Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Camiye herkes karışabilir

Salı, 27 Kasım 2012 - 05:00

Hangisini tartışacağımızı şaşırdık: Çamlıca Cami’nin projesini mi, Göztepe Cami’nin yerini mi? Ya Taksim Cami? O ne zaman düşecek gündeme? Hafta sonu Çamlıca Cami gündemdeydi. Mimarlar ve şehir plancılarının tartışmalarından aklımda kalan iki konu var: Caminin sahibi gözüken, (ne demekse?) Çamlıca Derneği gelen tepkiler üzerine alelacele bir yarışma düzenledi.

45 günde cami projesi mi çizilir, herhalde herkes elindekini verdi. Yine de 62 proje katılmış. Birinci yok, iki ikinci seçildi ve birinin projesi yapılacak! Bunun neresi doğru? Ayrıca iki yanlış daha yapılıyor ki inanılır gibi değil. Bu camiye dindarlar ve namaz kılacaklar gidecekmiş, dolayısıyla diğerlerinin cami hakkında söz söylemeye hakkı yokmuş! Nasıl yok?

O cami hem İstanbul’un her yerinden görünen tepesinin üstüne, üstelik de devasa boyutlarda yapılacak ve sadece içinde namaz kılacak olanlar konuşacak öyle mi? Bırakın sadece bu şehirde oturan herkesi, bu ülkede yaşayan herkes, UNESCO bile karışır bu işe. Başka İstanbul yok! Bu şehir dünya mirası. “Benim evim sen ne karışıyorsun?” diyebiliyor musunuz belediyeye?

[[HAFTAYA]]

Diğer yanlış da bir caminin mimarının müslüman ve dindar olması gerektiğine inanmaları! Osmanlı mimarisinin sadece binaları değil, camilerinde de Ermeni mimar ve ustalarının imzası vardır. En tanınmışları Balyan Ailesi’nin fertleri. Ayrıca bugün Körfez ülkeleri başta olmak üzere Arap ülkelerinde pek çok gayrımüslim mimar çalışıyor, tabii ki camii çizmeden önce de işlevlerini öğreniyor. Parasını verirsin yaparlar, iş bu!




Çamlıca’daki projenin büyüklüğü ve Sultanahmet Camii’ne benzemesi tartışılıyor.


Şiddet ille de dayak değil

Hafta sonu bütün dünyayla birlikte kadına yönelik şiddete odaklandık, kadına kalkan eller kırılsın dedik, sokaklara döküldük. İyi de kadına yönelik şiddet sadece öldürme, dayak değil ki! Geçen hafta Kayseri’de intihar eden üsteğmen Nazlıgül Daştanoğlu’nun TSK’yla ilişkisinin neden ve nasıl kesildiğinin ayrıntıları ortaya çıktıkça “Kadına yönelik şiddete bundan güzel örnek mi olur?” dedirtiyor!

Silahını teslim etmesi istendiğinde dört yaşındaki evladını bile gözü görmeden tabancayı göğsüne sıkan genç kadına nasıl bir baskı uygulandı ki onurunu korumak için ölümü göze aldı? Ordu, kadın elemanının telefon mesajlarına ahlak bekçiliği yapacaksa almasın o zaman kadın eleman! O kadın sivil yaşamda olsaydı kimseye hesap vermeyecek, işini ve hayatını kaybetmeyecekti! Son yıllarda haklı haksız çok üstüne gidildi TSK’nın. Gerçekten düzeltilecek konulardan biri de bu olsa gerek!

Ne zaman vakit bulup izliyor?

Bir pazar günü köşe yazarlarına bundan büyük hediye verebilir miydi Sn. Başbakan ‘Muhteşem Yüzyıl’a esip yağarken! Herkes ayrı döktürmüş. Ne zamandır gülmeyi unutmuştum, pek bir eğlendim Özgür Mumcu’dan Mehmet Barlas’a, esprili yazıları okurken. Asıl şaşırdığım, ben bile bıraktım, izlemiyorum, Başbakan o yoğun mesaisi sırasında nasıl da vakit bulup dizi izliyor? Ne ‘Muhteşem Yüzyıl’da Kanuni’nin harem hayatını kaçırıyor, ne Ankaralı ‘Behzat Ç.’nin savcı hanımla aşk hayatını...

Üstelik ‘bu senaryodur’ deyip geçmiyor, ekran karşısında söylenen Ayşe Teyze gibi, ciddiye alıyor. Bununla kalmıyor, bir de karışıyor: Yargıya emir veriyor, kanal sahibine gözdağı! İlgilileri uyarmış ama yargı hala gereğini yapmamış. Neyi izleyeceğimize karar veriyor, “Kapat bakayım ‘Muhteşem Yüzyıl’ı, ‘Huzur Sokağı’ neyine yetmiyor?” diye düşünüyor.

Sn. Başbakan’a, arada bir Samanyolu TV’deki dizileri izlemesini de tavsiye ediyorum, naçizane. 15 dakikadan fazla dayanabilirse bravo. Zaten kimse de dayanamıyor olmalı ki AKP’ye oy veren yüzde ellilik kesim de entrika ve aşk hikayelerini izleyip raytingleri tavana vurduruyor. Üstelik sadece bizimkiler değil, ‘Aşk-ı Memnu’ gibi diziler, Arap ülkelerinde kapış gidiyor! Başbakan her şeye karışmasa, ne olur!

Baba fil yavrusunu sevdi!

Günün fotoğrafı İzmir’in babasıyla buluşmasıydı! İzmir, Türkiye’de doğmuş ilk fil yavrusu. Babası istemeden de olsa zarar verir mi diye uzak tutmuşlar, annesiyle yaşamış bir kaç aydır. Ve nihayet aileyi bir araya getirmişler, baba ile kızın bir koklaşıp birlikte olmaları var, göz yaşartıyor! Fil, sanıldığının aksine iri cüssesiyle hoyrat bir hayvan.

Gezdiği geçtiği yerlerde ağaçlar, dallar kırılıyor. Ama kendi yavrusuna nasıl da sevecen! Ve o yavru fil, onun babası olduğunu biliyor, nasıl da sokuluyor ona!.. Hayvanları sevmeyen, onlara sevgiyle yaklaşanları küçümseyen herkese gitsin bu haber. Özellikle kızlarına şiddet uygulayan babalara!