Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Çalışmak İstiyoruz diyorlar ama...

Cumartesi, 27 Mart 2010 - 05:00

Televizyon seyrederken reklamlar başlıyor, ama ses yok. Ne oldu? Yayın mı kesildi? Ekranda bir kadın görüntüsü ve bir cızırtı var. Ne diyor bu kadın? Ne istiyor? Gürültü kadar sessizliğin de dikkat çekici olduğunu anlayan reklamcılar önce Şekerbank’ın ‘üretici’ reklamlarıyla sessizliği denedi, şimdi KAGİDER’in kadın istihdamına dikkat çektiği ‘Çalışmak İstiyoruz’ kampanyasıyla devam ediyor. Aslında içeriğiyle uyuşan bir biçim bu: Kadınlar çalışmak istiyor ama seslerini duyan yok! Kadın Girişimciler Derneği KAGİDER Başkanı Gülseren Onanç’a kampanya için seçtikleri zamanın doğru olup olmadığını soruyorum. İşsizliğin tavana vurduğu, genç işsizliğinin yüzde 25’i bulduğu günümüzde ‘Kadınlar çalışmak istiyor’ dediğimizde kulak veren olacak mı? Kadınlar çalışmayıp da evde oturmuyor aslında. Tarım kesiminde kadın tarlada, bahçede, çapada, ahırda, evde sürekli çalışıyor. Emeğinin karşılığı yok, ücretsiz aile işçisi sayılıyor. Kentte kadın yine çalışıyor, hatta çoğu ailede tek başına eve bakıyor, ama kaydı yok, sigortası yok. Temizlik, çocuk ve yaşlı bakımı, kayıt dışı işçilik gibi düşük ücretli işlerde çalıştığı için çalışmıyor görünüyor. Resmi rakamlara göre kentlerde her altı kadından sadece biri ücretli ve kayıtlı olarak çalışıyor ki bu da AB ölçülerine göre çok düşük!

EĞİTİM ŞART

İlkokul mezunu kadınların sadece yüzde 3’ü çalışırken üniversite mezunu kadınların yüzde 73’ü çalışıyorsa iş yaşamına katılmada eğitimin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Ama bunun altında bir de şu yatıyor: Eğer aile kızını okutacak, okumasına izin verecek kadar açık görüşlüyse zaten çalışmasına da izin veriyor. Kadının çalışma yaşamına girememesinin en büyük engeli, kadının yerini evi gören ilkel zihniyet. 21. yy.’da ülkeyi yöneten siyasi iktidarın da görüşü ne yazık ki bundan farklı değil. Çalışan kadın sayısının düşüklüğünü ekonominin iyi gidişine bağlayan ekonomi bakanı mı istersiniz, en iyi üniversitelerde okuttukları kızlarını diploma alır almaz evlendirip torun bekleyen başbakan, cumhurbaşkanı mı!

ÇALIŞMAK YAŞAMAKTIR

Kadının çalışması ona sadece ücret değil, aile ve toplum içinde kişilik ve söz hakkı da kazandırıyor! Kadın ev dışına çıkarak kendini geliştiriyor, birey oluyor, kazandığı parayla çocuklarının eğitimine önem veriyor. KAGİDER, kadın istihdamını arttırmak için bir dizi projeyi hayata geçiriyor. Bakalım ‘Çalışmak istiyoruz’ diyen kadınların sesini bu ortamda duyan ve iş veren olacak mı?

YAZARLAR ESKİ SEVGİLİ OLUNCA

Bütün aşklar tatlı başlar ve acı mı acı biter! Hele onları yaşayanlar ünlü olursa medyada o aşkın, evliliğin ipliği pazara çıkana kadar ağız dalaşı sürer. Hayatımıza giren ve bizi taraflara bölen Mehmet Ali Erbil ve son karısının boşanma pazarlığına bitmiş bir evliliğin muhasebesi düşüverdi aniden! Aynı gazetenin farklı sayfalarını paylaşan ve bir dönem yaşadıkları çok romantik aşkla düşman çatlatan İclal Aydın ve Tuna Kiremitçi çiftinin yaşadıkları ‘seviye’ tartışması, bütün medyanın gündemine giriverdi! Açıkçası İclal’in yazısını okuduğumda onun bunu nasıl bir ruh hali içinde yazdığını düşünmüştüm. Evde tek başına, bir kaç kadeh kırmızı şarabın eşlik ettiği yalnızlığına karşın canı hayli sıkkın. Gözü Tuna’nın yazısına kayıyor, zaten kızgın olduğu için ayrıntılarına dikkat etmeden sinirlenip yazmaya başlıyor. Hatta ‘Şimdi ben bunu gazeteye yollayıveririm de’ dediği satırlarda frenlerinin tutmadığına işaret ediyor. Ve yollamış ki biz de yayınlanmış yazıyı okuyoruz. Ne ki yazarın samimiyet patlamasıyla yazdığı yazıyla gazete sütununda metal harflere bürünüp yayınlanmış yazının etkisi farklıdır! Tuna Bey, yaptığı allegorinin anlaşılmamış olmasına hiddetlenip istifa ediyor, istifa mektubunu da internet sitelerine yollayıveriyor. Ve bu istifayla birlikte İclal’in yazıyı anlamamış olduğu bütün gazetelerde yayınlanıyor! İclal’i küçük düşürme planının bir parçası mı? Onun suçlaması sadece bu değildi ki? Üstelik Tuna’nın yazısında dinlediği bir müzikten bahsettiğini kim anlamıştı ki? Öyleyse erkek dayanışması mı? Sanki! Tuna, böylece zaten pek beceremediği köşecilikten sıyrılıyor, İclal’i de dövmüş oluyor...