Büyüklere var da KOBİ'lere yok mu?

Salı, 29 Haziran 2010 - 05:00

Bugün birikmiş paranızı mevduatta değerlendirmek için bir bankaya giderseniz, yıllık yüzde 9-10 arası bir faiz alırsınız... Eğer şansınız yaver gider ve ‘limitlerini tutturma’ kaygısı taşıyan bir bankacıya rastlarsanız, yüzde 11’i de alırsınız... Bu, aynı zamanda Türkiye’de bankaların ne maliyetle para topladıklarını da ortaya koyan bir tablodur. Bankalar, yurtdışı finansman seçenekleri dışında, Türkiye’den ortalama yüzde 9-11 arası para toplarlar... Topladıkları parayı da şirketlere, bireylere kredi olarak verip, kâr yazmayı amaçlarlar. Şu anda bu ‘kâr yazma’ cephesinin bireyler kısmında sorun görünmüyor... Bankalar, özellikle ihtiyaç kredileri ve kredi kartları başta olmak üzere, bireylerden kazanmaya devam ediyorlar. Ancak, sorun, büyük ve sorunsuz şirketlere sağlanan kredilerde kendini gösteriyor... Büyük bir bankanın genel müdürü, “Anlaşılamaz ve inanılamaz bir rekabet var” diyerek tabloyu gözler önüne seriyor: Biz de dahil, yüzde 9-10’la topladığımız parayı, yüzde 7.5-8’lere varan oranlarla veriyoruz. Müşteri tutmak için yapılan bu acımasız rekabette iş, para kazanılmayacak düzeylere ulaştı.”

Bir başka bankanın genel müdür yardımcısı ise “Mevduattaki artışa rağmen, kredi faizleri yerinde sayıyor. Bir süre daha devam eder” diye konuşuyor. Kredi faizlerindeki rekabet ve ona bağlı düşüş, şirketler, özellikle KOBİ’ler (küçük ve orta boy işletme) için iyidir... Ancak, bu son rekabet, daha çok büyüklere ulaşmak, Capital500 ya da Capital1000’e girebileceklere kredi vermek için...

Büyüyen perakendecinin korkulu rüyası

2008 yılının sonu ve 2009 yılının ilk aylarıydı. Ne zaman yolumuz Bağdat Caddesi’ne düşse, ilk dikkatimizi çeken ‘boşalmış’ mağazalar olurdu. Bir süre sonra baktık ki, ‘Kiralık’ tabelasının asılı olduğu mağazaların sayısı bir hayli artmış. Bankaların şube açma stratejilerini askıya almaları, giyim ve teknoloji perakendecilerinin ‘durması’, mağazalara olan ilgiyi düşürmüş, kira bedellerini de aşağıya çekmişti. Ancak, bu hal çok uzun sürmedi. Geçtiğimiz günlerde büyük bir giyim perakendecisinin genel müdüründen öğrendim ki, kira bedelleri kriz öncesine, hatta onun üzerine tekrar gelmiş.

Caddede mağaza açmak

Türkiye’de büyümeyi düşündüğü için Bağdat Caddesi, önemli AVM’ler (alışveriş merkezi) ile Ankara’da yerler bakan bir şirketin genel müdürü anlatıyor: “200 metrekare mağaza bakıyoruz. Bir yer beğendik, konuşmaya başladık. Eski kiracısı 12 bin dolar ödüyormuş. Bizden tam 30 bin dolar istediler. Abartmıyorum, siz de yanlış duymadınız.” Bu rakamlar Bağdat Caddesi’ne ait... Nişantaşı’ndaki rakamlar da hiç aşağıda değil. 200 metrekare civarı bir mağaza için ortalama bedeller 2008 sonunda 15-18 bin lira iken, şimdi 25-30 bin dolara yaklaşmış.

Kira yüzde 20’yi geçmez

Giyim ve teknoloji perakendecisinin bu kiraları ödeyip, ayakta kalma ve yollarına devam etmeleri mümkün değil. Gıda perakendecileri, daha doğrusu kafe ve restoranlar ise yer uygunsa hiç düşünmeden ödüyor. O nedenle de fiyatlar aşağıya inmiyor. Şimdi şöyle düşünün... Bir giyim mağazası bu. 30 bin dolar artı KDV ödeyecek. Ve öyle bir ciro yapacak ki, çalışan maaşları, elektrik-su giderleri, vergiler düştükten sonra para kazanacak. Konuştuğum yöneticiler, kiranın cirodaki payının yüzde 15-20’yi aşmaması gerektiğini söylüyorlar... Ama iyi bir yer bulacaksanız, şu günlerde bu oranı tutturmak pek mümkün değil.

Futbolda gelişen ülkeler coşkusu

Cumartesi akşamı Dünya Kupası eleme maçında ABD ile Gana karşı karşıya geldi. Afrika’nın batısında, 9 milyon nüfuslu bir ülke olan Gana’nın GSMH’si (gayri safi milli hasıla) sadece 18 milyar dolar... Karşısındaki ülkenin milli geliri ise 14.3 trilyon dolar... Yani onların neredeyse 800 katı... 18 milyar dolar, 14.3 trilyon doları yenmeyi başardı.

Aslında sadece Gana değil. Güney Afrika’daki Dünya Kupası’na, ‘gelişmekte olanların gelişmiş ülkelere’ kafa tutması damgasını vuruyor. Son yıllarda ekonomide ve piyasalarda gelişmekte olan ülkelerin etkisi kendini iyice gösteriyordu. Bu gruptaki ülkelerin büyümesini çıkardığınızda, dünya genelindeki ekonomik performansın ciddi düşeceğini, Dünya Bankası ve IMF raporları açıkça ortaya koyuyor. Sadece Çin’in yüzde 0.5 oranında dünya büyümesine katkı yaptığını düşündüğümüzde, Hindistan, Güney Amerika, Uzak Asya ve Afrika’nın dahil olduğu büyümenin etkisi daha iyi ortaya çıkar.

Bu gruptaki ülkeler, Dünya Kupası tarihinde belki de ilk defa, gelişmişlerden daha iyi performans gösteriyorlar. Bunu ‘gelişmişgelişmekte olanlar’ maçlarının yanı sıra ‘ilk 16’ya kalanlardan da görüyoruz. İlk 16 takım arasında 9 gelişmekte olan ülke var. Oran olarak bakarsak yüzde 60’a yakını bu grupta yer alıyor. 2006 yılındaki maçlar sonucunda durum tam tersiydi. Yüzde 60’ı gelişmiş ülke takımlarıydı. Ekonomist Paul Kedrosky, “Sanki futbolda da, ekonomide olduğu gibi gelişmekte olan ülkelerin üstünlüğü olacak” yorumunu yaptı. İlk maçlar ve 16 takıma kalma oranına bakarsanız, gelişen ülkelerin performansı bu görüşü doğruluyor. Acaba finale giden yolda neler olacak? Bir gelişmekte olan ülke takımı finale kalacak mı, onu da göreceğiz.