Bugünü bırakıp geleceğe bakalım

Cuma, 02 Temmuz 2010 - 05:00

Çarşamba günü açıklanacak ilk çeyrek büyüme rakamları, hatırladığım kadarıyla, hiç bu kadar büyük heyecanla beklenmemişti... Başbakanın, “G20 rekorunu kıracağız” açıklamasıyla oluşan beklenti, yüzde 11.7 oranıyla sona erdi. Rekor olmadı ama ‘rekor kırmış’ kadar olduk. Ama unutmayalım... Adı üstünde, ‘2010 ilk 3 ayı’ diyoruz. Yani geçmişten söz ediyoruz. Geçmişi bir yana bırakıp, yüzde 13’lerde işsizlik oranına sahip Türkiye’nin, yakın ve orta vadedeki geleceğe odaklanması gerekiyor. ‘Yüzde 11.7 kutlaması’ sürerken, mutluluğa ‘turp sıkmak’ istemem. Ama büyüme söz konusu olunca, kutlama için erken olduğunu düşünüyorum. ‘Geçmiş başarımızla’ gurur duyalım ama geleceğe de bakmayı unutmayalım.

Yüzde 3.5 büyüme yeter mi?

Neden böyle düşündüğümü, birkaç başlık ve uzman yaklaşımıyla da paylaşmak istiyorum:

1. Yakalanan büyüme tamamen iç talebe dayalı... İhracat olmadan, dışa dayalı büyümenin sürdürülebilmesi pek kolay değil.

2. Türkiye’de ‘potansiyel büyüme’ düzeyi düşüş eğiliminde... Bu konularda uzman olan Merkez Bankası Araştırma ve Para Politikası ekonomistlerinden Doç. Dr. Şeref Saygılı, 2002-2007 arasında yüzde 5.1 gibi olan ‘potansiyel büyümenin’ düşüş eğiliminde olduğunu söylüyor. Ona göre, potansiyel büyüme oranı biraz daha düşecek ve yüzde 3.5-4 arasına gerileyecek.

3. Çeyreklik büyüme için sevinirken, Türkiye gibi iş yaratmak zorunda olan ülkenin, ‘potansiyel büyümede’ böyle bir düşüşü kaldırması mümkün değil. ‘Yatırımsız’ geçen yıllar ve ‘iç talebe dayalı gidişin’, potansiyel büyümeyi yukarılara çıkarması da mümkün değil.

4. Unutmayalım, Türkiye yüzde 5 ve üstünde büyürken bile işsizlik sorununu çözemedi. O nedenle yüzde 5.1 ‘potansiyel büyüme’ de derdimize ilaç olmayacak.

Türkiye’nin önemli özelliği

5. Yüzde 11.7’lik büyüme haberini duyunca, Koç Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sumru Altuğ’un değerlendirmesi aklıma geldi. Türkiye’nin çok hızlı büyüme ve küçülmeler yaşadığını, yükseliş süresinin kısa olduğunu söylemişti. Ona göre, Türkiye’ye benzer ülkelerde de küçülmeler oluyor. Ancak, Türkiye gibi sert düşüşler pek az gerçekleşiyor. Yani, Prof. Dr. Altuğ, Türkiye’nin bir önemli sorununun da ‘büyüme dönemlerinin kısalığı’ olduğunun altını çiziyor.

6. Mevcut yapıyla Türkiye’nin ‘potansiyel büyüme’ rakamlarını yukarı çekmesi pek mümkün görünmüyor. Şeref Saygılı, “3-5 yıl içinde potansiyelimiz, geçmiş dönemin altına inecek. Bunu da öyle bir iki yılda yukarı çekmemiz çok kolay değil. Anormal bir yatırım, tasarruf ve finansman gerekiyor” sözleriyle önemli bir konuya dikkat çekiyor. 

Liderin ilk 100 günü

Yeni göreve gelen CEO’lar (icra başkanı) için ilk 3 ay önemlidir. Bunu bazıları ‘ilk 90’ gün, bazıları da ‘ilk 100 gün’ olarak kabul eder... Gerçekten de liderler için, ‘iyi başlangıç’, özellikle de ihtiyacı olan şirketlerde ‘organizasyonu etkileme’ kritik önemdedir. Şirkete yeni olan CEO, bu ilk 3 ayda ya organizasyonu anlama, insanları tanıma ve eylem planı oluşturmaya odaklanır ya da bugün yarın derken heyecanını kaybeder. Vakıfbank’ın genel müdürlüğüne, İş Bankası’nın Balmumcu şubesinden, bir anlamda ‘keşif’, bir anlamda ‘bir dost tavsiyesi’ ile gelen Süleyman Kalkan, ‘ilk 3 ayı’ iyi değerlendirenler arasına girmiş görünüyor. Kendisiyle sohbet ettiğimizde, ‘insan kaynağını tanıma’, ‘organizasyonu anlama’, ‘müşteriyi algılama’ ve ‘değişimi başlatma’ gibi kritik başlıklara dokunduğunu anlattı.

Benim en anlamlı bulduğum taraflardan biri de ‘silkinme’ amaçlı yaptığını düşündüğüm, yöneticilerin görevlerini değiştirme operasyonu oldu. Kalkan, başarılı, performansını koruyan ve sorunlu olarak 3’e ayırdığı şube müdürlerinin yerlerini hızlı bir şekilde, performanslarına bakarak ve konuşarak değiştirmiş... 375 şubenin yaklaşık 3’te birini bu şekilde değiştirmiş. Başarıları daha büyük şubeye, yerinde sayanları ve düşük performanslıları da küçük şubelere atamış. Süleyman Kalkan, şubedeki değişimi şöyle anlatıyor: “3 yılın üzerinde aynı şubede olanları değiştirdim. 3 yıl aynı şubede çalışmak işletme körlüğü oluşturabiliyor. Neredeyse 2006 yılı öncesinde göreve başlayanlardan yeri değişmeyen kimse kalmadı, bankada iyi bir hareketlenme oldu. Böyle bir tazelenme yapmak gerekiyordu.” Gerçekten de güzel bir tanımlama: ‘Tazelenme’... Yeni genel müdür, benzer bir tazelenmeyi genel merkezde yaptığını anlatıyor... Bakalım, hızlı başlangıcın devamı nasıl gelecek?

Turizmde işler çok iyi gidiyor

Haziran ayı ortasında Türkiye Otelciler Federasyonu (TUROFED) Başkanı Ahmet Barut ile karşılaşmıştım. Turizm sektörünü konuşurken, İsrailli turistleri sordum. ‘Kesildi’ diye yanıt vermiş ve eklemişti: “Geçen yıl Türkiye’ye 550 bin İsrailli turist gelmişti. Şimdi bıçak gibi kesilmiş durumda... Bizim otellerde yüzde 2 gibi payları vardı, yılın kalan bölümünde oradan turist beklemiyoruz.” Bu haftanın ilk 3 günü iş ve tatil karışık Antalya’da idim. Otel sahipleri de ‘İsrailli’ turistin ‘sıfırlandığını’, hatta başka ülkelerden gelen Yahudilerin bile rezervasyonlarını iptal ettirdiklerini belirtiyor. Ancak, Ürdün, İran, Azerbaycan ve Lübnan’dan gelenler, İsrail’in yarattığı boşluğu dolduruyor. Bu nedenle de turizmde işler yolunda gidiyor. Çok iyi geçen hazirandan sonra, temmuz ayında da bazı oteller yüzde 100 doluluğu yakalayacaklar.