Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Bugün zaten fiilen başkanlık sistemindeyiz

Salı, 20 Nisan 2010 - 05:00

Başbakan, yıllardan beri tartışılan başkanlık sistemine geçilebileceğini açıklayınca, gündemimize yeni bir tartışma konusu girdi.

Erdoğan, bizleri boş bırakmıyor. Bir tartışma konusu heyecanını kaybetti mi, hemen yenisini ortaya atıyor.

Bu yeni yaklaşıma göre, eğer işler iyi giderse, yani Anayasa değişikliği hiçbir kazaya uğramadan geçer ve genel seçimlerde de iyi bir çoğunluk sağlanırsa, Erdoğan 2012’ye kadar, bugünkü parlamenter sistemi başkanlık sistemine dönüştürecek ve Çankaya’ya aday olacak.

Bu öneriyi -benim hatırlayabildiğim kadarıyla- ilk defa Turgut Özal ortaya atmıştı. O zaman da hep aynı tartışma yaşandı.

Başkanlık sistemi, liderleri diktatörlüğe götürür, parlamentonun denetimi biter ve her şey başkanın iki dudağı arasına bağlanır. O ne derse olur. Tek adamlık başlar.

Evet, bu tehlike var.

Ancak, sorarım size bugün nasıl bir sistemle yönetiliyoruz?

Parlamenter sistem diyoruz, oysa kendimizi aldatmayalım, bugün bize özgü bir nevi “gizli başkanlık sistemi” ile yönetiliyoruz.

Yanlış mı söylüyorum?

İnönü’den Demirel’e, Ecevit’ten Özal ve bugün de Erdoğan’a kadar hepsi birer başkan gibi davranmıyorlar mı?

Başbakanlar ne derlerse, o olmuyor mu?

Her şey, ancak her şey başbakana sorulmuyor mu?

Hangi milletvekilinin TV’ye çıkmasından başlayın, hangi yasanın nasıl çıkacağı veya uygulanacağına kadar, her konu başbakanın istediği gibi olmuyor mu?

Bugün başbakanlar, gerçekte birer başkan gibi davranmıyorlar mı?

Ben, Özal döneminde olduğu gibi, bugün de başkanlık sisteminin bu ülkeye daha uygun olacağına inanıyorum. Tek adamlık- diktatörlük tehlikesini abartılı buluyorum. Ayrıca unutmayalım ki, başkanlık sistemindeki parlamentolar farklı partilerden de oluşabiliyor. Yani tam aksine, başkanlık sistemi uzlaşı ve dengelerin gözetimini de beraberinde getirir.

Bugünden etkili bir yönetim şeklidir.

Eroğlu, çoğumuzu şaşırtabilir...

KKTC’deki tahminler doğru çıktı. Derviş Eroğlu, ilk turda Mehmet Ali Talat’ı geçti.

Tebrikler ederim.

Bundan böyle hepimizin cumhurbaşkanıdır ve KKTC’nin her cumhurbaşkanının hak ettiği saygı ve sevgiyi görecektir.

Talat, kendiyle ilgili olmayan talihsizliklerin kurbanı oldu.

Eski partisi, halkın beklentilerini karşılayamadı. Avrupa Birliği de, adadaki çözüm sürecini yüzüne gözüne bulaştırınca, faturanın tamamı Talat’a çıktı.

Hem Türkiye, hem de Rumlar Kıbrıs’ta bir başka Talat bulamayacaklardır.

Eroğlu ile artık yepyeni bir döneme girilecektir.

KKTC’nin yeni cumhurbaşkanı, konfederal bir çözüm ister. Bunun da Rumlar tarafından kabul edilmeyeceğini biliyoruz. Bu durumda da, Kıbrıs’ta bir çözüm olasılığının bu şekilde daha da uzaklaşacağını veya zorlaşacağını söyleyebiliriz. Şimdi yanıtını arayacağımız soru, acaba karşımızda eski Eroğlu’nu mu bulacağız, yoksa yepyeni bir Eroğlu ile mi karşılaşacağız, olacak. Yeni cumhurbaşkanını, KKTC’nin Denktaş’ı veya Rumların Papadopulos’u ile eş değerde bulanlar yanılabilirler. Eroğlu, çok kişiyi şaşırtabilir.

Talat’ı isteyen ancak desteklemeyenlere meheldir...

Bu açıdan baktığımızda, çözüm istediğini ileri süren ve bunu sürekli tekrarlayan, ancak Talat’ı seçim sürecinde desteklemeyen Ak Parti iktidarına da meheldir. Rum lideri Hristofyas, bu durumdan acaba memnun mu olur, yoksa işi daha da zorlaşacağından dolayı hayal kırıklığına mı uğrar, bilemem. Ancak Rumlara meheldir. Talat’ın kıymetini hiç bilmediler, şimdi Eroğlu ile uğraşsınlar bakalım.

Hele Türkiye’yi Avrupa Birliği’nden uzaklaştırmak isteyenler bu tempoda devam ettikleri taktirde, Kıbrıs’ta yeni süreç başlayacaktır. Onlara da meheldir...

Bu şekilde, fiilen iki Kıbrıs formülü yerleşecektir.

Ancak emin olun ki, bundan en çok Rumlar kaybedeceklerdir. Zira bir süre sonra, yavaş yavaş KKTC’yi tanımalar başlayacak ve Kıbrıs’ta iki bağımsız bölge formülü kendiliğinden hayata geçecektir.

Derviş Eroğlu, günün koşullarına göre davranır

Eroğlu’nu Türklerin Denktaş’ı veya Rumların Papadopulos’u ile karşılaştıranlarımız var, ancak bu arada, Eroğlu herkesi de şaşırtabilir. Zira son derece pragmatik bir politikacıdır. Ankara ile kanlı bıçaklı savaşacak ve illa kendi politikalarını uygulatmak için en olmadık tutumlar alacak bir lider hiç değildir.

Eroğlu, günün koşullarına göre hareket etmesini bilir.

Daha da önemlisi, son derece gerçekçidir.

Nereye kadar gidebileceğini ve Ankara ile ilişkilerini nasıl ayarlayacağını da iyi değerlendirebilecek yetenektedir.

İşte bütün bu verilerden hareketle, hem yeni cumhurbaşkanına başarılar, hem de yeni dönemin hayırlı olmasını diliyoruz.