'Bu kadar anaç olduğumu tahmin edemezdim'

Demet Şener, içinde bulunduğu çevredeki pek çok simanın aksine iki çocuk doğurup emzirdikten sonra 'göğüslerini toparlattığını', dolgun dudak sevdiği için de dudağına dolgu yaptırdığını içtenlikle anlattı..

Pazar, 13 Aralık 2009 - 05:00

'Bu kadar anaç olduğumu tahmin edemezdim'

Çok iyi bir mankendiniz, sinema sizi keşfetti; film çeviriyordunuz, sonra aşık olup çekildiniz. Bu sizin isteğiniz miydi; İbrahim Kutluay’ın sizden isteği miydi?

Aslında biraz bilinçliydi, biraz da olması gerekendi. Biz 2001’de İbrahim’le beraber olmaya başladığımızda o Yunanistan’da yaşıyordu ve yeni bir takıma transfer olmuştu. Baktık çok aşığız ve ayrı yapamayacağız. O İstanbul’a gelemezdi ama benim daha esnek bir iş hayatım vardı, birkaç sene ortadan kaybolsam hiçbir şey kaybetmezdim. “Geriye döndüğümde yine güzel işler bulurum” diye kendime güvendim. O yüzden de tamamen duygularım ve kalbimle aşkın peşinden gittim. Sonuçta geriye dönüp baktığımda iyi ki gitmişim; ne kadar doğru bir seçim yapmışım diye düşünüyorum. Tabii bunları doğru insan için yapmak önemli. Birçok insan yapıyor ama karşılığını göremiyor.

Aşık olur olmaz hemen Yunanistan’a gittiniz. İlişkinin geleceği hakkında bir öngörünüz var mıydı?

İbrahim’le ilk beraber olmaya başladığımız anda ikimiz de biliyorduk ki biz birbirimizin hayat arkadaşı olacağız, evleneceğiz, çocuklarımız olacak. Allah da hep yardımcı oldu bize. Ve o yönde hayatımız gelişti. Ama bunun için biz de çaba sarfettik. Hayatta hiçbir zaman mutluluk insanın eline paketlenip verilmiyor.

Bu gidişi ailenize nasıl açıkladınız?

İbrahim, “Benimle Yunanistan’da yaşar mısın?” diye teklif edince; bir saniye bile düşünmeden “Tabii ki” dedim. Eve gittim, bavullarımı topladım. Ertesi hafta İbrahim gidecekti, yeni sezon başlıyordu. Annemlere de dedim ki; “Ben aşık oldum gidiyorum.”

Onlar ne dedi?

Çok mutluyum ki böyle bir ailem var. Hayatta her kararıma destek verdiler. Belki de bu yüzden bu kadar özgüveni sağlam, karakteri sağlam bir insan olarak yetiştim. Bir hata yapacak olsam da benim görmemi istediler. Ben başına buyruk bir çocuktum ve zaten istediğim şeyi yapacağımdan emindiler. Çatışmak yerine kabul etmeyi uygun gördüler. Allah rahmet eylesin babam çok ileri görüşlüydü; yeni kaybettim, onunla ilgili konuşursam ağlarım...

Ve Atina’ya gittiniz...

Ben iki bavulumu aldım, evimin, arabamın anahtarını anneme verdim, “Sen ne yaparsan yap, ben gidiyorum” dedim ve arkama bile bakmadan gittim. 17 yaşında Türkiye güzeli seçildim ve o kadar küçük yaştan itibaren o girdabın içindeydim. 24 yaşında İbrahim’le tanıştığımda ben sinema filmi de çekmiştim, dizilerde de oynamıştım, kariyerimin en üst noktasına da gelmiştim, daha yapacak bir şeyim olmadığı için belki de bu kadar rahat gittim. Aklımda kalan hiçbir şey yoktu. İstediğim bütün başarıları elde etmiştim.

Eksik olan aşk mıydı?

Ya da evlenip bir yuva kurmak mı istiyordunuz? Evet ama benim her zaman böyle bir isteğim vardı. Hayatımın amacı hiçbir zaman işlerim olmadı. Maneviyata daha önem veren bir insandım. Allah’tan da karşıma buna önem veren bir insan çıktı, onun için bu kadar iyi bir çift olduk, iyi anlaştık, ortak noktalarda buluştuk... Şimdi doğumlarımı yaptıktan sonra annem diyor ki, “Senin o kadar anaç olduğunu bilmiyordum.” Ben de bilmiyordum. Ama her zaman düzgün bir insanla aile kurmak ve o aileyi sonsuza kadar götürmek istiyordum. Hep bu amacım vardı. Hiçbir zaman “Ben Demet Şener’im, harikayım, şöyle güzel işler yapıyorum, her gün gazetelerdeyim” demedim, hiçbir zaman böyle bir insan olmadım.

Atina’da günleriniz nasıldı?

Atina’daki günlerim bana çok güzel şeyler kattı. Çünkü burada hep pohpohlandığım, her zaman el üstünde tutulduğum, çok koşuşturduğum, hep kalabalık ortamlarda olduğum ve kendimi asla dinleyemediğim türden bir hayatın içindeydim. Bunların dışına çıkınca kendimi çok sorguladım, sevdiğim yönlerimi, sevmediğim yönlerimi düşündüm, hayatta geldiğim noktayı sorguladım. Okudum, okudum, okudum. Onlar bana o kadar güzel artılar getirdi ki. Kendimle kalmayı, kendimle eğlenmeyi, kendimi sevmeyi öğrendim. İnsan kendini sevmezse kimseyi sevemez. Orada bir olgunlaşma süreci oldu.

Unutulmaktan korkmadınız mı?

Menajerim Gaye Sökmen, “Ben sana inanamıyorum, sen her zamanın insanısın” diyor. Hiçbir zaman unutulmadım. Her zaman çok kaliteli işler yaptım. Hiçbir şey yapmamama rağmen inanılmaz bir hayran sitem var, geçen gün keşfettim 4700 üyesi var; ben şok geçirdim. Hiçbir şey yapmadığım bir dönemde onların ilgisi hoşuma gitti. Demek ki duruşumla, hayatımla doğru bir şey veriyormuşum insanlara.

Başka çocuk düşünüyor musunuz?

Neden olmasın? İki tane doğurduk, biri kız biri erkek oldu. Her anne babanın istediği ideal biçim. Ama daha genciz, imkanımız var, bilinçli anne babalarız, iyi eğitim veriyoruz, neden doğurmayayım? İbrahim çok istiyor.

Hayatınızı adadığınız erkek, İbrahim Bey başkasına aşık olursa ne yaparsınız?

Hayat bu; insanlar için her şey.

Hülya Avşar’ın, “Kızım Zehra’nın hatırına başkasının koynuna girmiş adamı koynuma aldım” diye bir açıklaması oldu. Siz çocuklarınız için ihaneti kabullenir misiniz?

Hayatta kabullenemem. Zaten bu ünlülerin enteresan açıklamalarıyla ben çok eğleniyorum. Hülya Avşar için demiyorum, tanıyorum kendisini de. Herkesin bir tarzı var, tavrı var, herkes bambaşka yapılarda. Ama ünlüler büyük laflar etmeyi seviyor herhalde. Ben bunu sevmiyorum. Birilerinin canını acıtmak ya da birilerini yermek isterken ucu başka insanlara dokunuyor. Birilerine gönderme yaparken büyük bir toplumu karşılarına alıyorlar aslında haberdar değiller. Onun için ben asla böyle büyük laflar etmem. Öyle bilmiş konuşmalardan hoşlanmıyorum, insanların da hoşlandığını sanmıyorum. Bir yerden de çıkma be kardeşim, bir şeyi de bilme! Tamamen genel olarak konuşuyorum, bir isme yönelik değil bu...

4.5 sene oldu evleneli, 4.5 sene de öncesi var, 9 senedir birliktesiniz İbrahim Kutluay’la. “Aşk biter yerini başka şey alır” denilir, sizde nasıl gidiyor?

Vallahi bilmiyorum, biraz önce İbrahim içeri girdi gördünüz. O benim için hala dünyanın en muhteşem erkeği, ben de onun için dünyanın en muhteşem kadınıyım. Çünkü bu duygular karşılıklıdır. Bir kadın ne ister; ilgi alaka, mükemmel olduğunu hissettirmek, sevildiğini hissettirmek. Bunları eşim bana çok güzel hissettiriyor, ben yaşadığım evlilikten, ilişkiden çok memnunum.

Romantik bir çift misiniz?

İbrahim de ben de deli gibi romantik bir çift değiliz. Daha gerçekçiyiz. Birbirimizle dalga geçmeyi, birbirimizle eğlenmeyi çok severiz. O yüzden alınganlığımız hiç yoktur. Mesela hamileliklerimde ben çok kilo alıyorum; “Yuvarlanacaksın” dediğinde belki başkası bozulabilir ama ben gülerim. Ben de ona “Ben seni sporu bırakınca göreceğim” derim. Biz birbirimizle dalga geçeriz, eğleniriz. Mıcık mıcık aşk mesajları yazan tipler değiliz. Ama aşk onda değildir zaten. Kimi öyle yaşayabilir ama biz aşkı gerçekçi yaşıyoruz.

Kavga eder misiniz?

Tartışır, beş dakika sonra gülebiliriz. Hiç hakaretlere varan tartışmalar yapmayız. Bir insanı kırarsanız tamiri kolay olmaz, biz ona önem veriyoruz. Hele bir de çocuklar olduktan sonra. Bir olay olunca, içimden “Şimdi buna karşılık versem ne olur, vermesem ne olur? İki kelime için huzurumuzu bozmaya değer mi?” deyip geçiştiriyorum. Sorun etmiyorum yani.

Çocuklarla hayat nasıl?

Ömer’in sesiyle kalkıyorum, dadısıyla aşağı iniyorlar. İrem uyanıncaya kadar Ömer’le ilgileniyorum, onu mıncıklıyorum, seviyorum. Sonra yukarıdan İrem’in sesi geliyor, “Anne. Benim yanımda durmanı istiyorum” diye. Onu giydiriyorum; okula bırakıyorum. İrem’in her şeyiyle ben ilgileniyorum, tabii dadı da ikinci bir çocuk için şart. İrem’i bıraktıktan sonra spora gidiyorum.

Doğum kiloları sporla mı verildi?

Doğumlarda çok kilo alırım, birinde 20 diğerinde 23 kilo aldım. İrem’i emziremedim, beceremedik ama Ömer’i 5 ay emzirdim. O süre içinde hiç diyet yapmadım, aksine iki tatlı yiyordum günde. Emzirerek, uykusuz geceler geçirerek, bir de büyük bir çocuk daha varsa zaten kilolar gidiyor. Sütüm bitince diyetisyen Selahattin Dönmez’e gittim ve çok güzel bir programla son kalan 4.5- 5 kiloyu verdim. Ben öyleyim; her şeyi ben bilirim yerine uzmanına gitmeyi tercih ediyorum. Her şeyi yiyerek; ama belli ölçülerde yiyerek kilo verdim. Spor hocam Eftan Hoca ile de kas kuvvetlendirici hareketler yapıyoruz artık. Çünkü yaş oldu 32, ileriye yatırım için kasları ve kemikleri güçlendirmek lazım. İnsanlar beni biraz kilo alınca da beğendikleri için “Ya böyle çok iyisin, vermesen” diyorlar.

Bir ara çok zayıftınız; şimdi kaç kilosunuz?

Artık o kadar zayıf değilim, şu anda 57 kiloyum. Bir ara çok zayıftım kabul ediyorum. Ondan 6 kilo daha fazlayım.

Doğumdan sonra göğüs estetiği yaptırdığınızı duydum, doğru mu?

Yaptırdım evet. Ben hiçbir şeyi saklamam. Silikonlarını yeniletti diye bir yerde yazdı, ama ben hayatımda ilk defa silikon koydurttum. O da iki doğumdan sonra göğüslerimi toparlattığım için mecburen. Yoksa bunca senelik mankenlik hayatımda kırk kere ameliyat olurdum. Benim öyle bir derdim yok. Ama iki tane çocuk doğuran ve emziren kadınların genel derdidir; benim imkanım olduğu ve istediğim için de bunu yaptırdım. Şu anda kendimi çok daha iyi hissediyorum. Saklamam böyle bir şeyi, ama deklare etmedim. Sordunuz, söylüyorum.

Dudağınızda da var?

Dudağımda da var. Ama silikon değil, dudağımı sadece biraz kalınlaştırdım. Çünkü hayatım boyunca hep dolgun dudak sevdim; niye yaptırmayayım ki? Üst dudağım alt dudağıma göre inceydi. Dudağımı da göğüslerimi de Serdar Eren yaptı; muhteşem bir doktor, şiddetle tavsiye ediyorum. Saklamam ama deklare etmenin manası yok. Zaten anlaşılıyor ve “Yaptırmadım” denilince de çok komik oluyor! Çok belli oluyor! Ben böyle seviyorum. Beğenmeyen beğenmesin, kime ne?

Hayata nasıl bakıyorsunuz?

Deli gibi Polyannacı değilim ama pozitif bakmak lazım. Ben birkaç senedir böyle bakıyorum. Her şeyin dahası var, paranın da dahası var, yaşadığının da dahası var. O yüzden elde ettiklerine şükretmesini bilmeli insan.

Eski arkadaşlarla görüşüyor musunuz? Ebru Şallı’nın dışında...

Ebru’yla da çok sık görüşmüyoruz, onun da bir hayatı var, benim de bir hayatım var. Öyle çok sıkı fıkı görüşmüyorum.

Dargınlık var mı?

Hayır yok öyle bir şey. Eski arkadaşlarımdan Maide Erçelebi’ydi, Maide Kurttepeli oldu; onunla ara sıra görüşüyorum. Sinem Güven var, çok sevdiğim bir arkadaşım. Şu anda taktığım kolyeyi benim için özel yaptı. Ucunda erkek bebek var, İrem için de kız bebek yaptı. Yani aynı bakış açısında olduğum insanlarla görüşmeyi seviyorum. Var öyle birkaç tane daha arkadaşım. Aslında bebekliğimden beri görüştüğüm Bursa’da yaşayan Hande ve Aslı var. Hepsinin çocukları, mutlu yuvaları var. Ben onlar için seviniyorum, onlar benim için seviniyor. İrem anaokuluna başladı, arkadaşlarının anneleri benim de arkadaşım oldu ve çok keyif alıyorum.

Çocuklularla mı daha çok arkadaşlık ediyorsunuz?

Evet çocuk olunca değişik bir şey oluyor çocuklularla görüşüyorsunuz çok doğru.

Anladığım kadarıyla arkadaşlarınızın hepsi evli ve çocuklu...

Tabii çocuğu olmayan, evli olmayanın daha farklı sorumlulukları var, bizlerin daha farklı hayata bakış açısı var. O yüzden de arkadaşlar eleniyor...

Fotoğraflarda hep donuk ve soğuk duruyorsunuz. Neden?

Dışarıya karşı öyleyim. Ben fotoğrafta gülmeyi çok sevmiyorum. Belki mankenliğin, modelliğin verdiği bir şey. Mankenler neden podyumda öyle yürür? Belki sadece o ana odaklanmak, işimizi yapmak için. Bir davetin ev sahibi değiliz ki güler yüzle dolaşalım. Ben yurtdışında da defileye çıktım, onlar daha da sert yürüyor.

Dilek Hanif Boutique Koleksiyonu’nun yüzü olarak modelliğe yeniden döndünüz. Dilek Hanif o koleksiyonu hazırlarken Kim Novak, Ingrid Bergman, Grace Kelly’den esinlenmiş ve kıyafetleri sunmak için sizi tercih etmiş. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tabii ki herkesi beğenen var beğenmeyen var. Güvendiğim insanların benimle ilgili güzel düşünceleri beni çok motive ediyor. Asaletin doğuştan geldiğine inanırım, sonradan elde edilen bir şey değil. Hiçbir zaman kendimi şatafatlı kıyafetler ve hayat içinde hayal bile edemiyorum, ruhuma aykırı onlar. Ben sadeliği, kaliteyi, daha mütevazı olmayı tercih ediyorum. Bu insanlar da böyle bir portre çiziyorlar.

Koleksiyonda çok dekolte kıyafetler olsaydı taşımak ister miydiniz?

Belli bir yere kadar olabilir tabii.

Nereye kadar?

Tabii ki belli bir yaştan ve iki çocuktan sonra bazı şeylerin biraz daha kısıtlanması gerektiğine inanan bir insanım. O yüzden dikkat ederdim. Ama bir yere kadar da neden olmasın? Zaten boğazıma kadar kapalı giyecek halim yok. Kocam beni tanıdığında da bir modeldim ben.

İbrahim Bey kıyafetlerinizdeki dekolteye müdahale eder mi?

Hiç öyle sorunları yok. Sadece davetlere giderken daha temkinli olurum. Dekolteyi yerine göre fazla abartmadan kullanıyorum.

Başka yeni projeleriniz var mı?

Yeni bir televizyon programım var. Bir yapım şirketiyle anlaştık, onlar kanallara sunuyor. Life Style diyebileceğiniz bir program. Haftanın bir günü yayınlanacak, sanat, moda, sağlık, her şey olacak. Konuklarım olacak.

Yoksa artık evde sıkıldınız mı?

Çocuklarım da artık büyüdü, ben de bir şeyler yapmak istiyorum açıkçası. Böyle bir teklif geldiği için kabul ettim. Büyük ihtimalle büyük bir reklam kampanyası olacak yakında, ama söylememem gerekiyor.

Çocuklar da var mı?

Hiç söylemeyeyim; yasaklıyım çünkü...

Dizi teklifi gelse kabul eder misiniz?

Geliyor; ama şartların uyması lazım. Uzun saatlerde, meşakkatli çalışma temposu var, öyle bir hırsım yok dediğim gibi. Bir iki gün çekim yapıp bir kampanyanın yüzü olmak bana daha cazip geliyor. Öyle harıl harıl çalışıp eve 9’larda gelmek, iki ara bir dere çocuklarla olmak şeklinde bir tempo istemiyorum. Kimi insan buna mecbur ama benim mecburiyetim de yok. Çok şükür para kazanmak mecburiyetinde değilim. Bu konuda da kendimi şanslı hissediyorum..

Röportaj: Seral Cumalı
[email protected]