Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Bu kavgada kim kazanıyor, kim kaybediyor?

Cumartesi, 06 Şubat 2010 - 05:00

Hayatımız kavga ortamında geçiyor. Gün yok ki, yeni bir gerilim, yeni bir kavganın içine düşmeyelim. Bir gün Tekel işçilerinin sorunuyla birbirimize giriyoruz.

Ertesi gün, asker-sivil tartışmalarının içine dalıyoruz ve neresinden çıkacağımızı da bir türlü bilemiyoruz. İktidar ile muhalefet, zaten sürekli bir kavga içinde. Kim kimi daha sert şekilde yerden yere vuracak, kim kimi daha bel altından vuracak, merak içinde izliyoruz.

Anayasa değişikliğinden tutun Kürt sorununa, yargıdan Ermenistan’a ve medya ile ilişkilere kadar, sıra sıra kavgalı gündem maddeleriyle yaşıyoruz.

Rahat ettiğimiz ve Oh! diyebildiğimiz bir gün yok. Peki, şimdi şu soruyu sormanın zamanıdır:

Kavgalar kimin işine yarıyor?

Bunca kavgadan kim kazanıyor, kim kaybediyor?

Bu soruların yanıtları çok önemli. Zira önümüzdeki seçimleri etkileyecek.

Örneğin, Ak Parti iktidarı mı prim kazanıyor? Yoksa, muhalefet partileri mi?

Bazılarına göre, Başbakan son derece akıllı bir politika uyguluyor ve gündemi istediği gibi yönlendirebiliyor. Bu şekilde de, gerçekten oy kaybettirebilecek sorunları (yani cebimize giren para-fakirlik- işsizlik) gündem dışı bırakıyor. Kimseler, ekonomik gidişi tartışamıyor. İşsizlikten dolayı yanan ailelerin dramını kimseler konuşmuyor. Gazetelerin manşetleri başka konularla dolarken, iktidar partisi aradan sıyrılabiliyor.

Bazıları da, Başbakan’ın ödün vermeyen, sözünden dönmeyen, doğru olduğunu bildiğinden şaşmayan tutumuyla prim kazandığından eminler.

Diğer bir kesim ise, tam aksine iktidar partisinin hem ekonomik, hem de siyaset açısından sürekli erozyona uğradığını, oy kaybettiğini ve bundan dolayı da moral bozukluğu içinde olduğunu ileri sürüyor.

Başbakan’ın sesini yükselterek, sinirli konuşmalar yapması da bu erozyona bağlanıyor.

Anketlere bakılacak olursa, Ak Parti oy kaybediyor, ancak bu kayıp iktidarı kaybetme noktasında değil. Bugünkü bilanço, Ak Parti’yi daha kazançlı gidiyormuş gibi gösteriyor ancak, kesin bir değer yargısında bulunabilmek için henüz vakit erken. Bunu, seçimlere 3-4 ay kala görebileceğiz. Kimin ne kazanıp ne kaybettiği netleşecek.

Şimdiki durumda kavgaları seyretmekten başka çaremiz yokmuş gibi görünüyor...

Salı şovlarını kaçırmayın

Türk siyaset yaşamına birkaç yıldır son derece renkli bir siyaset-show girdi. Üç ünlü stand-up’çı her salı günü sahne alıyor.

Erdoğan-Baykal-Bahçeli üçlüsü her haftaki grup toplantılarında döktürüyorlar. Ana haberlerin en vazgeçilmez konuşmalarını yapıyorlar.

İnsanlar TV’lerinin başına yığılıyor ve kimin kimi alt ettiğini konuşuyor.

Aslında bu siyaset-show’un en renkli ikilisi hep başa oynuyor.

Reytingi en yüksek olanı, Erdoğan-Baykal ikilisi.

Erdoğan keyfi yerindeyse güldürüyor, ancak genelde çok bağırdığından dolayı, sert ve sinirli bir showmen olarak öne çıkıyor. Daha çok sloganlı ancak insanların kolay anlayacakları bir dilde konuşuyor.

Baykal ise, daha eğlenceli. Öyle yerlerde, öylesine benzetmeler yapıyor ve öyle alaycı oluyor ki, tam not alıyor.

Bahçeli ise, çok ciddi.

Konuşması, diğerlerine oranla çok daha kitabi, bazen anlaşılması da zor oluyor. Buna karşılık bazen öylesine sert konuşuyor ki, altından kalkılması güç cümleler kuruyor.

Ne olursa olsun, üç lider-aktör her salı günümüzü renklendirmekle kalmıyorlar. Canlı yayınlarla mesajlarını kendi teşkilatlarına da yansıtabiliyorlar. Ben başka bir ülkede böylesine bir siyaset-show görmedim. Katılımcı demokrasinin nadir rastlanan örneklerinden birini yaşıyoruz. Seyirci bıkana kadar da, bu show devam edecektir.

Bilgi Üniversitesi think tank kuruyor

“Bilgi” bu ülkenin gururu sayılan üniversitelerin en üst sıralarında yer alır. Yıllardır ilişki içindeyim ve çizgilerini hiçbir zaman değiştirmediler.

Şimdi de bir “Düşünce Grubu” kuruyorlar.

Rektör Prof. Halil Güven ve Prof. Gencer Özcan’ın göz bebeği olan “Stratejik Araştırmalar Merkezi” bu yıl çalışmalarına başlayacak. Ancak, bu merkez “askeri stratejilerden” çok, barışa yönelik çalışmalar yapacak, fikir üretecek. Türkiye’de sayıları çok az olan, gerçek “fikir üretme grubu” konumuna girecek. İlk denemeyi de, perşembe günü Kanada Savunma Bakanı Peter McCay’in katıldığı toplantıda yaşadık. Bilgi, önümüzdeki dönem içinde, önemli uluslararası liderleri davet etmeye hazırlanıyor.

KİTAP KÖŞESİ

‘Öteki’ne farklı bir bakış'

TV dünyasının da iyi tanıdığı isimlerden olan gazeteci Ece Vahapoğlu’nun son kitabı bir roman. Adı “Öteki”... Ece, bu romanıyla uzun zamandır tartışılan “öteki” kavramına farklı bir açıdan yaklaşmış. Romanın iki kahramanından biri batılı değerlere bağlı, çağdaş bir kadın. Diğeri ise muhafazakar çevrede yetişmiş, babasının şirketinde çalışan türbanlı bir genç hanım. Tek ortak noktaları yurt dışında aynı okulda okumuş olmaları... Yıllar sonra bir gün yolları yeniden kesişiyor ve iki genç kadın hem birbirlerini, hem de “öteki”nin dünyasını keşfetmeye başlıyor. Onların öyküsüyle birlikte, bu iki dünyanın benzeştiği ve ayrıştığı noktalar gözler önüne seriliyor. Yani bu roman iki genç kadının öyküsünü anlatırken, Türkiye’nin zıt uçlara savrulmuş haline ayna tutuyor. Daha da önemlisi, farklı sanılan “öteki”nin aslında o kadar da yabancı olmadığını, anlamak için çaba harcanırsa, ortak bir payda bulunabileceğini gösteriyor. (Doğan Kitap: 0212 373 77 42, www.dogankitap.com.tr)

***

‘Muz Sesleri’ Ece Temelkuran, “kalplerin yağmalandığı” yerden anlatıyor hikayesini; Ortadoğu’dan. 9 ay yaşadığı Beyrut’tan... Aşkın iç savaş olduğuna inandığı için Beyrut’ta yazmış Ece... Muz Sesleri, Oxford, Paris, Beyrut üçgeninde bir aşk ve savaş hikayesi... Ece, okura “Yağmalandıkça kapattığın kalbini aç şimdi. Çünkü bu senin hikayen. Sen de Ortadoğulusun!” diye sesleniyor. (Everest Yayınları: 0212 513 34 20, www.everestyayinlari.com)

***

‘Karanlığa Yolculuk’

Gerçek suç öyküleri ve başka karanlık işler. Gerçek suç öykülerini, masumlarla suçluları ayırt eden başdöndürücü teknikleri, zeka oyunlarını, polisiye öykü hatta film tadında anlatan yeni bir Sevil Atasoy kitabı... Karanlığa Yolculuk’ta Atasoy, tüm dünyada yakından izlediği birbirinden sıra dışı yaşanmış olayları mercek altına alıyor. Karadulları, prensesleri, pederleri, katilleri, kurbanları, gazetelerden 3. sayfa haberlerini yeniden başka bir pencereyle karşınıza getiriyor. O hikayeleri bir dedektif tecrübesi ve bir bilim insanı titizliğiyle okurlarıyla paylaşıyor. (Doğan Kitap: 0212 373 77 42, www.dogankitap.com.tr)

***

‘Sosyo-Kültürel Açıdan Ermeniler ve Türkler (İstanbul Ermenileri)

Yazar, Cahit Külekçi... Çalışma 3 bölümden oluşuyor. Girişte Ermenilerin kökenleri hakkında bilgi veriliyor. Birinci kısımda sosyal hayatları, ikinci kısımda dini hayatları, üçüncü kısımda da kültürel hayatları anlatılıyor. Kitapta İstanbullu Ermenilerin Osmanlı’da ne gibi vazifeler yaptıkları, toplumda nasıl kabul gördükleri, nasıl yaşadıkları, dini inanç özgürlükleri geniş bir şekilde açıklanıyor. Ancak kaynak sıkıntısı nedeniyle Ermeni müziği ve edebiyatı konusundaki bilgiler kısıtlı... (Kayıhan Yayınları: 0212 513 51 90, www.kayihanyayinlari.com)