Bizi masallarla buluşturan kadın

Sahnede harikalar yaratan, kitaplarıyla bizi büyülü bir yolculuğa çıkaran Judith Malika Liberman’la buluştuk ve yeni kitabı ‘Masallarla Yola Çık’ raflardaki yerini almışken masallar hakkında konuştuk
 
 

Bizi masallarla buluşturan kadın
Gökçe GÖKÇEER/ gokce.gokceer@gmail.com
 
14 yaşında ilk atölyesine katılmasıyla topluluklara masal anlatmaya başlayan Judith Malika Liberman, Paris Konservatuvarı’nda masal anlatıcılığı eğitimi aldı. Masal eğitmenliği ve sanat terapsitliği de yapan Liberman; sahnede, kitapçıda, kütüphanede, sokakta masal anlattı. Türkiye’de masal anlatıcılığı yeniden gündeme geldiyse, bunda onun büyük payı var. Sahnede harikalar yaratan, kitaplarıyla bizi büyülü bir yolculuğa çıkaran Judith’le buluştuk ve yeni kitabı Masallarla Yola Çık raflardaki yerini almışken masallar hakkında konuştuk.
 
Masal okumak pek çoklarının yaptığı bir şey ama masal anlatmayı herkes başaramıyor. Neden?

Masal anlatmak bir sanattır ve her sanat dalı gibi geliştirilebilir. Hikaye anlatıcılığı bir halk sanatı olduğu için bazen sanat yerine konulmuyor. Biri bana bir gün şöyle dedi: “Anneannem bana masal anlatırdı, bu nasıl bir sanat olabilir? Anneannem sanatçı mıydı?” Dedim ki “Sana bir haberim var, evet anneannen bir sanatçıydı!” Ben doğuştan yeteneğe inanmıyorum ama kabiliyetlerin emekle geliştirilebileceğini düşünüyorum. En iyi hikaye anlatanlar anneler ve öğretmenlerdir. Çünkü en çok onlar saatlerce masal anlatır.
 
Peki, nasıl anlatmalı bir masalı?

Öncelikle onu sevmen gerek. Sen sevmezsen, anlattığın kişiler de sevmez. “Anlatmazsam çatlarım” demen lazım karşı tarafa bir hikayeyi sevdirebilmen için. Üzerinde çalışman da gerek. Genellikle masal kendi çıkar gelir. Hangi masalı anlatacağınıza masalın kendisi karar verir.


 
Neden masal anlatıcısı olmak istediniz?
 
Çocukken yetişkin sofrasında sesimi, hikayemi duyurabilmek için strateji geliştirdim. Konuşmayı, anlatmayı seviyordum. Aslında ben masallara öyle aşıktım ki, başka meslek yaparken de anlatıyordum. ODTÜ’de yedi sene boyunca öğretim görevlisiydim. Eski öğrencilerimle karşılaştığımda hikaye anlatıcısı olduğumu duyduklarında şaşırmadıklarını söylediler. Çünkü dersleri de masal gibi anlatıyordum.
 
“Endişeli Kral” masalındaki kral benim! Aslında birçoğumuz böyleyiz! Hep kaygılıyız; yarın ne olacak diye.
 
“Endişeli Kral”ı bir Anadolu masalından uyarladık, anlata anlata çok değişti. Anlattığım masallar içinde insanların gönlüne en çok dokunan, en sevilen bu oldu. Çünkü en büyük derdimiz yarın için endişelenmek. O masalda iki karakter var. Biri endişeli kral, diğeri ayakkabı tamircisi. Hayata güvenen ayakkabı tamircisi de sensin, endişeli kral da… İçinde ikisi de var. Ayakkabı tamircisi de senin içinde olduğu için bu masal sana bu kadar dokunmuş zaten. Sadece endişeli kral olsa dokunmazdı. Masalın gücü burada. İçimizdeki birçok karakteri seslendirerek onlara kulak verme şansı veriyor bize. Kırmızı Başlıklı Kız da sensin, kurt da… Büyükanne de sensin, çocuğunu ormana gönderen anne de…
 
‘’Bugün bugüne baktı, yarın yarına bakar. Doğmamış gün için neden endişe edelim?’’ Bu şarkıyı sahnede sizden dinlerken çok duygulandım. Kısacık ama çok etkiliydi… Endişeli Kral masalıyla birlikte daha da etkili tabii.

O şarkıyı iki üç sene önce yazdım. Bugüne kadar yüzlerce kez söyledik ve herkes bayılıyor. Zor bir gün geçirenler bu şarkıyı söyleyerek rahatladıklarını söylüyorlar. Düşünüyoruz, kaç tane dert için boş yere üzülmüşüz, büyük bir enerji harcamışız. Ya çözülüyor sorun zaten ya da istediğimiz olmuyor. Üzülsek de üzülmesek de... O yüzden anı yaşamak önemli.
 
 
“Masallar mutlu sonla biter” diyorsunuz. Ama bazı masalların çok eski versiyonları farklı. Örneğin “Kırmızı Başlıklı Kız”ın Charles Perrault versiyonu epey korkunç. Kurt kızı yiyor ve masal bitiyor, avcı yok. Kıssadan hissesi de şu: Asla yabancılarla konuşma!
 
Orijinal versiyonları ilk kez kimin anlattığını asla bilemeyiz. Bir gece bir ateş başında, bir yaşlı teyzenin ağzından çıktı, uçtu, kayboldu… Perrault, derlediği masalları çok değiştiren biri. O versiyon orijinali değil. Masalları anlamak için pek çok versiyona bakmak gerek. Masallar simgeseldir… Kurdun onu yutması, yeniden doğumu simgeliyor. Karın burada bir fırındır. “Kırmızı Başlıklı Kız” kurdun karnından pişmiş çıkıyor, yani büyüyor. “Masallarla Yola Çık”ta bu hikayenin çok farklı bir versiyonunu anlattım. 70’lerde bir antropoloğun bir Fransız köyünde derlediği bir versiyon. Kurt büyükannenin yarısını saklıyor: Kız geliyor ve büyükannesinin kalan parçasını yiyip kanını içiyor. Simgesel bakarsan, aslında “Kırmızı Başlıklı Kız”ın onu yemesi büyükannesinin birikimini, bilgeliğini sindirmesi anlamına geliyor. Yani ondan besleniyor. Masallar çocuklara korkularından kurtulmaları için simgesel bir dil verir. Hansel ve Gretel mesela, ebeveynleri çok korkutur. Aslında insanın beş temel korkusunu merkez alır bu masal: Kıtlık, terk edilme, bilinmezlik, kaybolma ve yenilmek, yutulmak yani.
 
İlk ve ikinci kitabınızın sizin için farkını tarif edebilir misiniz?
 
“Masal Terapi” muzip bir çocuk. Onu okuyup sorularına cevap bulan çok oldu. Ama “Masallarla Yola Çık”, benim daha önceden hayal ettiğim, daha derin bir yolculuk. Oradaki 40 masalın kendi içinde bir sistemi var. Bu sistemin mantığını oturtmak bir yılımı aldı. Her yönünüzü ziyaret edebileceğiniz komple bir yolculuk yapmaya çağırıyor sizi. Birçoğu sahnede ya da radyoda anlattığım masallar ve hepsi benim heybemdeki masallarım, yoldaşlarım.
 
Çocuk edebiyatıyla aranız nasıl? En sevdiğiniz yazar kim?
 
Çocuk kitaplarını çok seviyorum. Favorim, daha önce Türkçeye çevrilmemiş bir kitap. En çok onun hayranıyım, o adama bayılıyorum. “A Bad Case of Stripes”. David Shannon’ın kitabı.
 
 
 
 
 
Yandex.Metrica