Bu ülkede bebek katilleri yan gelip yatarken...

a
a
Pazar, 26 Aralık 2010 - 05:00

Hiçbir şey söylemiyorum. Sadece basit bir sorum var Kurtlar Vadisi Pusu (atv) senaristlerine; reyting için değer miydi?
Memati’nin bebeğinin öldürüldüğü sahnede kaç ebeveyn sinir krizi geçirmiş olabilir diye düşündünüz mü?
Çoğunluğu eşinin zoruyla diziyi izleyen kadınlardan aldığım mailleri kamuyla paylaşmanın manası yok. Muhtemelen siz de almışsınızdır çok sayıda “içli” tepki...

[[HAFTAYA]]

Ama o sahnenin ardından dizinin internet sitesindeki “kan istiyoruz” yorumlarını okurken vicdanınız az da olsa sızlamadı mı?
Hepiniz arkadaşımsınız. Hepinizin inci gibi vicdanı olduğunu biliyorum. Ama ne bileyim bir göz kararması hali olarak da geçiştiremiyorum yaşattığınız acıyı...
Bu ülkede bebek katillerine hiçbir şey yapılmıyor. Bu yüzden yüreklerde koca bir delik var. O deliği büyütmeye değer miydi; reyting denilen şu b.ktan şeyi alabilmek adına?
Hakikaten üzgünüm...

YANITINA GÖRE SANSÜR!

Ece Temelkuran açık sözlülüğüyle tanınan bir yazar. Bu bir anlamda ekranda riskli karakterler arasına sokuyor kendini. O yüzden İnci Ertuğrul TRT Haber’de kendisini konuk ettiğinde “nereye kadar gidebilir?” diye durup izledim sohbeti... Elbette üstü kapalı bir sansürle Temelkuran’ın verdiği iktidar karşıtı örnekler hızlı geçiştirildi. Ama ne bileyim açılıma gösterdiği ilgiyi öğrenci hareketlerine de göstermesini beklerdim objektif olduğunu varsayan bir programdan... Bu yüzden haber tadında değil, kulak memesi kıvamında oldu program; tam da çekilmelik yani. Bu arada bir haber VTR’sini üst üste binmiş iki ayrı sesten dinlerken “rejideki arkadaşlar ne yapıyor acaba?” diye düşündüm... Kendi yaptıkları programı izliyorlar mı sahi?

TELİF ÖDENİYORMUŞ!

İzlesene.com isimli siteden bir açıklama geldi. Mü-Yap’la (Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram Yapımcıları Meslek Birliği) ön anlaşma imzalanmış ve yayınlanan videolarda oluşan telif hakları düzenli olarak ödeniyormuş... Benzer minvalde bir açıklamayı Pana Film’den de alınca yazmak şart oldu. İnternette telif hakkına sadık bir sitemiz oluşmuş artık. Hayırlısı olsun; herkes adına...

Neden şaşırdın Cevahir?

Cevahir, uzun süredir ince bir sızıyla sevdiği Zeynep’ten “Seni seviyorum” lafını duydu. Bildiğim kadarıyla çok zamandır bekliyordu bu itirafı... Bu yüzden ilk duyduğu an yüzünde beliren şaşkınlık hakikaten fazla acemiceydi ve sakil durdu. Bunu saymazsak Geniş Aile hâlâ laf makinesi gibi çalışıyor... Her cuma gecesini hasretle bekler oldum açıkçası. Son bir lafım da Ulvi kardeşime olsun; “Ortaaam, kelimeleri çok hızlı içe kapalı konuşuyorsun. Yarısı heba olup gidiyor esprinin. O oyunculuğa bu manasız hız yakışmıyor. Bir topla ağzını artık”...

Emine’nin suçu ne?

Çocuklar Duymasın’ı (atv) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan birileri izlemiyor mu acaba? Emine’nin durumu nedir öyle... Evin gündelikçisi Emine karakteri sabah karga kahvaltısını etmeden girdiği evden yatsı sonrası çıkıyor. Kaba bir hesapla 16 saat aralıksız çalışıyor... Bu kadın eve ne zaman gider, kocasına ne zaman yemek yapar, ne zaman uyur ve daha da önemlisi bu şartlar altında haklı olarak doğan fazla mesai ücretini alır mı sahi? Buna karşılık Haluk’un işyerindeki çalışma (Yayma mı desek?) koşulları ağzımızın suyunu akıtıyor. Boş masalar, çayla geçip giden mesai saatleri. Haklı olarak soruyorum o zaman; “Emine’nin suçu ne?”...

Nasıl düzeldi?

Birol Güven sözünü tuttu. Ve Yadigar (Temmuz Karikutal) karakterini tekrar soktu diziye. Arka Sıradakiler’de (Fox TV) Temmuz kardeşimi izlerken bir yandan da bu ülkedeki milyonlarca engelli adına sevindim... Ancak bir sahnedeki ayrıntı gözden kaçacak gibi değildi. Kerem karakterinin MSN ortamında Yadigar’a “slm” şeklinde kısaltarak hatır sorduğunu gördük... Mesaj Yadigar’a ulaştığında “selam” olarak göründü. Demek ki internet ortamı kendiliğinden bir otomatik lügat yaratmış olmalı... Henüz biz duymadık, haberimiz yok ama kendiliğinden düzeltiyor Türkçemizi sanırım bu lügat. Ne diyelim bu da nazarlığı olsun Yadigar’ın dönüşünün...

Unutulmaz’da unutulmaz sahneler...

Unutulmaz (atv) dizisi devam edecek. Bunu yazdık. Diziden ayrılan bir iki oyuncu oldu. Bunu da biliyorsunuz. Ama oyunculukların geldiği son noktadan benim bile “tatmin” olabileceğim aklınıza hiç geldi mi; onu kestiremiyorum... Özellikle Eda’yı oynayan Özlem Yılmaz. Allah korusun, önümüzdeki günlerde zatürree olup yatağa düşmezse, bir daha hiçbir şey olmaz kendisine... Geçen bölüm buz gibi suyun içinde aradı çocuğunu. Bu hafta dondurucunun içinde ince bir bluzla bekleyip durdu. Şartların iklimsel olarak eksilerde seyrettiği sahneler onlar... Oyunculuk adına girilen zorlukların, rol için harcanan emeğin bir karşılığı olmalı. İlki bir alkış olsun ve benden gelsin...