Bu davalar 10 yıl sürer

Ergenekon davasının önemli hukuk adamlarından Yağız Dağlı 30 yıllık ceza avukatlığımda hukukun böyle ayaklar altına alındığına şahit olmadım, konuşmak istiyorum” dedi

Bu davalar 10 yıl sürer

Röportaj: Betül Kabahasanoğlu

Onu en ünlü ve nüfuzlu kişilerin avukatı olarak tanıyoruz. Ünlü ceza avukatı Yağız Dağlı, Ergenekon davasından dolayı yurtdışına kaçan Turhan Çömez’den sonra Balyoz Operasyonu çerçevesinde sorgulanan iki paşanın da savunmasını üstlendi.

“Nazlı Ilıcak gibi gazeteciler her gün televizyon televizyon dolaşıp olayların ne olduğunu insanlara anlatıyor ama işin içindekiler konuşmaya korkuyor. Bir ceza hukukçusu olarak bu sorgulamada karşılaştığım hukuksuzluk beni çıldırttı, uykularımı kaçırdı. 30 yıllık ceza avukatlığımda hukukun böyle ayaklar altına alındığına şahit olmadım, konuşmak istiyorum” dedi, buluştuk konuştuk...

Başından beri Ergenekon soruşturmasının içindesiniz. Son olarak da Balyoz Operasyonu’nda iki paşanın savunmasını üstlendiniz. Türkiye’nin en önemli ceza hukukçularından biri olarak isyan ediyorsunuz, tam olarak neye?

Önce Ergenekon soruşturmasına dahil olmak, birinin savunmasını üstlenmek istemedim, çünkü o konuyla ilgili gerek medyanın gerekse hukukçu meslektaşlarımın anlattıklarından, olayın tamamen ceza hukuku usulüne aykırı şekilde geliştiğini görüyordum. Ama sonunda çok sevdiğim, politikada önemli yerlere geleceğini düşündüğüm dostum eski Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez’in savunmasını üstlendim.

Turhan Çömez yurtdışına gitti. Türkiye’ye dönecek mi?

Açık söyleyeyim dönmesini hiç tavsiye etmiyorum!

Balyoz Operasyonu’na nasıl dahil oldunuz?

Bir hocamın ricasıyla önce Feyyaz Paşa’nın (Eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü) daha sonra da Tümamiral Özer Karabulut’un (Özer Paşa dün tahliye oldu) kızının telefonla ricası üzerine onun savunmasını da hiç tereddüt etmeden üstlendim.

Peki siz çok deneyimli bir ceza hukukçusu olarak bu davada farklı ve hukuka aykırı neyle karşılaştınız?

Baştan başlayalım; sayın özel yetkili savcılık makamı, bana göre çok kıymetli olan bu emekli paşaları davet edip ifade alacağına, hepsini birlikte sabah erken saatlerde polis nezaretinde emniyete çekiyor. Bunun sebebi olarak da ‘delil karartmaya önlem’ gösteriliyor. Peki o deliller nerede olabilir? Bu kişilerin evlerinde veyahut büro olarak kullandıkları bir yerde değil mi? Ama hiç böyle bir arama talepleri yok! Sadece ifade vermek için gözaltına alıyorlar, bir kere bu ceza hukukuna aykırı.

Emniyette neler yaşadılar?

Orada da sabah erken saatte getirilip gece geç saatlere kadar bir takım bahanelerle bekletildiler. Sonra ifade alımı başladı o da sabaha kadar sürdü. Açın bakın, bütün bunlar Ceza Muhakemeleri Kanunu’na göre hukuka aykırı ifade alma, sorgulama şekilleridir.

Peki bu yukarıdan direktifle gerçekleştirilmiş, orduyu, askeri zayıflatma amacına yönelik bir operasyon mu sizce?

Bakın ben bunlar siyasi olarak mı yapılıyor falan, meselenin orasında değilim! Ben 8 senemi, kurduğumuz ve genel sekreterliğini yaptığım Türk Ceza Hukuku Derneği vasıtasıyla, Türk Ceza Kanunu’nu insan hakları ve medeniyet düzeyine getirmek için, bugün yaşadıklarımız olmasın diye harcadım. Yeni kanunlar yapıldı, hatta geçtiğimiz aylarda bu konuda uluslararası bir kongre düzenledik, dünyanın en kıymetli ceza hukukçuları geldi.

Onların Ergenekon’u değerlendirmesi nasıldı?

Suça teşebbüsün cezalandırılması çok katı şartlara bağlandı. Şüpheye dayalı gözaltı ve tutuklamaların ağır sonuçları olacağı yönünde çok ciddi tartışmalar yapıldı. Ama bugün bu soruşturmayı yürüten savcı ve hakim meslektaşlarımız o kongreye katılma gereği duymamıştı, keşke duysaydılar!

Bu soruşturmaları yürüten savcı ve hakimlerin de belli bir görüşü temsil ettiği ve özel olarak seçildiği söyleniyor?

Bir kere bu soruşturmada görev alan emniyet mensuplarının davranışları çok efendi. Ama ben işin hukuk tarafına bakıyorum. Madem evinde bir arama yapmayacaksın, aslında bir şey bulmak niyetinde değilsin niye sabahın köründe alıp 65 yaşında, devlete en üst düzeyde hizmet etmiş insanları gece yarılarına kadar bekletiyorsun? Ben hiçbirinin ifade vermek üzere çağırılması halinde gitmeyeceğini sanmıyorum.

Peki deminki sorumun cevabı?

Siyaset ne kadar bulaşmış sizce bu işe? Bunlar siyaseten mi seçildi, bunun tartışması her gün yapılıyor televizyonlarda. Nazlı Hanım bunun en iyi modeli oldu. Her gün 3 ayrı televizyona gidiyor, ne olduğunu söylüyor. Ben hukukçuyum ve bu tarafı değil beni ilgilendiren.

Türk Ceza Hukuku’nda pek çok değişiklik yapıldı. Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırıldı. Eskiyle şimdiyi kıyaslarsanız ne farklılıklar var?

Valla ben Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni mumla arıyorum! Bu tür sorgulamalar kesinlikle bugün olduğundan daha usule uygun yapılıyordu. Ben karşımda o zamanlar görev yapan, “Ayağa kalk ve karşımda önünü ilikle” diyen sert, ama sonra da hukuk ne diyorsa ona uygun davranan, karar veren savcıyı, hakimi görmeyi tercih ederim. Bu sorgulamalarda gördüklerimiz ise büyük bir nezaket içinde davranıyor ama arkası boş. Başbakan söylüyor, “Yasaları demokratik hukuk devleti kurmak için değiştirdik . İnsan haklarına uyumlu hale getiriyoruz, Türkiye ilerliyor” diye. Ama uygulamada hiç öyle bir durum yok. Biz şimdiye kadar hiç yaşamadığımız şeyleri yaşıyor, zaten ona isyan ediyoruz.

Yaşamadığınız neler yaşıyorsunuz?

Gözaltına alınan kişiler emniyetten sonra özel yetkili savcılığa getiriliyor. İfadeleri alınmaya başlanıyor. İfade 20 dakika sürüyor, çünkü soracağı, sorduğu hiçbir şey yok! İlk başta mesela şaşkınlıkla seyrettiğim şu var: Sayın savcı Balyoz Operasyonu’nun hakikaten hükümete karşı bir darbe niteliği taşıdığına emin ve bize de onu anlatıyor! Bir kere iddia makamında böyle bir şey olamaz. İddia makamı şüphelinin lehine ve aleyhine bütün kanıtları ortaya çıkarmak zorundadır ve bu tür bir yaklaşım içinde olamaz. Kendisi ikna olmuş, bir de bizi ikna etmeye uğraşıyor. Anlatıyor nasıl camilerin yakılacağını, nerelere bomba konulacağını...

Sizin müvekkilleriniz neyle suçlandı?

Benim müvekkillerimden birisi önce Kafes Operasyonu’yla ilgili sorgulandı. Sayın özel savcı birkaç soru sordu. Hakkındaki bu iddiayı çürütecek kanıtlar müvekkilimin yanındaydı ve sundu. “Teşekkür ederiz serbestsiniz” denildi. Sonra Balyoz Operasyonu için ifade verdik. Ellerinde 2003 yılına ait bir belge var, orada da müvekkilimin sadece adı geçiyor. Yani Koramiral Ahmet Feyyaz Öğütçü’nün tutuklanmasında başka hiçbir kanıt, delil yok! İkinci müvekkilimde bir iki belgeden söz edildi. Bunlardan bir tanesi için diyorlar ki; “Efendim sizin bir belgede isminiz var. İsminizin karşısında da artı işareti var. Bu hassas subay demek. Niye hassassınız?”. İkinci belgeyle ilgili soruları ise şu: “Sizin bir belgede adınız, 2004 yılıyla 2014 yılı arasında en öncelikli terfi ettirilecek subaylardan biri olarak geçiyor, neden?”. Paşanın hoşuna gitti “Ne güzel hakkımda böyle bir şey söylenmiş olması” dedi ve sonra devam etti “...ama ben maalesef 2003 yılında emekliye ayrıldım!”. Ve bu sorgulamadan sonra onun da tutuklamaya sevkine karar verildi!

Yani rastgele ve sadece tutuklamış olmak için mi tutukladılar bu kişileri?

Belki sayın iddia makamı bu kişiler hakkında başka bilgilere sahiptir. Ama onu sorguya çektiği şüpheli ve avukatıyla paylaşmıyor. Oysa görevi bu! Bunu bizimle paylaşmak ve cevabını almak zorunda. Bu tümüyle Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı. Bir de şu var; sorgunun her aşamasında şüpheliler en az dört beş saat bekletilip, ‘serbestsiniz’ veya ‘tutuklamaya sevk edildiniz’ denilerek bence haklarındaki kararın ne olacağı konusunda uzun bir süre manevi işkenceye maruz bırakılıyor. Daha sonra çok sayıda sanığın dosyası hakimin önüne gidiyor. Ve bu sayın hakim nasıl oluyorsa sadece 15 dakika içinde bütün bu dosyaları, iddiaları, ifadeleri inceleyebiliyor! Ben bir dosyayı layıkıyla inceleyebilmek için bütün günümü harcıyorum, bazen o da yetmiyor!

Hakim inceleyip ne diyor?

Hep aynı soru: 2003 yılında bir belgede isminiz geçiyor, neden? Diyoruz ki; “Kim yazmışsa ona sorun, bilmiyoruz. Peki bizi hükümeti yıkmaya teşebbüsten sorguluyorsunuz, bu konuda bir soru sormayacak mısınız?”. Cevap çok kibar bir tavırla “Hayır, teşekkür ederim!” oluyor. Yine beklemeye geçiliyor. Ve ardından tutuklanma geliyor. 30 senelik ceza avukatlığımda hukukun böyle ihlal edildiği başka bir soruşturma, açık söylüyorum böyle bir ‘katliam’ görmedim! Sayın özel savcılıkla, nöbetçi hakimlik, insan haklarına dayalı bir uluslararası ceza kuralını da maalesef bu soruşturmada kendilerine göre yorumladılar. Hepimize hukuk fakültelerinde ilk öğretilen “Şüpheden daima sanık yararlanır” prensibini tersine çevirdiler: ‘En basit bir şüphe dahi sanığın veya şüphelinin tutuklanması için yeterlidir’ kanaatiyle hareket ediyorlar.

Ertuğrul Özkök, Ergenekon davası ve bu soruşturmalar için “Bu dönemde öyle vahim hukuk ve insan hakları hataları işlendi, her şey o kadar hukuk dışı ve akıl almaz bir önyargıyla yapıldı ki; sonunda suçlu olanlar bile bundan ötürü beraat edecek” diyor. Sizce ne olacak?

Bu görüşe tamamen katılıyorum. Bence bu dava 10 yıl sürecek. Neden mi? olayı siyasallaştırmak istemiyorum ama, görünen hedef şu: Gerek Ergenekon, gerek Balyoz Operasyonu’yla ilgili açılan davaların çok uzun yıllar sürmesi, hatta bitirilmemesi. Sonunda ne olacak? Davalar zaman aşımına uğrayacak. Hakikaten suçlu olanlar varsa onlar da bundan yararlanacak. Peki ya 40 yıl bu ülkeye en alt kademeden başlayıp en üst düzeye kadar hizmet vermiş bu insanların toplum önünde suçlu gösterilmesinin, ailelerinin perişan edilmesinin, çocuklarının okul paralarının ödenememesinin vicdani bedelini bu sorgulamayı yapan sayın özel savcılar ve haksız tutuklamalara imza atan nöbetçi hakimler nasıl ödeyecek?

4