Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Bu açılımdan hiçbir şey kaybetmeyiz...

Perşembe, 03 Eylül 2009 - 11:28

 

İnsanoğlu alışkanlıklarının bozulmasından son derece rahatsızlık duyar. Alıştıklarımız kötü şeyler dahi olsa, bir defa alışmışızdır ve sonuçlarını benimsemişizdir ya, koşullar veya kurallar değişti mi, önce bir rahatsız oluruz. Sonra sonra değişime alışırız. Bu da zaman alır.

Şu anda bazı çevrelerde hissettiğimiz rahatsızlığın nedeni de işte budur. Değişimin getirdiği belirsizlikten doğan huzursuzluk. Bu kesimleri rahatsız eden Kürt ve Ermeni açılımlarıdır. Ben, MHP gibi tamamen ideolojik ve muhalefet dürtüsüyle çıkarılan gürültüden söz etmiyorum. Bu parti kendi görüşlerini savunuyor. Kabul edelim veya etmeyelim, kendi çizgisinde tutarlı davranıyor. Zaman zaman gerilimi arttırıp, MHP’li olmayan ancak Kürt açılımına muhalefet eden kesimleri de kendine bağlamaya çalışıyor.

Benim sözünü ettiğim kesimler, sorunun çözülmesi gereğine inanmasına rağmen, atılan adımları kuşku ve kaygıyla izleyen “iyi niyetli” insanlar. Belirsizlik onları rahatsız ediyor. Alışmadıkları sulara açılmanın huzursuzluğunu hissediyorlar.

“Zamansız harekete geçildi” diyorlar. “En iyi zaman nedir?” diye sorduğunuzda yanıt veremiyorlar. “Yeterince hazırlanılmadı” dediklerinde “Hazırlık şu anda yapılıyor” diye yanıt alınca duraklıyorlar. Ne olursa olsun içlerinde rahatsızlık var. Sanki bu girişimin ertesinde her şey çok daha kötüleşecekmiş kuşkusu içindeler. Acaba haklılar mı? Gerçekten tehlikeli sulara mı açılıyoruz? Riskler neler?

KAZANÇLARIMIZ NELER OLACAK?

Sonuçta elde edeceğimiz kazançlardan değil, sadece bu süreç içinde elde edeceklerimizden söz etmek istiyorum. Son değerlendirmeyi ancak yıllar sonra yapabiliriz. O kadar ileri gitmek yerine gelin, “bu süreç iktidar tarafından iyi yönetilebildiği taktirde” kısa ve orta vadeli kazançlarımızın neler olacağını hesap edelim:

- PKK, bu tartışmalar sürdükçe suikast girişimlerini, cinayetlerini, büyük terör eylemlerini ister istemez ya sıfır noktasına indirecek veya tümüyle kesecek. Bu da toplumun genelinde -daha şimdiden hissedildiği gibi- büyük bir rahatlama yaratacak. Cenazeler kalkmayacak, analar ağlamayacak, karşılıklı kin hisleri durulacak. Toplum rahat bir nefes alacak.

- Bu süreç PKK’lıları ve militan Kürtleri tatmin etmeyecektir, ancak buna karşın genelde Kürt halkı da, günlük yaşamlarındaki baskılar azalacağından dolayı, rahatlayacak. Kimi için yetersiz ve sembolik dahi gelse, ana dil, yasaklanan isimlerin değişmesinden tutun da terörün bitmesiyle oluşacak ortam ve devletin bölgeye getireceği yeni ekonomik destekler, insanların yüzünü güldürecektir.

- Türkiye bu barış ortamında, bir yandan terörle mücadeleye ayırdığı milyarlarca dolarlık kaynağı toplumun ihtiyaçlarını karşılamaya kullanıp zenginleşme hızını arttıracak. Öte yandan da, Irak-Kuzey Irak- ABD ve Avrupa Birliği ile ilişkilerinde, Kürt sorunu nedeniyle doğan gerilimi giderecek.

- Ermenistan ile ilişkilerimizin normalleşmesiyle soykırım iddiaları tümüyle ortadan kalkmasa dahi büyük oranda hafifleyecektir.

- Türkiye’nin özellikle ABD, Fransa ve Avrupa Birliği ile ilişkileri rahatlayacak, her yıl ardı ardına çıkan karar tasarılarından kurtulunacak.

RİSKLERİMİZ NELER OLACAK?

Hiçbir siyasi girişim risksiz değildir. Baştan iyi yapılamamış bir hesap veya yola çıkıldığında beklenmedik bir gelişme, bütün hesapları altüst edebilir. Buna da katlanmak zorundayız. Hiçbir şey yapmadan beklemek mi, yoksa sınırlı riskleri alıp harekete geçmek mi?

Bu sorunun yanıtını hepimizin vermesi gerekiyor. Zira unutmayalım ki, bu sorunlar (Kürt ve Ermeni) sadece AK Parti’nin değil, hepimizin, bütün Türkiye’nin sorunu. Çözümlenmedikçe, faturayı hep birlikte ödeyeceğiz. Ayrıca, şu zamanlaması iyi mi, kötü mü tartışmasından da vazgeçelim. Ben bunca yıldır en iyi zamanlamanın ne zaman olduğunu göremedim. Şimdi, bütün bunları söyledikten sonra, gelin risklere bakalım:

- En önemli risk, PKK içindeki barışa karşı kesimler veya PKK’ya başkaldıran küçük grupların, süreci sabote edebilmek için büyük suikastlar düzenlemeleri ve iki kesimi birbirine düşürecek eylemler yapmalarıdır. Doğrusu ben bunu bekliyorum. Başka ülkelerde de, aynı süreçler yaşanırken, aynı suikastlarla karşı karşıya kalınmıştır.

- Aynı risk, Ergenekon tipi örgütlenmelerin düzenleyecekleri suikast veya dev gösterilerdir. Türk halkı adına muhalefet etmek için kolları sıvayacak olan bu gruplardan da kan dökmelerini bekleyebiliriz. Ancak, ne Kürt ne de Türk militanların bu olası girişimlerine karşı tedbirli olmanın dışında bir şey yapamayız. Üstelik, bu olasılık var diye, süreç de durdurulamaz.

- Ermenistan açılımı ile ilgili risk ise, süreç iyi yönetilmediği taktirde, “Türkler barış istemiyor” gerekçesiyle soykırım iddialarının 100’üncü yıldönümüne birkaç yıl kala, uluslararası yeni ve dev bir kampanya ile tüm dünyaya kabul ettirilmesi veya Azerbaycan’ın dostluğunu kaybetmemizdir.

Yukarıda değindiğim riskler, bu süreci durdurmak için yeterli gerekçe sayılamazlar. Gayet tabii iniş çıkışlar yaşanacak, anlaşmazlıklar olacak, süreç kesilecek ve ardından yeniden başlayacak. Engellemek veya tümüyle durdurmak isteyenler çıkacak. Ancak göreceksiniz, Pandora kutusu bir defa açıldı mı kolay kolay kapatılamayacak. Belki kısa, belki uzun sürecek... Belki kanlı, belki kansız olacak... Ancak sonunda olacak.