Bugün içim sıkılıyor güldür beni palyaço

Işıl Cinmen palyaço kılığına girdi. İstanbul sokaklarında gezdi. Bakın başına neler geldi... Işıl Cinmen'e deneyimli palyaço Emre Tunçel eşlik etti

18 Kasım 2017, Cumartesi 05:00
A A
Işıl Cinmen
fotoğraf: Bahadırhan Erkoç


DOĞUM GÜNÜNDE TANIŞTIK


Ben palyaçoları sevmeyenlerdendim. Nedenini bilmediğim bir ürküntü verirlerdi bana. Ta ki bir arkadaşımın çocuğunun doğum gününde Emre Tunçel ile tanışana kadar... Boyanmamış tek yeri olan gözbebekleri, çocukların kahkahaları ile ışıldıyordu. Emre’ye “Beni de palyaço yapar mısın?” dedim. “Yapamam çünkü bu bir ömür alır. Ben de palyaço gibi yapıyorum. Henüz o mertebeye eremedim. Ama seni palyaço kılığına sokabilirim” dedi. İşte hikâye böyle başladı. Emre’nin yaptığı makyaj ve kiralık kıyafetlerle palyaço oldum. Ve Emre Tunçel ile birlikte sokağa çıktık. Cihangir’den yürüyerek İstiklal Caddesi’ne ulaştık. Bakın neler yaşadık.


O ESKİDEN ÇÖPÇÜYDÜ


Emre Tunçel, 34 yaşında. 4 yıl öncesine kadar İstanbul Sefaköy Belediyesi’nde çöpçü olarak çalışıyormuş. Çöp arabasıyla geçerken bir dükkanın vitrininde palyaço kostümü görünce temizlik işçisi kıyafetiyle içeri girmiş. Palyaço kıyafeti 50 lira. Dükkanın sahibine, “30 liram var. Gerisini bu kostümle kazanacağım parayla size öderim” demiş. Kostümü alıp çöp arabasına binmiş. Mesai arkadaşı onunla ‘Yoksul Palyaço’ diye dalga geçmiş. Ve Emre’nin ‘Poor Clown’ (Yoksul Palyaço) adı böylece doğmuş. Emre belediyeden istifa etmiş. 4 yıldır evlere, çocuk doğum günlerine gidiyor ve sokaklarda palyaçoluk yaparak para kazanıyor. Bu arada çok iyi palyaço makyajı yapmayı da öğrenmiş.



KORKUYORUM BABA!

Hep duyardım: Bazıları palyaçodan korkarmış. Bu çocuk da İstiklal Caddesi’nde beni görünce “Korkuyorum” diye ağlamaya başladı ve babasına sarıldı.
 


ÇOK ŞAKACI MİLLETİZ


Gelelim Emre ile birlikte iki palyaço olarak sokaklarda yaşadıklarımıza. Cihangir'de caddede iki palyaço yan yana yürüyoruz. Bazıları sanki her zaman palyaço görüyormuş ve bu çok doğalmış havasındaydılar. Hiç oralı olmadılar. Nerelilerse!!! Yanımıza şakacı bir teyze sokuldu. Sorusu net ve basitti: “Akşam bu boyaları surattan çıkarmak zor olmuyor mu?” “Çıkarmıyoruz ki... Böyle yatıp böyle kalkıyoruz. Bir kez boyuyoruz 365 gün idare ediyoruz” dedim. Böyle soruya böyle cevap... Önünden geçtiğimiz kafenin garsonu şakacıydı. ‘Buyurun, rengarenk içeceklerimiz var. Yakışır size’ dedi. Ama bu arada şakacı garsonumuz palyaço diyemiyordu. Daha sonra defalarca duyacağımız o farklı telaffuz şeklini ilk kez garson beyden işittik: Palyanço! Millet olarak şakaya pek yatkınız. Berber bizi görünce işi gücü bırakıp sokağa fırladı. “Palyanço tıraşı yapılır!” diye laf attı. Asker tıraşı bilirim de, palyanço tıraşını ilk defa duydum.


BİLİRKİŞİ AMCA ‘ŞARLO’ DEDİ


Emekli olduğu her halinden belli bir amca konuya hakimiyetini şu cümleyle dile getirdi: Sizin piriniz Şarlo’dur! Yaşa amca diye alkışladık. “Size sarılabilir miyim? Sizi öpebilir miyim?” diyen çok oldu. Her sarılan, her öpen doğal olarak boyandı. Sonra da sarılmalarını, öpmelerini sanki ben istemişim gibi: “Ayıp oldu ama palyaço. Her yanımız rengarenk” diye bana kızdılar. Çocuklar palyaço, orta yaşlılar palyanço, yaşlılar hokkabaz demeyi tercih ettiler.



SOKAK KÖPEKLERİ ÇOK KIZDI


Sokak köpekleri bizi hiç sevmediler. Görünce havladılar hatta bazıları saldırmaya bile kalktılar. Cihangir’de caminin önündeki kahvede tek başına oturan bir abi koşa koşa yanımıza geldi. Ne selam verdi ne de “Merhaba” dedi. İlk lafı çok vecizdi: “Bugün kafam çok bozuk hadi güldür beni palyaço.” Meslek büyüğü olarak Emre devreye girdi ve abiyi gıdıklayarak güldürdü!!!


TACİZCİLER YİNE HAZIR VE NAZIRDI


Sulu zırtlaklar, İstiklal Caddesi’nde ortaya çıktılar. Lastikle bağlı kırmızı burnumu çekip çekip bıraktılar. Patpatla vurulmuş sinek gibi sıçradım durdurdum. Tacizciler ne palyaço, ne palyanço, ne de hokkabaz dinlediler. Beyoğlu’nun kalabalığı içinde görevlerini yaptılar!!! Belki de palyaço taciz etmek gibi bir fantezileri vardı, biz de maalesef buna vesile olduk! Oğlunun sünnetine, kızının kınasına, abisinin nişanına çağıranlar oldu. Kartvizitini verip “Bir arayın, görüşelim” diyenler de vardı. Artık ne görüşeceksek. Bir kardeş geldi “Ben de palyançoyum” dedi. “Görev yeri neresi abi?” diye sorduk. “Derin mevzuu” deyip gitti. Şarkı isteyen, ‘Cambaz abla’ diyen, sihirbazla palyaço karıştırıp “Güvercinlerin nerede?” diye soranlar oldu. ‘Yakışır’ deyip tavşan satmak için peşimize takılan niyetçi bile vardı.


TUTTURDU ‘SEN NİNA’SIN’ DİYE


En komiği imzalı resim isteyen çapkınlardı. “Yanımda resmim yok” deyince de “Adresinizi verin biz eve gelir alırız” dediler. “Palyaço ne yer ne içer? Palyaço olmak için hangi okulu bitirdiniz? Babanız palyaço olmanıza itiraz etmedi mi?” gibi sorularla da karşılaştım. Bombayı, İstiklal Caddesi’nden Taksim’e doğru yürürken 60-70 yaşlarında ak sakallı bir amca patlattı. Tutturdu ‘Ben seni tanıyorum’ diye. Dolmabahçe’deki Küçük Çiftlik Parkı'nda bundan 20-25 yıl önce bir sirk izlemiş. Orada pantolonun içinden ördek çıkaran bir İtalyan kadın palyaço varmış. Adı da Nina mıymış ne. “O sensin” diye ne ısrar ediyor ne ısrar. “Ya ben 25 sene önce 8 yaşındaydım” amca diyorum... “Saklama benden” diye kızıyor, bağırıp çağırıyor. Korktum valla. Sonunda iş anlaşıldı. Bu amca gençliğinde Kadıköy ve Moda’daki çay bahçelerinde palyaçoluk yaparmış. Meğer bana şaka yapmak istemiş. Eh eski sanatkar, takıntılı ihtiyar rolünü harika oynadı. Az daha bastırsa, az daha bağırsa beni de İtalyan Nina olduğuma inandıracaktı. Palyaço olarak harika bir gün geçirdim. Onlarca selfie çektirdim, evlilik teklifleri aldım, beğenildim ve de sevildim. Uzun lafın kısası ben bu ‘palyançoluk’ işini çok sevdim.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;