Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Bu adam AK Parti'de kalmamalı...

Cumartesi, 03 Temmuz 2010 - 05:00

Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı, suçu ne kadar medyaya atarsa atsın, korkunç bir kafa yapısına ve son derece çarpık bir mantığa sahip olduğunu gösterdi. Bugüne kadar, utanıp istifa etmesini bekledim. Beyefendi pişkin çıktı. Suçu, abileri gibi medyaya atıp kurtulacağını sanıyor galiba... Oysa, çok açık şekilde iki konudaki tavrını gösterdi:

1) Kadınları, alınıp satılabilecek, ister kuma, ister ikinci eş edinip kullanılabilecek bir varlık olarak gördüğünü ortaya koydu.

2) Türkiye’nin en önemli sorunu sayılan ve bizzat partisinin olağanüstü çabalar harcayıp, ciddiye aldığı ve çözüm ürettiği Kürt sorununu, Kürt kökenli insanlarımızı küçük düşürecek bir formülle çözebileceğini, hem de alay eder gibi ortaya attı.

AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, “Bu yaklaşım AK Parti’yi kesinlikle bağlamaz” diyor. Tam aksine, bence kesinlikle partiyi bağlar. Bakırcı, bir iş adamı veya başka bir kimlikte olsa, saçmalıklardan biri deyip geçilebilir. Ancak bu şahıs AK Partili ve daha da önemlisi, Rize Belediye Başkanı.

Bakırcı, iktidar partisinin mührünü taşıdığı için belediye seçimini kazandı. Tekstilci Bakırcı olsa, kimse ona oy vermezdi. Başbakan Erdoğan aday gösterdiği ve desteklediği için oraya oturdu. AK Parti, Kürt sorunundaki ve kadın konusundaki ciddiyetini göstermek istiyorsa, Bakırcı’yı saf dışı eder. Farklı olduğunu gösterir.

Bravo Ali Sabancı’ya

Soyadının Sabancı veya eşinin Doğan Ailesi’nin en önemli isimlerinden biri olması değil, başarıyı tek başına yakalamasına hayranım.

Ali Sabancı, bugün hiçten var ettiği bir havayolunun sahibi. Pegasus, iki uçakla başladı ve birkaç yıl içinde inanılmaz bir büyüme gösterdi. Böylesine genç bir havayolu yaratmak çok zordur. Ne kadar sermayeniz veya adınız olsa dahi, yaratıcı yanınız ve dinamizminizi yansıtma gücünüz yoksa, böylesine hızla tırmanamazsınız. Genç iş adamları arasında benim rol model olarak seçtiğim insan olan Ali Sabancı, eminim ileride daha da büyüyecek ve Sabancı Ailesi’nin en pırıltılı liderlerinden biri konumuna girecek.

Nice yıllara Otosan...

50 yaşına bastı ve yaş gününü nefis bir davetle kutladı. Ford’un büyük patronu Bill Ford’un özellikle katıldığı gecede, Vehbi Bey’in nasıl önemli işler başardığını tekrar konuştuk. Vizyonu olan bir iş adamının neler yapabileceğini tartıştık. Rahmi Koç, babasından devraldığı bir kurumu devleştirmenin gururunu yaşadı. Darısı Mustafa ve Ali Koç kardeşlerin başına. İnşallah 50 yıl sonra, Otosan’ın 100’üncü yıldönümünü kutlarlar.

Kekikçileri nasıl tazmin edeceksiniz?

Yaşları 65-70 arasındaydı. Hatay’ın Hassa ilçesinin Çardak Yaylası’nda kekik toplamaya gitmişlerdi. Askerler mi, yoksa korucular mı belli değil, ancak güvenlik güçleri tarafından vuruldular. İkisi öldü, biri yaralandı. Hemen her ülkede bu tip yanlışlar olur. Ancak dünyanın her uygar ülkesinde de, böyle bir durum karşısında, o güvenlik güçlerinin sorumluları özür dilerler ve ölülerin ailelerini tazmin ederler. Sadece müfettiş atamakla kalmazlar. Şimdi çok merak ediyorum. Acaba ne yapacaklar? Eğer sesleri çıkmazsa, bari birileri bu zavallıların ailelerine akıllı avukat bulsun da, haklarını aramalarana yardımcı olsunlar...

Azimut, krizin bitişini kutladı

Hayatta tek hobim, vardır, o da teknemle denizlerde dolaşmak. Eşim Cemre ve oğlum Umur ile birlikte denize açılırız. Her birimizin kaptan ehliyeti vardır ve ben kullanıyorsam Cemre ve Umur miçoluğu yaparlar veya ben ip atıp koştururum. Geçen hafta sonu, tekne üreticisi Azimut-Benetti grubunun Cannes’daki sezon açılışına davetliydik. Grubun Türk ortağı Sirena Marin’in nefis ekibiyle birlikte uçtuk ve balık gibi dizilmiş tekneleri dolaştık, denize açılıp deneme yaptık. Dünyanın 27 ülkesinden 1200 davetli gelmişti.

Asker, Topkapı Sarayı’nı bırakmalı

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay hakkında siz farklı düşünüyor olabilirsiniz. Ben, kültür konusunda son derece olumlu ve başarılı bir bakan olarak görüyorum. Hele, Prof. Dr. İlber Ortaylı ile birlikte Topkapı Sarayı’nı kurtarma çabalarına hayranım.

Milli Savunma Bakanlığı, Topkapı Sarayı’nı depo olarak kullanıyor. Belki inanmayacaksınız ancak, Milli Savunma Bakanlığı saraydaki dört büyük yapıyı bırakmamakta ısrar ediyor. Günay, bu konuda elinden geleni yapıyor, ancak ne yazık ki Milli Savunma Bakanlığı pek oralı değil. Neden?

Bunun bir mantığı olabilir mi?

Sarayın içindeki bu binalar yeniden düzenlense ve müzeye dönüştürülse harika olmaz mı?

Olur tabii. Ancak bürokrasi, kimseyi dinlemiyor. Aslında nasıl dinler biliyor musunuz? Bir gün Başbakan oradan geçerken “Nedir bu pislik?” der. Etrafındakiler hemen “Efendim Milli Savunma Bakanlığı’nın depoları bunlar. Kültür Bakanlığı istiyor ancak vermiyorlar” deyince, beyefendi bir kükrer ve ertesi gün sorun çözülür. Ne abuk sabuk bir bürokrasi anlayışımız var değil mi?

Atilla Kıyat’ın ‘Üç Yıldız Bir Penaltı’sı...

Bilmem sizin elinize geçti mi veya gözünüze çarptı mı? Eğer şu ana kadar ulaşamadınızsa, mutlaka “Üç Yıldız Bir Penaltı” adlı kitabı bulup okuyun. Yapı Kredi Yayınları tarafından basıldı. Emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın hayat hikayesi. Size artık Kıyat’ı tanıtmama gerek yok.

Emekli olduktan sonra, kendi başına marka olmuş bir isim.

Bazıları gibi, sadece üniforması ve apoletleriyle dolaşırken dikkat çeken değil, sivil elbiseleri giydikten sonra da, kamuoyunun daha fazla ilgiyle izlediği bir insan.

Kıyat, benim ilkokul arkadaşım. O ilk yıllarda da farklıydı, şimdi de farklı. Doğru bildiğini hiç sakınmadan söylerdi. Bugün de aynı açıklıkta konuşuyor. Medeni cesaretinden hiçbir şey kaybetmediğini hepimize gösteriyor.

Zaten bu doğruculuğu onu efsaneleştirmişti. Aynı doğruculuğu da, 4’üncü yıldızını alamamasının başlıca nedenlerinden biri oldu. En parıltılı döneminde, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na tırmandığı sırada, emekliye sevk edildi. Böyle bir kişilikten, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni baştan sonra eleştiren bir kitap yazmasını beklersiniz değil mi?

Tam tersine, şimdiye kadar üst düzey emekli olmuş bir komutanın kaleminden böylesine çarpıcı ve gerçekleri yansıtan başkaca bir kitap okumadım. Kıyat “Bunları hiç not tutmadan yazdım” diyor. Hayran oldum, zira böylesine ayrıntıyı bunca yıl saklayabilecek bir hafıza kolay kolay bulunmaz. Kitap, bir hayat hikayesinin ötesine geçiyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çok az bilinen yönlerini öğreniyorsunuz. Gencecik bir çocuğun lise zamanından başlayıp, yıllarını verdiği bu kurumun içine giriyorsunuz. Üniformaların, apoletlerin, gösterişli tatbikatların, kahramanlıkların ötesindeki insanı buluyorsunuz. Siz-ben nasılsak, askeri disiplin içinde yetişen o çocukların, sonraki yıllarda karşılaştığımız teğmenlerin ve ardından da komutanların yaşamlarını paylaşıyorsunuz. Acılarını, hayal kırıklıklarını, şakalarını, sevgilerini veya kızgınlıklarını birlikte yaşıyorsunuz.

Atilla Kıyat bize yepyeni ve çoğumuzun bilemediği bir dünyayı açıyor. Sonunda “Meğer biz askerimizi pek tanımıyormuşuz” diyorsunuz. Kıyat bu kitabıyla bizlere, olumlu-olumsuz, pırıltılı-pırıltısız, hayal kırıklıkları ve övgü dolu anlarıyla bir asker yaşamının kapılarını açıyor. Onu erkenden emekli ederek TSK kaybetmiş, ancak biz siviller onu kazanmışız...