Boğaziçi'nde iktidar, ihanet ve intikam

İpsilantiler, büyük, güçlü ve soylu bir aileydi. Osmanlı döneminde bugün Romanya'nın bulunduğu bölgeyi (Eflak ve Boğdan) yönettiler. 1700'lerde gücünün doruğuna çıkan İpsilanti Ailesi'nin çöküşü Tarabya'da muhteşem bir yalı yaptırmalarıyla başladı

Boğaziçi'nde iktidar, ihanet ve intikam

 Ailenin önde gelenleri ayrılıkçı fikirlere kapıldı. III. Selim Osmanlı'ya ihaneti affetmedi. Aile sürgün edildi. Yalıya el konuldu. İpsilanti Yalısı'ında yaşanan aşk, ihanet ve intikam öyküsü de Reşat Ekrem Koçu tarafından yazılmıştır...

İpsilanti Yalısı 18. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde önemli görevlerde bulunan İpsilantiler tarafından yaptırıldı. İpsilantiler, Arnavutköy sırtlarındaki bostanlarda yetiştirdikleri çilek ile meşhurdu. Eflak ve Boğdan’da (bugünkü Romanya) yöneticilik yapan üyeleriyle tanınmış, en önemli Rum ailelerden biriydi. İpsilanti Ailesi’nin liderleri Osmanlı Devletinin yüksek kademelerinde aldıkları görevlerden dolayı çok zenginleşti. Aile, 1700’lerin sonunda Tarabya’da büyük bir araziye yayılmış gösterişli bir yalı inşa ettirdi.

YÜKSELEN VE YIKILAN AİLE

İpsilanti Ailesi’nin tarihe geçen ilk üyesi Atanasios İpsilanti, 1730’da İstanbul’da doğdu. İtalya’da tıp eğitimi aldı. İstanbul’a dönüp 1760’a kadar vezir Ragıp Paşa’nın özel hekimliğini yaptı. 1700’lerde devlete sadık olan İpsilantiler zenginleşip güçlendiler ve Tarabya’daki yalıyı yaptırdılar. Ancak İpsilantiler 1800’lerin başından itibaren yollarını değiştirmeye başladı.

Atanasios İpsilanti’nin kardeşi Birinci Aleksandros İpsilanti çok iyi Fransızca, İtalyanca, Arapça ve Farsça biliyordu. Birinci Aleksandros önce devlet tercümanlarının yöneticiliğine getirildi. Ardından Eflak ve Boğdan prensi oldu. Buradaki görevi sırasında silahlı bir ordu oluşturdu. Bu ordu Yunanistan’ın Osmanlı’dan bağımsızlığına öncülük edecekti. Ancak planları ortaya çıktı.

Boğdan Beyi olan Konstantinos İpsilanti’nin oğlu İkinci Aleksandros da dedesi gibi Yunanistan’ın bağımsızlığı çalışmalarını sürdürünce Avusturya’ya kaçmak zorunda kaldı. Burada uzun süre tutuklu kalan İkinci Aleksandros 1827’de Rus Çarı’nın araya girmesiyle serbest bırakıldı. Bir sene sonra yokluk içinde öldü.

Kıskançlık aşıkları da yalıları da yaktı

Ölümüyle yarım kalan ünlü İstanbul Ansiklopedisi’nin yayıncısı ve yazarlarından biri olan tarihçi Reşat Ekrem Koçu, İpsilanti Yalısı’nı kül eden ilk büyük yangının öyküsünü şöyle yazmış: 1800’lerin başında kilise kapısında bir kız çocuğu bulunur. Evangeliki adı verilen bu sevimli çocuk Fener’de yaşayan soylu bir ailenin himayesine verilir. Evangeliki büyüdüğünde hoppa ruhlu, güzelliği dillere destan bir genç kız olur.

AŞK VE İHTİRAS

Evangeliki, bir gün Fener’deki büyük konakta odasına aldığı genç bir uşakla yakalanır. Aile büyüklerinin baskısıyla evin uşağı ile Evangeliki evlendirilir. Fakat uşak göründüğü gibi düzgün biri değildir. Genç kızı Galata’da bağlantılı olduğu kötü şöhretli evlerden birine götürür ve ortadan kaybolur. Bundan sonra Evangeliki Hanım, Galata kaldırımlarına düşen bir fahişe olur. Günün birinde güzel Evangeliki’nin yoluna ayrılıkçı fikirlere sahip bir papaz olan Zafiri Efendi çıkar.

Görür görmez genç kadına aşık olan Zafiri Efendi, aynı zamanda bir ressamdır. Zafiri Efendi’nin Galata’da Havyar Han’da resim yaptığı bir atölyesi vardır. Bu atölye, Rum ihtilal komitesinin gizli toplantı mekanlarından biridir. Ancak Zafiri Efendi’nin asıl işi İpsilanti Yalısı’ndadır. İpsilantilerin çocuklarına hocalık yaptığı için kendisine yalıda bir bölüm tahsis edilmiştir.

ZAFİRİ EFENDİ’NİN İNTİKAMI

Zafiri Efendi, sevgilisi Evangeliki Hanım’ı yalıya götürür ve kız kardeşi olarak tanıtır. Yalının gözlerden uzak köşesinde sevgilisiyle birlikte mutlu olmak isteyen Zafiri Efendi’nin hiç hesaba katmadığı işler olur. Zafiri Efendi’nin bekar ve yakışıklı bir delikanlı olan öğrencisi Kosti İpsilanti ile güzel Evangeliki Hanım arasında bir aşk başlamıştır. Günün birinde durumu öğrenince çarpılmışa dönen Zafiri Efendi intikam planları yapar. Bir gece kapıları pencereleri kapatıp yalıyı ateşe verir. Evangeliki Hanım ve Kosti Bey ile birlikte yalıda bulunan 15 kişi yanarak can verir.

Yangından sonra Havyar Han’daki atölyeye gidenler ressam Zafiri Efendi’nin cesedini tavana asılı bulurlar. Zafiri Efendi’nin bulunduğu atölyede son eseri olan bir tablo vardır. Tabloda alevler arasında çıplak ayaklarıyla gülümseyerek dans eden güzel Evangeliki görülmektedir. Tablo Babıali’de Tomruk dairesine kaldırılır. 1826’da çıkan ünlü Babıali yangınında bu tablo diğer eşyalar arasında yanıp kül olur.

III. SELİM’İN İNTİKAMI

Osmanlı Devleti, İpsilanti Ailesi’nin aşırılıklarından yılmıştı. Ailenin bağımsızlık hareketlerine katılan ve katılmayan bütün üyeleri cezalandırıldı. Aile üyeleri sürgüne gönderildi, mallarına mülklerine el konuldu. Ailenin elindeki en önemli mülk olan yalı da devletin oldu. İddialara göre İpsilantiler hakkında şikayetlerde bulunan dönemin Fransa büyükelçisi General Sebastiani, yalıyı çok beğeniyormuş ve burada oturmak istiyordu.

Padişah III. Selim bunun üzerine yalıyı, Fransa elçiliğine hediye etti. Yalı uzun yıllar elçiliğin yazlık sarayı olarak kullanıldı. General Sebastiani tarihe III. Selim’e söylediği şu sözlerle geçmiştir: “Sizin İngiltere ve Rusya’dan çok daha güçlü düşmanlarınız var. Bunlar, ‘inşallah’, ‘maşallah’ ve ‘bakalım’dır.”

YANDI BİTTİ KÜL OLDU

Bakımı güç olan devasa yalı 1818’deki yangında yıkıldı. Yalı kısmen yeniden yapıldı. Fakat bakımı güçtü ve 1850’lerde artık harap bir haldeydi. Defalarca tamir ve bakımdan geçen yalının esas binası 1913’te çıkan bir yangında yok oldu.

Bugün, geriye büyükelçiliğin birinci katip ve tercümanlarına ayrılmış olan ek bina kalmıştır. Halen Fransa’ya ait olan bu bina esaslı bir onarım geçirdikten sonra, özel bir anlaşma ile 1989’dan bu yana Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu İdaresi Bölümü olarak kullanılmaktadır.

(18.11.2012 tarihli Posta Karnaval'dan alınmıştır.)