. Bana güvenip imkan tanıyanlara şükran borçluyum demek gerekiyor tam da burada...

¦ Gecekondu’nun açık adresi Beykoz Akbaba 35 Numara’ydı. Sahi orada kim oturuyor şimdi; bir fikrin var mı?

Vallahi yıkıntıların, enkazın filan üzerinde oturmayı kim seviyorsa gitsin otursun...

¦ Programda yarattığın Dalyan karakteriyle hayatımıza girdin ama sanırım daha önceleri de belli bir coğrafyanın hayatındaydın...

Doğrudur. “Hattı güldürmek yoktur, sathı güldürmek vardır” prensibiyle hareket ettim sanırım. O satıh da tüm vatan oldu benim için. Gecekondu’yla biraz daha kamusallaştım tabii...

¦ Genelde komik olacağız diye yerel ağız ve şiveyle yapılan mizah çok karikatürize ediliyor, abartılıyor. Televizyon izleyicisi bundan çok dertli mesela bugünlerde. Ama senin şiven hiç yabancılık çektirmiyordu. Hayırdır, tam olarak neredendi o ağızlar?

Her yerdendi! O ağız ince işlenmiş bir kolajdı. Geçişleri düzgün yapmaya olan gayretimden olsa gerek sırıtmayışı. Dalyan’ın şiveden ziyade yaklaşımı, bakış açısı ve en çok da felsefesi ile ilgili tebrik alıyorum Mesut ağabey. Bugünlerde şive olmadan, kostüm takıntısına gerek kalmadan talk show yapmaya davet edilmem de bundan olabilir diye düşünmekteyim. Ne dersin?

¦ Valla hiç itiraz etmem. Her halin iyi benim için. Ama biraz Dalyan’la konuşalım şimdi. En azından bu röportaj için bir şive takın. Dalyan kardeş selam; ağabeyin nasıl?

Mesüt... Abim yok la gardaşım o benim. Gonsepte adaptasyon acik zor oluyo senin galba elleam. Gicegonduya gonuk da oldun o gadar; ağırladık, yidin, içtin çay çorba, bunnar söölenmez amma...

¦ Yine verdin ayarı, dakika bir gol bir. Neyse İstanbul’a geldiğinde ilk sözün ne oldu? Haydarpaşa Garı’ndan giriş yaptıysan tabii...

Biz Haydarpaşa’dan değil Harem’den girdik herhalde ki anında Muhteşem Yüzyıl haline benzer bir halvete aldı bizi büyükşehir. Çok hırpaladı ilk zamanlar be abi...

¦ Hımm. Bir nevi Hürrem sendromu yani. Peki, şimdi nasıl İstanbul’la aran?

Fethettiğim söylenemez ama İstanbul’u çok seviyorum. Doğal yaşam alanım oldu benim. Bavulumu alıp ‘artiz olmaya’ gelmiştim yıllar önce. Ortağım kardeşim Latif Koru’yla beraber yol yürüdük de biraz. Yürüyeceğiz de hey koca İstanbul!

¦ Bir dedikodu var kulislerde. Sizin talk show’a ‘derin talk show çetesi’ mi taş koydu Dalyan biraderim?

Gardaş sorma la. ‘EKRANAKON’ çetesi midir nedir? Çöreklenmişler halkın vizyonuna. Eski mizahçılardan oluşan ‘Baronnar Gonseyi’ saldırdı bize. Bize denge ossun diye cibinden para döküp filim çektirenner bile oldu. Filmin içinde de bire bir gicegondudan alıntılar doluuu iyi mi?

¦ Taklitler çıktı diyorsun. Peki, işler yolunda gitseydi ne yapmayı düşünüyordunuz?

Malum abi kardeş de olsa şöhret çiftleri bozuyor... Düzenli gelir hayatımız olursa ayrılmayacağımız kanaatindeydik...

¦ Dalyan senin ‘ince kadın konuklara yazma’ hikayen vardı. Hiç kız arkadaşın olmadı mı yiğidim?

İnce, uzun, gısa, galın hiçbir çişit hanıma yazma çizmem olmadı Mesüdağa. Adımız bir kere çıkmış sekize. Halbuki ben sekiz düşkünü bir adam deeelim...

¦ Peki bu arada Gecekondu’yu yeniden bir yerlere kondurmayı düşünüyor musunuz Dalyan?

Hele bir gece olsun da kondurması kolay.

¦ Programda en dikkat çeken şeylerden biri de o an doğaçlama olarak yazdığın manilerindi. Hatta birçoğu sosyal alemde efsane olmuş durumda. Hangi şairlerden etkilendin kardeş?

Başta Adem Babamız ki, konuşmayı öğrenmemizde katkısı büyüktür. Sonra Muharrem Ertaş, Neşet Baba, Çekiç Ali isimleri. Yani anlayacağınız, unutulmuş, nesilleri kesilmiş nice Anadolu ozanlarından...

¦ Mesela bu röportaj için bir mani attırır mısın?

Mesut sanma ekran her dem yar olur/ Uğur Dündar sağ iken Star sana dar olur/ Kaleminden bal damlar hüpletmeye kamış gerek/ Haberinde gölermeye benim gibi Camış gerek.

¦ Eline sağlık Dalyan kardeş. Dönelim Erkan Köse’ye. Doğaçlama kabiliyetin çok yüksek. Sanırım sadece Allah vergisi değil...

Çok teşekkür ederim Mesut Abi. Kabiliyetli olduğum gibi bir görüş belirtmiyorum. İnsanda sanat yapma kabiliyetinin doğuştan olduğuna inanıyorum. Buna tecrübe, görgü, birikim, moral gibi besleyici unsurlar eklenebilir. Zaten hepsi bir araya gelince bir şeylere benziyor kabiliyet dediğin...

¦ Tekli işlerde nasılsın peki? Takım oyununda iyiydin ama tek kişilik formatlar daha zor olmalı...

Takım oyununda ‘takılmadım’, teklide de ‘teklemem’ sanırım...

¦ Sahi yahu, programda üstünden çıkarmadığın pijaman vardı. Gerçek hayatta ne giyersin yatarken?

Mevsimine göre değişir valla. Mevsim kıyafetlerinden bir kokteyl hazırlarım genelde üstüme...

¦ Öyle magazin ortamlarına da girmedin hiç. Oysa ki iki günlük mizahçılar her türlü aleme akıyor...

Ben de çıkar, gezer, tozar, eğlenirim. Muhabirler beni çok seviyor mesela. İstemediğim zaman çekmiyorlar. Ben onlara kontratak yapıyorum hatta. Bir keresinde paparazzi bana sormadan ben ona sordum: “Lady Diana’yı neden öldürdünüz? Pişman mısınız?” diye...

¦ Erkan da fena fillah yani. Peki hangisi gerçek sensin; amansız bir Dalyan mı yoksa mütevazı bir Erkan mı?

Mütevazı olmak için kendine baskı yapan Erkan. Hayata böyle bakmasam aşırı çıkıntı bir adam olurdum kesin.

¦ Kimlere gülüyorsun en çok?

Cem Yılmaz iyidir. “Gitmeyin şunun stand - up una kardeşim” desen, cevabı: “Kime gidelim hocam?” olacağından dolayı...

¦ Anlı şanlı, kelli felli komedyenlerin hiç hiciv yapmaması hakkında ne düşünüyorsun bu arada?

Komedyen vardır, iyi mizah yapar, ancak ilmi siyaset bilmez, mayına basabilir. Siyaset bilen programcı vardır mizahtan anlamaz. Bu ikisini bir araya getirmek Hamsinin Kavakta Polen Alerjisi olmadan yaşaması kadar zordur. Acizane bunu ben yapabilirim. Ama parlamentoda beş ya da altı parti grubu, hükümette en az üçlü koalisyon olmadan siyasi mizah yapılamaz. Ocağın söner maazallah... (Gülüyor)

¦ Sen programda siyasi göndermeler de yapıyordun ama. Görüş olarak Dalyan nerede, sen nerede duruyorsun siyasi yelpazede?

İnsanlar senin nerede durduğuna, yaşantına, görüşüne aldırmıyor. Ancak at gözlüğü takıp kendi bakışını dikte etmeye çalışırsan, bunu bünye kabul etmiyor. Sistem refleks gösterebiliyor. Siyasete gelince, kimi gıda maddeleri hakkında bir yorum yapılır ya: “Abicim ben mutfağını gezdim, biliyorum. Sakın ola ki bu üründen yemeyin...”

¦ Diziler hakkında düşüncen nasıl?

Mesela kullandığın şiveyle bir Behzat Ç.’de acayip iş yapardın... Yapardım. Ama ben kendi mizahımı orda da kendim üretmek isterdim.

¦ Doğru ama o da zor. Zor deyince, genç bir oyuncunun kendini kabul ettirebilmesi için hangi barajları geçmesi lazım piyasada?

Herkesle iyi olması, kimselere gider yapmaması, Cihangir Firuzağa’da oyuncuların takıldığı kahvelere gitmesi, yapımcı kastçı kısmıyla iyi ilişkiler kurması, manken bulup gecelere akıp sansasyonel şeyler yapması, dağınık, cool, dünyayı kazımazmış gibi bir tarz geliştirmesi hemen aklıma gelen gereklilikler. Ama benimkisi bir televizyoncu olarak sektörel gözlem sadece. Kimse alınmasın (!) üstüne...

¦ Diyelim bunları yapmadan da şöhret oldun. Şöhret seni bozar mı? Malum sen bilmesen de ben iki yıl sonra bu ülkenin en çok gülünen adamı olacağını biliyorum...

Çok teşekkür ederim. Sen diyorsan vardır bir bildiğin Mesut Abi. Senin şahsında Türk basınından bir helallik dilemeliyim aslında. Yeri gelmişken belirteyim. Ben basında çıkan yorumları genelde ahbap çavuş, al gülüm ver gülüm, alengirli akçeli diyaloglar neticesi diye düşünürdüm. İlk zamanlarda seni hiç tanımadığım halde hakkımda yazdığın onur verici yorumu okuyunca mest olmuştum. Emeğin takdir edildiğine rastlamak ümit vermişti bana. Teşekkür ederim. Şöhret beni bozmaz. İnsanlardan sevgi gördüğüm için. Şefkat eşliğinde terakki kişiye doygunluk verir.

¦ Hep böyle mütevazı mısın? Hiç hırçın ya da kavgacı bir tarafın yok mu? Mesela, bir şans ellerini bağlayıp karşına getirseler, kimin kaportasını bozardın?

Gerekmedikçe kavga yapmam, gerektiğinde savaş yaparım. Karşıma elleri bağlı getirilmişse Allah’ından bulmuş demektir zaten. Ben ona daha ne yapayım? Geçenlerde Hayrettin’in programı (Star TV) için rica ettiler iki skeç çektik. Paranormal Activity filmindeki cin oluyorum orada. Yurdum cini ama. Orada diyor ki karakter; “Ben iyi kalpli bir ruhum. Soyumuz sevimli hayalet Casper’a dayanır”. Ben de iyi bir ruhum...

¦ Son soru: Kendine ayar veriyor musun hiç? Ne sinirlendiriyor sende seni?

Müdahil bir adam olma yönüm bazen kızdırır. Yan yana iki araçtan ucuz olanını çeken trafik ekibiyle tartışıyorum mesela. Bu hal insanı düşman sahibi yapıyor. Bir de çok az mutlu olurum. Kötü bir huy...

2