Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Bu yasalarla açılım yürümez

Cumartesi, 26 Aralık 2009 - 05:00

Son derece güç ve garip bir durumla karşı karşıyayız. Eğer kısa sürede çözüm bulunamazsa, açılım olduğu yere çakılıp kalacak. İktidar, bütün gücüyle Kürt sorununu “yaşanabilir” bir noktaya indirmek ve PKK terörünü günlük yaşamımızdan çıkarmak istiyor. Bu yönde çaba harcıyor. Gerilimi indirmeye çabalıyor. Ancak, ortamı hafifletme sırasında bir bakıyorsunuz, gösteri yapan çocuklar tutuklanıyor. DTP’nin belediye başkanları gözaltına alınıyor, Ahmet Türk mahkemeye veriliyor. O zaman da Güneydoğu ayaklanıyor. Tepkiler doğuyor, gerilim artıyor. Olaylar büyüyor. Açılım tehlikeye giriyor. Hadi bakalım, yeniden yumuşatma çabaları, yine kimi alttan alan, kimi gözdağı veren demeçlerle açılım rayına oturtulmaya çalışılıyor. Kendi kendinize “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” diyor olabilirsiniz.

Neden bu çelişki var?

Savcılar, yargıçlar ve güvenlik güçleri, açılımı bozmaya mı çalışıyorlar? Hayır.

Onlar, yürürlükteki yasaları uyguluyorlar. Şimdi kalkıp “Canım siz de biraz esnek davranın” diyemezsiniz. Yasalar uygulanmak zorunda...

Peki bu kısır döngüden nasıl kurtulunabilir, açılımın önündeki bazı engeller nasıl kaldırılabilir?

Yasaları yeniden gözden geçirerek. Terör dışı faaliyetlerle, terörü kesin sınırlarla birbirinden ayırarak. Açılımı başka türlü yürütemeyiz.

Küçük Sinan büyük ödülü aldı...

Sinan Can 2002 yılında CNN TÜRK’te yaptığımız MANŞET programında gencecik bir stajyerdi. İlgili, meraklı ve çalışkan bu gencin bir şeyler olacağı belliydi. Stajı bitince yine Hollanda’ya döndü. Bu hafta gelen haber çok heyecanlandırdı. Sinan Can, çok önemli ve prestijli bir ödül almış. Hollanda ve Belçika Haber Araştırma Gazeteciler Cemiyeti (VVOJ) “Mercek (De Loep) Ödülü”nü bu yıl, Sinan Can’a vermiş. Sinan Can Hollanda devlet televizyonu VARA’da yayınlanan, Zembla programı için araştırıp incelediği “Almelo’da rehin alma” adlı programla radyo ve televizyon dalındaki ödüle layık görülmüş... Kendisini kutluyorum. Eminim başarılarının devamı da gelecek ve bu gencin adını daha çok duyacağız.

Devlet gizlilik suçu işliyor...

Bir türlü alışamıyorlar. Ülkenin güvenliğini tehlikeye düşürecek “sır” niteliğindeki bilgiler dışında her şeyin yazılabildiği bir çağda yaşıyoruz. Oysa yüce yargımız ve bürokrasimiz hâlâ soğuk savaş döneminde kalmış durumda. Devlet ideolojisi hâlâ dokunulmaz statüde.

Star Gazetesi yazarı Şamil Tayyar ve Taraf Gazetesi yazarı Mehmet Baransu yargı tarafından cezalandırıldılar. Suçları, sır olmayan bilgileri toplayıp haber yazmak, kitap yazmak... Bırakın cezayı, tebrik edilmesi gereken iki çalışma.

THY, yolcu ile diyaloğu ne zaman öğrenecek?

Bilirsiniz, THY’yi yere göğe koymam. Övgü dolu yazımı hatırlayanlar bilir. Ancak bu kurumun bir alışkanlığı var ki, bir türlü önlenemiyor.

Rötarlarda, yolcuyu adam yerine koyup diyalog kuramıyor.

Uçak içindeki bekleme veya gecikmelerde, eğer pilot alışıksa sorun çıkmıyor. Sık sık anons yapıp, durumu yolcuya anlatıyor. Genelde ise, yolcu adam yerine konmuyor. Sanki sır saklarmış gibi veya “canım size ne, zamanı gelince kalkarız” yaklaşımıyla tepeden bakan bürokrat gibi, oralı bile olmazlar.

Hele, havaalanında rötara yakalandıysanız, daha da beter. Sadece “5 saat rötar” anonsundan başka şey duymazsınız.

Örneğin, pazartesi günkü New York uçuşunda 6 saat rötar açıklandı.

Peki neden?

Ses yok.

Neden sonra, birçok bağırış çağırışın ardından, New York’taki kar yağışından dolayı gecikeceği söylendi.

Kardeşim, daha başından söylesene şunu. Bilmiyor musun ki, yolcu pırpırlıdır.

Ne olacağını bilmek ister. Kar devam mı edecek, yoksa bitecek mi, sen bilmeyebilirsin, zarar yok, elinde ne kadar eski veya yeni bilgi varsa, o kadarını paylaş. Amma paylaşmasını bil. İnsanları karanlıkta bırakma...

Ayşe Arman’ın dünyası

Ayşe Arman’ın piyasaya çıkardığı ve geliri LÖSEV’e gidecek olan kitabı (Alya, sevgilim ve ben/Bizim hikayemiz) son derece orijinal. Yay burcunun en tipik ve en güzellerinden biri olan Ayşe, kendi dünyasını yazmış. Sevgilisi ve o harika kızıyla yürüyüşünü, birbirinden nefis fotoğraflarla anlatmış. Okudukça insan bu kıza daha fazla aşık oluyor. Yıllar önce Brüksel’deki evimin kapısını açtığımda “Sizinle çok tanışmak istiyorum” diyen o zeki bakışlı güzel kız, hâlâ cıvıl cıvıl ve zeki. Bu kitapta sadece Ayşe’yi değil, nefis bir yaşam hikayesi de buluyorsunuz.

DTP’yi neden kapattık?

Lütfen bana birileri anlatabilir mi? DTP’yi neden kapattık? Genelde ılımlı görüşleriyle tanınan Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’u yasaklamakla sorun çözüldü mü? Bu iki kişiyi neden Meclis dışında bıraktık.

Biz çok komik bir toplumuz. Bile bile gerçekleri görmezden gelmekten, takiye yapmaktan adeta hoşlanıyoruz.

İşte son durum... DTP kapandı, şimdi tüm kadrolar BDP’ye geçiyor. Hem de davullu zurnalı törenlerle. İşin böyle olacağını da biliyor, bekliyorduk. BDP çok önceden hazırlanmıştı. Peki, o zaman DTP’yi neden kapattıık? Neyi ispat ettik?

Hiiiç. Aynı tas aynı hamam. Ülkeyi boş yere gerilim içine soktuk. Bu sonuca varılacak idiyse neden yasayı değiştirmiyoruz?

İşe yaramadığını biliyorsak, o zaman neden parti kapatmalardan vazgeçip, suç işleyenleri cezalandırmakla yetinmiyoruz? Türk siyaseti kendini aldatmaktan hoşlanıyor da ondan...

Ya Avrupa’yı görmediniz veya bizi aldatıyorsunuz

Resmi yetkililerimiz son yıllarda, durmadan aynı sözlerle karşımıza çıkıyor ve “Türkiyemiz Avrupa kriterlerine yaklaştı” diyorlar. Sonra bir bakıyorsunuz, ardı ardına işkence edilenlerin, dayak yiyenlerin haberleri gazeteleri süslüyor... Sıkışınca, Avrupa ve ABD’de de bu tip olayların yaşandığını ileri sürüyorlar...

Bu yetkililer ya Avrupa’yı bilmiyor veya bizi aldatıyorlar. Zira ne AB ne de ABD’de, bu tip sonuçlar görmezden geliniyor. Aksine, polis-asker demeden suçlular yargılanıyor. Bizde ise, neredeyse övgü alıyor, korunup kollanıyorlar. İşte aramızdaki farkı bu...

 TBMM insan haklarında medyayı uyarıyor

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu çok güzel bir çalışma başlatmış. Bir alt komisyon kurmuş ve özellikle medyanın insan haklarına nasıl saygı gösterebileceğini, bu konuda neler yapılabileceğini inceliyor. AKP Kırklareli Milletvekili Gökhan Sarıcan başkanlığında, AKP’den Edibe Sözen, CHP’den Malik Ecder Özdemir, MHP’den Şenol Bal, DSP’den Ayşe Jale Ağırbaş ile birlikte, Adalet Bakanlığı’ndan da bir savcı ve bir yargıç toplantılara katılıyor. Son derece doğru bir iş yapıyorlar. Genel yayın yönetmenleriyle görüşüyorlar. Bana da içimi dökme imkanı verdiler. Ben de, açtım ağzımı yumdum gözümü. Medyanın genelde insan haklarına önem vermediğini, verse dahi sadece kendinden yana olanların insan haklarına duyarlılık gösterdiğini, örnekleriyle anlattım. Kavgadan keyif alan bir toplumun medyası çok farklı olabilir mi? Yine de alt komisyon üyelerini dinledikçe ümidim biraz daha arttı.

Ümit Boyner’de taca çıktım...

Geçen haftaki Cumartesi köşemde, gazetecilik deyimiyle, tam anlamıyla taca çıktım. Gazetelerde Muharrem Kayhan’ın TÜSİAD başkanlığına adaylığından söz edildiğine dikkat çekip, çok iyi bir seçim olacağını yazmıştım. Bu yönden hiçbir sorunum yok. Sorun, yazıyı yazdığım cuma günü akşamı, Ümit Boyner’in başkan adaylığına seçilmesiydi. Gazete ise baskıya girmiş ve ben de değişiklik için müdahale edememiştim. Cumartesi günkü gazetelerin ilk sayfasında Boyner’in seçildiği yazıyor, benim köşemde ise, hâlâ Muharrem Kayhan’dan söz ediliyordu. İşte biz buna “taca çıkmak” deriz.

Ümit Boyner’i tebrik ederim. Bu işi çok iyi yapacağından da eminim...