Can Dündar: Bu oyuna gelmeyeceğim

Milliyet yazarı Can Dündar bugünkü yazısında, bir üniversite öğrencisinin adalet ararken kararan yaşamına dikkat çekti. İşte Dündar'ın "Bir adalet ayıbı" başlıklı yazısı...

10 Mart 2011, Perşembe 12:38
A A

"Hayır, bu oyuna gelmeyeceğim. Ergenekon davasının bunca hukuksuzluğunu bir kenara bırakıp bizi çekmek istedikleri batağa, yani sarkıntılık iddialarına, bel altı şantaja girmeyeceğim.

“Kim kime asıldı” geyiklerine katılmayacağım.
Telefon dinlemelerin seksi bölümünün sızdırılması bana, Yassıada duruşmalarında savcının, devrik Başbakan’ı itibarsızlaştırmak için kasasından çıktığını iddia ettiği kadın külotunu, mahkeme salonunda sallamasını hatırlatıyor.
O pespayeliğin utancını 50 yıldır yaşıyoruz.
Asıl meseleyi sıvamada kullanılan bu çamura bulaşmayacağım.

* * *

Onun yerine, kimsesiz bir davadan söz edeceğim bugün...
Hukuksuzluğun yeni bir kanıtından...
Hepimizin başına gelebilecek bir adalet ayıbından...
Önümde Edirne F-Tipi Cezaevi’nde yatan ODTÜ’lü Hüseyin Edemir‘in mektubu var. Okudukça tüylerim ürperiyor.
“Kapana kısılmış fare gibiyim” diyor Hüseyin:

“Acı içinde çırpınıp bağırıyorum. Sesim, zulüm sağanağında eriyip gidiyor. Ama bağırmaya devam edeceğim. Sesimi duyar mısınız?”

Hüseyin, 2008’de Tarih bölümünden mezun olmuş. 2009’da ODTÜ ile Humboldt Üniversitesi’nin ortak master programına burslu olarak kabul edilmiş. Bir yandan Berlin’e gitmeye, bir yandan da nişana hazırlanıyormuş. Borç harç nişan yüzüklerini almış. Tam nişanlandığı gün, sıradan bir polis kontrolünde kimliğine bakmışlar. Arandığını öğrenmiş.

“Bir hatadır, yarın bırakırlar” diye düşünmüş. Ama öyle olmamış. Ertesi gün DHKP-C üyesi olmak iddiasıyla tutuklanmış.

* * *

Meğer 11 yıl önce “Gençlik” dergisindeki aramada, bir bilgisayar disketinde adı çıkmış.
Avukatlar bu belgenin delil sayılmayacağına dair örnek kararlar, bilirkişi raporları sunmuş. 11 yıldır adresi, okulu belli olduğu halde niye yakalanmadığını sormuşlar. Ama nafile...

1 Şubat 2010’da tutuklanmış Hüseyin; 4,5 ay sonra mahkemeye çıkarılmış.
“4,5 aydır sebepsiz yere yatıyorum” diye yakınmış. Mahkeme inadına bir sonraki duruşmayı 5,5 ay sonraya vermiş.
1 yılda yalnızca 3 duruşma...

Bu arada 3 cezaevi değiştirmiş; sonuncusu geçen yılbaşı gecesi... Türkiye eğlenirken Tekirdağ’daki hücresini basıp onu bir ring aracına atmışlar ve Edirne’ye götürmüşler. “’İleri demokrasi’nin yılbaşı hediyesi” diyor Hüseyin...

* * *

Önceki gün 4. duruşması vardı.
Bir sürpriz yaşandı. Savcı, “’Terör örgütüne üye olmak’, soyut bir suçlama... Sanığın örgütle bağlantısını ortaya koyan inandırıcı delil, tanık ya da eylemi yok” dedi. Üstelik davanın 10 yıllık zaman aşımını doldurduğunu söyledi ve sadece tahliye de değil- beraat istedi.

Karar:
“Savcının beraat talebinin reddine...
Sanığın tutukluluğunun devamına...”

Hâkim kim?
Balyoz davasının hâkimi...
Hüseyin içerde 1. yılını doldurdu. Söz onun:

“Yegâne amacı iyi bir akademisyen olmak olan hayatım, kör bir baltayla ikiye ayrıldı ve yarısı karanlığa gömüldü. Eğitimim, hayatım altüst oldu. Nişanım ertelendi. Okul kaydımı dondurdum. Bursum kesildi. Tutukluluğum infaza dönüştü. Bunca haksızlık hangi vicdana sığar? Sonunda beraat edersem bu kaybettiklerimi kim, nasıl telafi edecek?”

Sizin bir cevabınız var mı?
Yoksa hâlâ “Kim kime asıldı”yı mı merak ediyorsunuz?

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;