Bu da devenin nalı olmalı!

a
a
Çarşamba, 29 Aralık 2010 - 05:00

Yalçın Çakır, sıra dışı işleriyle kendince bir istikrarı olan televizyon karakterlerinden biri bana göre. Yıllardır Flash TV’de yaptığı işlere kimi gülerek kimi de utanarak bakıyoruz... “Yaptığım işler Türkiye’nin çok üstünde” derken sanırım bizde yarattığı bu ikircikli ruh halinden bahsediyor olmalı Yalçın ağabey... Ama son işi hakikaten övünülecek gibi değil. Önceki gün ekranda topladığı bir aileye ceset fotoğraflarını göstererek teşhis yaptırmaya çalışması hakikaten utanç vericiydi... Hani ekranda geldiğimiz son noktaya çok şaşırmayan benim bile içimin bulandığını söyleyebilirim. Meseleye bir reality şov açısından bakmak mümkün değil, eh iş belgeseli de andırmadığına göre bu mide bulandırıcı girişimin izahı ne acaba? Reyting mi dediniz? “Yok artık devenin nalı” diyeyim ben de o zaman...

[[HAFTAYA]]

Bir kez de jüri dans etsin...

Yok Böyle Dans’ta elenen Sibel Arna için “bu kadar yol aldığına bile şaşırdım” diyebilirim. Danstaki yeteneği ve çabası için zırnık kuşkum yok. Ama bizim insanımız hep “bildik” yüzlere atıyor desteğini... O değil de ben bir gün bütün jüri üyelerinin de danslara iştirak etmesini istiyorum. Buna jüriye kalıcı olarak katılan sevgili Saba Tümer de dahil... Ama en başta Acun Ilıcalı katılmalı oyuna. Elbette ki oradaki jürinin temsili bir durumu var. Çoğu bilirkişi ve yetkinlik sorunu yok... Yine de onların dansını bir kez olsun yarışmacıların oylaması durumu izleyiciye çok sempatik gelebilir. Kimse korkmasın, karizmaya bir şey de olmaz. Malum, eğleniyoruz sadece...

Yerli oyuncu yersiz zengin mi?

“Yerli Dizi Yersiz Uzun” eylemine izleyici olarak ben de destek verdim. Hatta internet ortamlarında yapılan anket değerlendirmelerinden de böyle bir sonuç çıktı... Ama üstüne basamayacağımız ilginç bir sonuç da var ortada. İzleyici 90 dakikalık dizilerin uzunluğu yerine, o dizilerle hayatımıza giren ve fikirleri o ki, köşeyi dönen bir sürü oyuncuya takmış durumda... “Biz sıradan insanlar yaşamak için birkaç işte birden çalışmak zorunda kalırken bölüm başına binlerce lira kazanan oyuncuların ağlaşmaya hakkı yok” diyor mesela bir okurum... Ama mesela aynı tespitini senarist ve set işçileri söz konusu olduğunda yapmıyor. Hatta “Onlar bir hikayeyi oluşturan ve bizim hayatımıza sokan gerçek kahramanlar. Onların iş imkanları ve gelirleri düzeltilmeli” diyor çoğunlukla... Yapımcıların doğru bir eylemden hareketle ilgisiz gibi görünen ama sonuna kadar katıldığım bu başka doğruya da kulak vermesi gerekiyor... Tipik bir oyuncu düşmanlığı gelişiyor çünkü. Eskiler servet düşmanlığı derlerdi bu durumlar için. Ben ise gözden kaçmayan adaletsizliğe tepkidir diyorum...

Yüzyıl muhte!em olabilecek mi?

Muhteşem Yüzyıl’daki (Show TV) alt başlık dikkat çekici; Aşk-ı Derun! Bu haliyle bende yılın en görkemli dizisi olarak lanse edilen işin çağlar öncesinden bir Aşk-ı Memnu uyarlaması olduğu fikri oluştu. Biri yanıldığımı söylesin lütfen... Eğer bir yüzyılı tanımlayacaksak onu saray içinde, yüzyılın acı ve sevinçlerine tanıklık etmeyen sığ bir aşk hikayesi olarak resmetmek çok acımasızca olur... Ama her ne kadar görkemden bahsetsek de gerçekçi bir savaş sahnesi, istilalar, katliamlar, zafer şenliklerini bire bir ekrana taşıyabilmek çok maliyetli olacağı için korkarım ki dizi bahsettiğim cendereye sıkışıp kalacak... Bu bir fikir okuma hali değil. Basit bir endişe sadece, televizyonu ve içindekileri önemseyen bir eleştirmenin ince bir şerhi de diyebiliriz...

Dizi de hangi dizi?

Süper Star Life (Star TV) bildiğim en aklı başında magazin programlarından biri. Gürültü ve cayırtıdan kaçtığı için sakince izleyebiliyor insan ünlülerin renkli dünyasını... Ama son zamanlarda ilginç bir uygulama dikkat çekiyor programda. Çoğunlukla dizi oyuncuları üzerine yapılan haberlerde oyuncuların hangi diziden oldukları telaffuz edilmiyor... En fazla “Dizinin Elif Komiser’i” gibi sıfatlar dikkate çarpıyor. İyi de hangi dizinin? Mesela ben sıkı bir dizi izleyicisi olmama rağmen bazen karakterleri çıkaramıyorum... Oyuncu da çok parlak değilse şu “dizinin” lafı çok havada kalıyor. Eğer bir çekincen yoksa ki sanmıyorum, dizi isimlerini bir koyduruver be Tayfun kardeşim...

Hafta sonu tekrarlar panayırı!

Hafta içi o çok sevdiğiniz dizileri kaçırdığınız filan oluyor da bunun için hayıflanıyorsanız hiç gerek yok... Geçin cumartesi ya da pazar günü istediğiniz ekranın başına, dizilerin hepsinin tekrarı neredeyse birinci bölümünden itibaren yayında... Bu, kaset televizyonculuğunun en çok para getiren tarafı elbette. Hiç öyle format yayınlayayım da, masrafa gireyim gibi dertleri kalmadı televizyonların gün içinde... Hafta sonu ekranlarının tamamı dizi tekrarları, üstelik birkaç kez verilen aynı tekrarlarla dolu. Vallahi televizyonda kaçıp giden, anısıyla yaşayacağımız hiçbir şey kalmayacak bu gidişle... Tadında bırakmak deyimi uzun bir süredir tarih oldu çünkü. Zaman para basmak zamanı!