Bugün yumruk atan yarın silah çekerse

Perşembe, 22 Nisan 2010 - 05:00

Önce CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Van’da yumurtalı ve taşlı saldırıya uğradı. Ardından Ahmet Türk’e Samsun’da yumruk atıldı. Sonra da Enerji Bakanı Taner Yıldız benzer bir saldırının hedefi oldu.
Özellikle Ahmet Türk’e yönelik saldırının ardından medyada beni çok rahatsız eden bir tartışma başladı. Hakarete varan bu tartışma Enerji Bakanı Yıldız’ın burnunun kırılmasına neden olan yumrukla birlikte sertleşerek devam ediyor. Çeşitli gerekçeler ileri sürerek, atılan yumruğun anlaşılabilir olduğunu söyleyen meslektaşlarıma katılabilmem mümkün değil. Açık bir şiddet eylemi üzerinden böyle bir tartışmanın başlamış olmasını da Türkiye açısından tehlikeli görüyorum.
PKK’nın terör eylemlerini izah ederken “Ezilen insanların başka mücadele yolu kalmamıştı” gibi bir mantık ne kadar sakatsa Ahmet Türk’e veya bakana yapılan saldırıyı onaylamak aynı oranda sakat bir yaklaşımdır.
Saldırının kime yapıldığına göre mi karar vereceğiz? Böyle bir çifte standart olabilir mi? Başkalarına yönelik fiziki güç gösterisinde bulunanlar yarın silah çekerse ne olacak?
Deniz Baykal’a, Ahmet Türk’e ve Taner Yıldız’a yapılan saldırıların tamamını kınıyorum. Görüşleri, yaklaşımları ne olursa olsun hiç kimse şiddet yoluyla cezalandırılmayı hak etmiyor.

Avrupa Kıbrıs’ta çuvalladı
Anayasa tartışmaları nedeniyle Kıbrıs’taki seçim gündemin arka sıralarında kaldı. Avrupa Birliği her olayda olduğu gibi Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde de çuvalladı. Kıbrıslı Türklerin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın planına “evet” demesi karşılığında kesenin ağzını açacaklarına söz vermişlerdi. Türkler, 2004 yılında yapılan referandumda büyük bir çoğunlukla planı kabul etti ancak o tarihten bugüne kadar Avrupa verdiği hiçbir sözü tutmadı. Türkiye’nin her zaman yanında gibi görünen İngiltere, Ankara’nın ağzına bir parmak bal çalıp ortadan kayboldu.
KKTC cumhurbaşkanlığı seçimini Mehmet Ali Talat’ın kaybetmesinde Avrupa Birliği’nin ve özellikle İngiltere’nin tutumunun büyük rolü oldu. Talat’ı ve KKTC halkını motive edecek hiçbir şey yapmadılar. Kabul edelim Amerika Birleşik Devletleri de KKTC’ye uygulanan ambargonun kaldırılması için yeterince gayret göstermedi. Dış politika gündemini neredeyse tamamen Irak, Afganistan ve İran’a endeksleyen Washington yönetimi KKTC yokmuş gibi davrandı.
Diğer taraftan Başbakan Derviş Eroğlu’nun cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmasından sonra “Kıbrıs’ta artık çözüm imkansız” yorumlarına katılmıyorum. Artık bu çağda hiçbir lider bütün politikasını çözümsüzlük üzerine inşa edemez. Hele Kıbrıs gibi stratejik açıdan kilit önemdeki bir yerde. Ancak Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri bundan böyle karşısında Mehmet Ali Talat gibi daha kolay uzlaşabilecekleri bir cumhurbaşkanı bulamayacaklar. Derviş Eroğlu istese bile Rauf Denktaş çizgisinde olmayacaktır ancak kendisi bir Talat da değildir.
Bana göre Ada’da oluşan yeni denklem Kıbrıs sorununun çözümünde topu Atina ve Ankara’nın kucağına atmış oldu. Şimdi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’ya daha fazla iş düşecek.