Bu kale de yıkılırsa

a
a
Pazar, 12 Eylül 2010 - 05:00

Hiçbir zaman sınavlara bayılmadık. Geleceğimizin iki üç saatlik sınavlara hapsedilmemesi gerektiğini savunduk. Neredeyse tüm çocukluğumuzu ve gençliğimizi ÖSYM’nin hazırladığı, okuduğu ve yerleştirmesini yaptığı sınavlara hazırlanarak geçirdik. Ama hiçbir zaman aklımızdan ÖSYM’de torpil olabileceği ihtimalini bile geçirmedik.

‘Çalışan kazanır’, ‘Olmadı bir sonraki sınavda kazanır’ dedik. Zengini de fakiri de, kentlisi de köylüsü de, bilmem kimin oğluyla sıradan vatandaşın kızı da eşitti sınav esnasında. ÖSYM’de torpil olmazdı. Gariptir ama ülkemizde torpilin asla olamayacağına inandığımız belki de tek kurumdu ÖSYM.

Şimdilerde, KPSS’de soruların sızdırıldığı iddiaları için yürütülen soruşturma kapsamında, ÖSYM’de araştırma yapan bilişim uzmanı polisler, bilgisayarlarda başka sınavların sorularıyla karşılaşıp bilgisayarlara el koymak zorunda kalıyorlar.

Bu gelişme üzerine, eylülde yapılacak TUS ve KPSS Ortaöğretim/Önlisans sınavı ile ekimdeki ÜDS sınavlarının sorularının yeniden hazırlanması gündeme geliyor.

Daha fazla detaya ne hacet, en güvendiğimiz kurumun adı bile lekelendiyse, çocuklarımıza ‘Çalışırsan yaparsın’ demeye bile dilimiz varmayacak nasıl olsa.

Bir kale daha yıkıldı, sonumuz hayrola...

Elif Şafak’In durduğu nokta

Ayşe Arman’ın röportaj yaptığı kişileri ‘model’ kıvamına getirmeye, ‘Onu hiç böyle görmediniz’ fotoğrafları çektirtmeye pek meraklı olduğunu biliyoruz.

Elif Şafak’la en son yaptığı röportajda da şansını zorlamış ve Şafak’a ünlü bir modacının kostümlerini giydirip, saçlarına farklı renklerde peruklar taktırmış. Arman’ın dediğine göre, Şafak kendini o kostümlerin içinde beğendiği için - güzel olduğu için- çıkartmış ve kendi kıyafetlerini giymiş. Ve o kostümlerle çekilen fotoğraflarının yayınlanmasınaizin vermemiş.

Aslında Şafak’ın yıllar içindeki fotoğraflarını incelerseniz, ne kadar büyük bir dönüşüm yaşadığını görürsünüz. İlk verdiği röportajlarda yer alan fotoğraflardaki çekingen duruşu, kadınlığını örtmeye çalışan tavrı ve kapalı sayılabilecek giysileri göz önüne alınacak olunursa, Şafak zaten kendi içinde hatırı sayılır bir değişim yaşamış. Haliyle, Arman’ın onu taşımaya çalıştığı platform onu korkutmuş ve Şafak durmuş.

Evet, medyada görsellik önemli. Evet, Elif Şafak son derece alımlı, güzel bir kadın. Arman’ın röportajını süsleyen fotoğrafları da gayet güzel. Ama bunun ötesine geçmeye gerek yok. Onu tuvaletlerle, kostümlerle, ‘manken’ edasında pozlarla görmemize, ‘esaslı kadın edebiyatçı’ imajının üstüne ‘aynı zamanda bir model kadar etkileyici’ etiketini eklemesine ihtiyacı yok. O yüzden, Elif Şafak, medya sarhoşluğuna kapılıp kendini başka bir noktaya taşıyacak adımı atmayarak doğrusunu yapmış.

Gabaklar’da tatilin anlamını hatırlamak

Tatilin ne olduğunu unutmuşuz. Açık büfe önünde gürültü içinde sıra beklemeyi, sabahın erken saatinde kalkıp şezlong kapmayı, saçma sapan animasyonlar izlemeyi, çıstak çıstak müzikler eşliğinde yüzmeyi ‘tatil’ sanmışız.

İflah olmaz bir şehir insanı olan ben, önce korktum ‘Gabaklar’da sessizlikte ve ıssızlıkta kalacağımdan. Ama ağustos böceklerinin, dalgaların, çimenlerde keyifle oynayan çocukların ve onların topunu kaçıran haylaz köpek ‘Dost’un sesi bana ‘Tatil böyle olmalı’ dedirtti. Huzur vermeli, saati unutturmalı, tıpkı çocukluğumuzdaki gibi sonsuz bir zaman dilimi içinde olduğumuz duygusunu vermeli.

‘Gabaklar’, Datça’nın en güzel koylarından biri Kızılbük’teki tek yerleşim merkezi. Bir aile işletmesi. Ama tüccarlaşmamış, doğallığını yitirmemiş, hatta ‘doğallığı’ bir pazarlama aracı olarak kullanma yapaylığına erişmemiş bir aile. Burayı çekip çeviren Sevgi Hanım’ın kendi elleriyle yaptığı kabak çiçeği dolması ve diğer zeytinyağlılar, tandır fırınında yapılan ekmeğin kokusu, ailenin erkeklerinin yakaladıkları balıklar iştahını açıyor insanın.

Zakkumlar arasından yürüyerek gidiyorsunuz denize. Çevreyle hiçbir bağlantısı olmayan, tertemiz bir koyda, olağanüstü bir doğa manzarası izleyerek yüzüyorsunuz. Buranın yemekleri harika, ama küçük bir değişiklik yapmak isterseniz komşu koy Hayıt Bükü’ne mutlaka uğramalısınız. Buradaki ‘Ortam’ adlı restoranın spesiyallerinden olan tereyağlı, sarımsaklı, biberli kalamar dolmasını tatmalısınız.

Datça’ya gelmişken Knidos antik kentini görmemek olmaz tabii. Yolu biraz zorluyor ama sonunda göreceğiniz güzelliklere değer.

Badem, zeytin ve limon ağaçlarının gölgesinde, zakkumların pembeliğinde, zorlama olmayan bir doğallık içerisinde tatil yapmak, yani esaslı bir şekilde dinlenmek istiyorsanız eğer, ‘Gabaklar’ olağanca misafirperverliğiyle ve ‘iyileştirici’ iklimiyle sizi bekliyor. Orada yaz devam ediyor...

Son Peygamber Web Portalı’ndan son havadisler

Danimarka’da yaşanan karikatür krizi harekete geçiriyor onları. Meridyen Derneği’nin kurucuları, Hz. Muhammed’in karikatürlerde yansıtılan olumsuz yorumlanışını gördükten sonra kolları sıvıyor ve www.sonpeygamber.info adlı web sitesini kuruyorlar.

Ramazan ayının son haftasında düzenledikleri bir organizasyonda tanışıyorum dernek gönüllüleriyle. Akademisyenlerin ağırlıkta olduğu derneğin davetinde sitenin İngilizce, Almanca ve Rusça da yayın yaptığını öğreniyorum.

Amaçları, çağdaş dünyanın en etkili dili olan internet aracılığıyla Hz.Muhammed’i yaşadığımız dünyaya doğru bir şekilde tanıtmak. Ve tabii Batı’da İslam dinine karşı oluşmuş önyargıları kırmak.

Şimdilerde Kuran’ı Kerim’in indirilişinin 1400. yılı etkinliklerine destek veriyor, yurt dışında İslam dinini doğru tanıtmaya ilişkin organizasyonlar düzenliyor ve çeşitli ülkelerden akademisyenlerle yaptıkları söyleşileri sitelerinde yayınlıyorlar.

Hep demiyor muyuz ‘Tanıtım şart’ diye, işte bu sivil toplum kuruluşu, teknolojinin tüm imkanlarından faydalanarak, doğru insanları bir araya getirerek, sade ve kimi yerde akademik bir dille Hz. Muhammed’den yola çıkarak İslam dinini bize ve dünyaya anlatıyor.

HAFTANIN NOTLARI

Ajda Pekkan Fan Club üyeleri, sanatçının amatör kişiler tarafından yönlendirildiğini iddia ederek, Pekkan’ın kendileriyle ilgilenmediğinden, işini aksatmasından yakınmış ve ‘Bize karşı yapılanlar artık yeter. Bir hafta süreniz var. Aksi halde sizi kamuoyuna ‘duyarsız kişi’ olarak şikayet edeceğiz’ diye bildiri yayınlamış.

(Ajda Pekkan’ın hep farklı bir tarzı, duruşu olduğu söylenir ya, demek ki hayranlarında da varmış bir nevi şahsına münhasırlık! Her sanatçıya nasip olmaz böyle bilinçli ve hakkını-hatta daha da fazlasını-arayan fan club. Demek ki artık eski usul sürdürülemiyor şarkıcılık, en az sahneye, danslara, kostümlere verilen emek kadar emek verilmeli fan clublere de, yoksa ayar veriyorlar böyle)

- İngilizce’de ‘erkek’ olanı ifade eden ‘Lord, he, his, him’ gibi ifadeleri, Tanrı’nın erkek olduğunu varsaydıkları için vaazlarından çıkaran İskoç Episkopal Kilisesi’nin bu kararı Kilise Meclisi’nde tartışma yaratmış ve gelenekçiler tarafından onaylanmamış.

(Neyse ki Türkçe’de böyle kadın/erkek ayırımı içeren artikeller yok, olsaydı ne yapardık acaba? Ne diyelim, dilimizin kıymetini bilelim, en azından böyle bir sorunumuz yok diye sevinelim(!)