Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Bu hikayeden ekmek çıkar mı?

Pazar, 11 Temmuz 2010 - 05:00

Geçtiğimiz hafta tanıdık onları. 24 saat süren evlilikleriyle girdiler gündeme. Ama ne hikaye! İnsan okurken yoruluyor. Bir manken kızla yapımcı bir adam kısa bir tanışıklık döneminin ardından evlenmeye karar veriyor. Düğün gecesi kızın annesi nikahı basıyor ve “Kefenin sana yakışmış kızım” diyor. Gelin sinir krizi geçiriyor. Sonra gelinin babası “Seni diri diri toprağa gömerim. Çabuk ayrılacaksın” diye bağırıyor. Ardından kızının elinden tutup ‘deli raporu almak için’ hastaneye götürüyor. Hızını alamayıp hastane bahçesinde kızını dövüyor ve ‘Kızıma ilaç içirip nikahı kıydınız’ diye kavga çıkarıyor.
Daha neler neler oluyor da, dedim ya, insan okurken de yazarken de yoruluyor. İşin garibi, ne bu insanları tanıyoruz ne de yaşanan bu trajedilerin(!) sebebini ya da evveliyatını biliyoruz. Kim bu insanlar? Niye evlenmemeleri gerekiyor? Olay ne? Ve tabii bize niye bütün bunlar aksettiriliyor?
Tehdit, küfür, dayak, ilaç marifetiyle nikah kıyıldığı iddiası, 24 saat süren evlilik... Ne ararsanız var. Bir toptan delirme hikayesi. Belki de baştan ayağa oyun. Reklam. Kimbilir...
Ama her ne ise, oldukça absürd bir hikaye. Bir zamanlar TV’de Banu Alkan ve kocası; Ahu Tuğba ve kocasının böyle absürd programları vardı. Tabii bu çift ‘hikaye’ esasında hepsini solladı ama pek tanıdık, bildik, medyatik olmadıkları için her şey biraz havada kaldı.
Eskiden önce karakterler sonra hikayeleri gelirdi. Özge ve Ferruh çifti durumu tersine çevirip bir ilke imza attı. Önce ‘hikaye’ geldi.
Bakalım yapımcılar bu karakterlerden bir şeyler çıkarabilecek mi?

Kadın programlarında gelinen son nokta

Evlilik programlarından birinde yeni bir skandal daha yaşanmış geçenlerde. ‘Esra Erol’la Evlen Benimle’ programına katılan bir izleyici Esra Erol’a canlı yayında methiyeler dizerken hızını alamamış ve ona ‘Son peygamber’ şeklinde hitap etmeye başlamış.
Esra Erol bu densizliğe müdahale etmiş etmesine ama olay onun müdahale etmesi, etmemesi değil. Bu tür programlar yapan hatunlar, öyle bir hava yaratıyorlar ki kendilerine, ‘en, en, en’ onlar. Bir kere her konuda ahkam kesme hakkına sahip görüyorlar kendilerini. Kadınlık, annelik, habercilik, televizyonculuk, yaşam koçluğu, aile danışmanlığı, aklınıza ne gelirse onlarda. Yeri geliyor ortaya politik bir mesaj attırıveriyorlar, yeri geliyor ‘Cık, cık, cık, böyle annelik olur mu!’ diye onu bunu azarlıyor, stüdyodan kovuyorlar. Hayatın hemen her alanında çok büyük laflar ediyor, her önlerine geleni acımasızca eleştiriyorlar. Ezcümle, bu türden skandallar yaşanıyorsa, sebebi var. Sadece evlilik programlarında değil, çoğu gündüz kuşağı kadın programında aynı ‘Her şeyi bilen, her şeyi söyleme hakkı olan’ kadın sunucu sorunu var.
Hal böyle olunca, densizlik ve çiğlikten geçilmiyor bu programlar.

Vedalaşamama ve aşk acısı üzerine

Geçenlerde bir arkadaşımla psikiyatrist Özkan Pektaş’ın konuk olduğu bir programa denk geldik televizyonda. Konu aşk acısı, ayrılık ve vedalaşmaydı. Bizimki de bu konularda dertli olduğu için can kulağıyla dinledi doktorun söylediklerini. Dinledi dinlemesine ama tek bir noktaya kilitlendiği için orada kalakaldı ve ‘Aşk acısı altı ayda geçermiş. Demek ki benim durumum çok vahim’ sonucuna vardı.
Aşk acısı altı ayda geçermiş. Demek ki benim durumum çok vahim’ sonucuna vardı. Allah aşkına, bizde bu konuda durumu vahim olmayan var mı? Sağımız, solumuz, önümüz arkamız ‘bile isteye arabeskleştirilmiş’ aşk hikayeleriyle dolu. Elimizde değil belki, memleketin havasından mıdır, suyundan mıdır nedir, aşk acısı ve ayrılıklar arabeskleştirilir. Oysa aşk acısını yüceltirken bir noktada dipten yüzeye çıkmayı bilmeli ve doktor beyin asıl söylediğine kulak vermeliyiz: ‘İnsanın en önemli özelliği vedalaşmayı bilmesidir. Bahanelere sığınıp vedalaşmamak olmaz. Ayrılıkta acı çekilecek, ama bu altı aydan uzun sürmez. Sürerse psikolojik yardım almak gerekir .’

Haftanın notu

Okan Bayülgen, Bebek’te bir kafede otururken magazin basının kendisini görüntülemesi üzerine magazincilere eliyle hareket çekmiş.
(Okan Bayülgen uyumsuz, asi çocuk çizgisinden uzaklaşıp aile babası kıvamına gelmişken bir anda ‘öz’ünü hatırlamış olsa gerek ki, böyle bir hareket çekme ihtiyacı duymuş. Magazincilere parmak göstermekle ‘isyankar’, ‘duruşu olan adam’ olunmuyor. Bu, işin kolayına kaçmak oluyor. İnsanın ‘Sıkıysa başkalarına yap bu hareketi’ diyesi geliyor).