Bugün saat 14:30'da Agos Gazetesi'nin önünde

a
a
Salı, 19 Ocak 2010 - 05:00

“Ve işte yine uçurumun kıyısındayım. Peşimde tekrar birileri var. Onları seziyorum. Bu sefer sıradan ve görünür olmadıklarını çok iyi biliyorum.”

***

“Farkında mısınız bilmem... Artık fıkralarımızla dahi birbirimizle şakalaşamaz hale geldik, çekinir olduk. Oysa ne keyiflenirdik değil mi, Türklü, Kürtlü, Lazlı, Yahudili, Ermenili fıkralarla sohbet koyulaştırdığımızda? İncinmezdik hiç. Ortak kültürümüzün ortak ürünleriydi onlar. Ortamına göre Kürdü Laz yapar, ortamına göre Yahudi’yi Ermenileştirir öyle anlatırdık. Ama farklılıklarımız öylesine öcü hale getirildi ki, birbirimize fıkra anlatmaktan bile çekinir olduk...”

***

Ben diyorum ki şu namussuz dünyada, “renk körü” olmak doğanın canlıya bahşettiği bir ayrıcalık aslında. Bunun eksisi yok, artısı var. Bir renge bağlanıp da, körü körüne ona kul köle olanların “beyin körlüğü”nün yanında bizim renk körlüğümüz, inanın bal kaymak.”

*** 

Muhtemelen 2007 benim açımdan daha da zor bir yıl olacak. Kim bilir daha ne gibi haksızlıklarla karşı karşıya kalacağım? Ama tüm bunlar olurken şu gerçeği de tek güvencem sayacağım. Evet, kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet, biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce...”  Bir gazeteciyi anmanın en iyi yoludur… Onun satırlarını hatırlatmak…

***

Ve hatırlamak…

Aynı gazetecinin çok değil 3 yıl önce bu ülkenin en kalabalık şehrinin göbeğinde gizlice değil göz göre göre öldürüldüğünü…

Bugün Polat Alemdar’a gönüllü eskort yapan İstanbul polisinin suikasttan 11 ay önce ihbar almasına karşın ona tek bir koruma bile tahsis etmediğini…

Suikast ile ilgili gerçekleri yazan gazetecilerin şu anda ağır ceza mahkemelerinde yargılandığını…

Bu coğrafyada en kolay bulunan şeyin “maşa” olduğunu, bulunamadığında ise hızla üretilebildiğini…

...ve o “maşa”nın cezaevine girdikten sonra gördüğü muamele ve yaşadığı vicdan azabından 20 kilo aldığını!!!

...her duruşmada ağzından fışkıran küfürlere ve tehditlere rağmen mahkeme heyeti tarafından büyük bir şefkat ve hoşgörüyle dinlendiğini hatırlamak!

***

Hrant Dink öldüreli tam 3 yıl oldu.

3 koca yıl!

Bugün saat 14.30’da Agos Gazetesi’nin önünde ağlayan ‘gazeteciler’ göreceksiniz…

Sakın ha Hrant’ın arkasından ağladıklarını sanmayın.

Memleketlerinin haline ağlıyor olacaklar!

Ben de... Ve onlarla birlikte haykıracağım...

Yo hayır!

Bu sefer “Hepimiz Hrantız” diye değil “Hiçbirimiz Hrant olamadık...” diye!