Bundan sonraki filmi Nataşalar'ı anlatacak

Son olarak İngiltere'de 'En İyi Belgesel Ödülü'nü alan İfakat'ın yönetmeni Orhan Tekeoğlu

a
a
Pazar, 21 Kasım 2010 - 05:00


Bundan sonraki filmi Nataşalar'ı anlatacak

EYLEM KESKİN
eylem.keskin@posta.com.tr

Orhan Tekeoğlu 22 yıllık gazeteci. Çocukluğundan beri hayalini kurduğu belgeseli yapmak için gazeteciliğe veda etmiş. Trabzon’un Çaykara ilçesine bağlı Taşören köyünde dünyaya gelmiş olan Orhan Tekeoğlu küçüklüğünden beri gözlemlediği, annesi gibi Karadeniz’de çalışan, köylere ot taşıyan, odun kıran Karadeniz kadınının zorlu yaşamını ‘İfakat: Uçuruma Yürüyen Kadınlar’ adlı belgesele taşımış. Türkiye’de büyük beğeni toplayan belgesel, geçtiğimiz günlerde İngiltere’nin kültürel etkinlikleriyle tanınan Kent’te Thanet Uluslararası Film Festivali’nde birincilik ödülünü kazandı. Daha önce Macaristan’da ‘Proxima’ ödülüne layık görülen ilk Türk belgesel olan İfakat’ın yönetmeni Orhan Tekeoğlu’nun bir sonraki projesi ise Nataşalar’ın çocukları ‘Sarı Uşaklar’ olacak...


Bu belgeseli çekme yolculuğunuzu nasıl tarif edersiniz?

Doğu Karadeniz yeşillik, tabiat bakımından Türkiye’nin en zengin bölgesi. Yağmurun, sisin, bulutların meydana getirdiği çok güzel bir yer. Ama hep bu kadar güzel bir yerde neden böyle cehennem gibi bir hayat var diye sorgulardım. Kadınların çok ağır yüklerle patika yollarda saatlerce gidişi çocukluğumdan beri aklımdaydı.
Kadınlar tehlikeli yollarda, yağmurun, rüzgarın altında evden çok erken saatlerde çıkıyor, yüklerini yüklenip 7 saat boyunca ağır kuru otları yağmur çamur demeden ineklere taşıyorlardı. Karıncalar gibi tıpkı...

Çalışkan karıncalar gibi...

Evet. Küçükken de köyde sırtlarında yük taşıyan karıncaları izlerdim. Onları çalışan kadınlara benzetirdim. Sonradan öğrendim ki aralarında müthiş benzerlikler var. Karınca kendi ağırlığının 20 katını taşıyabilen dünyadaki tek hayvan. Karadenizli kadınlar da ağırlığından fazla yük taşır.
Ayrıca yağmura karşı en dayanıklı hayvanlar da karıncalarmış. Türkiye’de de yağmura en dirençli kadın Karadenizlilerdir. Hayvanlar arasında da bağışıklık sistemi en gelişmiş hayvan karıncalardır. Karadeniz kadını da karınca gibi sağlıklıdır; doktor tanımaz. Karadeniz kadını yük taşımıyorsa işte o zaman hastadır ya da doktora gidiyordur.

Karadeniz kadını çalışırken eşi ne yapıyor, erkekler çalışmıyor mu?

Eşler gurbette... Çay, fındık, hayvancılık, et, süt para etmiyor. Oradaki erkek kaçınılmaz bir şekilde gurbete gidip para kazanıyor. ‘Kadınlar tarlada erkekler kahvede’ diye bir laf var Karadeniz’de. Erkekler bu lafı bir türlü üzerinden atamadı.
Onlara sorsanız bir aylığına gurbetten izne geldiğini, karısının da onu tarlaya sokmadığını söyler. Ee eşin seni tarlaya sokmasın, sen gir... Ama kadınlar da erkeklerine ‘11 aydır çalışıyorsun sen, kahveye git’ diyor.

Siz nasıl bir aileden geldiniz?

Annem o çalışan, yük taşıyan kadınlardan biriydi. Babamsa Almanya’da gurbetteydi. Tipik Karadenizli parçalanmış bir aile. 10 inek besliyorduk. Bütün kazancımızı ineklere veriyorduk. Onlar bize ancak bir kap süt veriyordu.
Oysa şimdi montofon ineği var. İki saat sağıyorsun, iki kazan süt alıyorsun. Annemin de kalbi gençliğinde çok bu acılara katlanmış. Kalp çalışmaya dayanamadı ve 64 yaşında vefat etti.

Tam olarak ne zaman karar verdiniz belgeseli hayata geçirmeye?

1991’de o çalışan kadınlardan biri olan İfakat iki kızıyla yaylada kurşunlanarak öldürüldü. Onun ölümü belgesel çekme sürecimi hızlandırdı.

Bu belgeselle neyi kanıtlamak istiyorsunuz?

Hala bu durum yaşanıyor mu? Bir dağ köyü düşünün. Medeniyet yok. Sadece vahşi hayvanlar ve orman. Havası tertemiz. Ama Taşören’de 1976 yılına kadar, ne yol vardı, ne de elektrik.
Evet sonrasında yollar yapıldı, elektrik de geldi ama yine Türkiye’nin en tehlikeli virajlarında bu kadınlar yürüyor. Arabalar bu tehlikeli virajlardan gidiyor, kadınlar da ölümü göze alarak bu yollardan gidiyor. Araba virajlardan giderken kadınlar da otların üstünde yolculuk ediyor.
Bu olanları yeni nesil de görsün istiyorum. Örneğin kızıma anlatıyordum, ama görmediği için zorlanıyordum. Ne zamanki gördü, o zaman baba çok doğru söylüyorsun dedi. Amacım Karadeniz kadınını tüm dünyaya tanıtmak.

Bu belgesel için maddi desteği kim verdi?

Karadenizli iş adamlarına gittik. ‘Benim annemin, babaannemin hikayesi gibi’ dediler ve şansım açıldı, destek verdiler. Ama öyle büyük paralar vermediler, gönüllerinden ne koparsa.

Bundan sonraki projeleriniz ne? Belgesel çekmeye devam mı edeceksiniz?

Biz İfakat’ı çekerken kafamdaki diğer projelerle ilgili de bilgi topluyordum. Biliyorsunuz, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Çernobil Karadeniz Bölgesi’ni çok fena etkiledi. Biri zehirli gazlarla bir nesli kanser yapmıştır.
Diğeri de Karadeniz Bölgesi’ne farklı bir aile yapısı sokmuştur. 1989-90 yıllarında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla insanlar nereye gideceklerini şaşırdılar. Karşısı Trabzon olduğu için Trabzon’a göç ettiler.
Trabzon’un sokakları Rus kadınlarla doldu. Rusya’dan antika eşyalar getirip satıyorlardı. Bir piyanoyu 50 dolara satıyor örneğin. Tabii bu böyle devam edince Karadenizli erkek, neden bunları satmakla bu kadar uğraşıyorsunuz dediler. Ve girdiler Nataşa olayına...

Filmin konusu Nataşalar mı?

Oradan yola çıkıyorum. Rusya’nın çeşitli bölgelerinden gelenlar orada emeklilik maaşı 200 dolarken 1 gecede 1 kişiden 100 dolar kazanmaya başladılar. Karadenizli erkeğin çay, tütün parası Nataşalar’a gitti. Erkek eve hiç gelmez oldu. Kadınlarla Moskova’ya gittiler. Rusya’yla ticarete atıldılar.
Duygusal olarak da birleştiler, evlenenler oldu. Bir süre sonra ticaret de bitti, kültür farkından evlilikler de. Kadınlar çocuklarını aldı ülkesine döndü. Aradan 19 yıl geçti. Şimdi çocuklar babalarını soruyor. Bunu da film yapacağım adı da ‘Sarı Uşaklar’ olacak.

14 Kasım 2010 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır