Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Bunun sonu demokrasiyse eğer...

Salı, 29 Aralık 2009 - 05:00

Tabii ki yine ikiye ayrıldık: "kozmik odada sivil savcı ve hakimlerin arama yapmasından dehşete kapılanlar” ve “tabii ki yapacaklar, askerin burnu sürtülecek, ülkeyi asker mi yönetiyor, siviller mi anlayacak” diyenler! Sanki bu olaydan önce kozmik oda, Seferlik Bölge Başkanlığı neymiş biliyormuşuz gibi... Askerliğini yapmış olanlar “sefer görev emri” diye bir şey olduğunu biliyor, savaş çıkarsa ne yapacaklarını o belirliyormuş. Savaş çıktığında yapılacakları belirleyen birimi ve buradaki gizli emir ve belgeleri, altı arabayla karargaha gelen sivil hakim ve savcılar üç gündür hallaç pamuğu gibi atıyorsa bunun adı nedir? Gelenler başka bir ülkenin ordusunun askerleri olsa “savaş” diyeceğiz. Yabancı ordu değil de bizim siviller olduğuna göre bunun adı olsa olsa SİVİL DARBE’dir! “Asker darbe yapacak” diye diye askere darbe yaptılar ya, helal olsun! Üstelik de en sıkı askeri timi, köstebek yakalıyoruz diye pusuya düşürterek. Gelinen nokta, köstebek uçtu, karargah düştü. Bir kısım vatandaş, “askerin yatak odasına da girildi, artık herşey bitti, bulunan belgeleri yarın Taraf’ta okuruz” diye hayıflanmada. Bir kısım vatandaş da “Yargıya, hukuka güvenin, suç işleyen, yargıya hesap verecek!” diye şıkır şıkır oynadığı belli olmasın diye cool tavır yapmakta.

Mesele yargıda

Zaten mesele de bu ya. Yargıya güvensek, ortada bir suç ihtimali var herhal, o gözaltına alınan subayların ifadesine başvurur, bırakırlar. “Belgeler, bilgiler de saklı tutulur” diye düşünür, alt tarafı biraz tedirgin olur ama büyütmeyiz. Mesele, yargıya güvenmememiz! Ortada Ergenekon davası hukuksuzlukları başta olmak üzere, her sesini çıkaran yargıcın üzerine giden bir yargı olduğu sürece de güvenmeyeceğiz, çünkü hukuk guguk, hukuksuzluk kural olmuş. Darbe yapacak diye tutukladığın gazeteciye özel yaşamını soruyorsun ertesi gün öbür medyada yayınlanıyor. Sızmanın alası her gün manşette, zeytinyağı değil, haber sızması ve kişilik haklarının zedelenmesi söz konusu olduğu için makbul değil. Ben bu operasyonun biraz da Genelkurmayın Trabzon’da gemi üstü demeç şovuna sert bir rest çekme olduğunu düşünüyorum. Bu ülkede polisin askeri öğrencinin düğmesini bile koparamayacağı anlayışı ile büyüdük biz. Şimdi, bırakın askeri öğrenciyi, kuvvet komutanlarını gözaltına alırken başını eğdiriyorlar. Karargahın en gizli belgelerinin saklı olduğu odalara 6 araba dolusu sivil doluşuyor ve bilgisiyarları didikliyor, günlerdir. O kapıyı açmak zorunda kalan ve yüzünü gizleyerek basın mensuplarına bilgi veren askeri personelin çenesi atıyordu sinirden. Silahla karşı koymadıkları için şükür ediyorum bir yandan, nereye giderdi bu işin sonu diye. Bir yandan da Kuzey Irak’ta başlarına çuval geçirildiğinde ve karşı koymadıklarında karizma çizilmişti zaten diyorum. Bu da bir başka biçimde başa çuval geçirilme sonuç olarak! Artık bu kadroyla bu moralle, onlardan ölümüne hangi dağda savaşsınlar diye beklersiniz bilemem. Buradan demokrasiye varacak olsak neyse...

Apo, feminist mi oluyor?

İmralı’nın prensi, TBMM’deki son kurulan grubun başkanı Apo, sıkılmasın diye yanına yollanan PKK’lı hükümlülerle yaptığı sohbette kadın sorununu konuşmuş. Aslı Aydıntaşbaş’ın yazdığına göre Apo, kadına yönelik şiddeti 5 bin yıllık tecavüz kültürüne bağlamış ve 21. yy’ın kadın yüzyılı olacağını söylemiş! Apo, ister misiniz Kürt toplumundaki töre cinayetlerini, kadına karşı şiddeti, erken yaştaki zorunlu evlilikleri, çok eşliliği, berdeli, v.b. kültürel hastalıkları bir emirle çözüversin? Kürt kadınının kurtuluşu için bir umut olsun? Yakalanmadan önce de kendisini ziyaret eden gazetecilere göbeğini kaşıyarak kadın sorunsalı ile ilgili birkaç parlak fikir yumurtlamıştı gerçi ama sanki kadınsız geçen yıllar onda bir başka empati yaratmış! Ha gayret Apo, biraz daha tefekkür, kadınlar sana minnettar kalacak!