Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Çanakkale'den Marmaris'e

Perşembe, 11 Mart 2010 - 05:00

Genel Yayın Yönetmenimiz Rıfat Ababay, benim bir günlüğüne, bir geceliğine kalkıp bir yerlere gitme azmime, enerjime şaşıyor, ama iyi konuk kısa kalandır, ağırlayanların da benim de işim var, yettiği kadar gidip gelmek, herkes için daha iyi. 8 Mart Kadınlar Günü kutlama etkinliklerine katılmak için önce kadın örgütleri ve Ezineliler Derneği’nin davetlisi olarak Çanakkale’ye gittim. Bütün gün Çanakkaleli kadınlarla beraberdik, çalıştık, konuştuk, kutlama yaptık, gezdik. Gece de Ezinelilerin yemeğine katılıp annemin hemşerileriyle sıcacık bir ortam yaşadım. İstanbul’da o kadar unuttuğumuz şeyler ki. Toplantımıza çok sayıda kadın, erkek, genç katıldı, Çanakkale zaten o kadar uygar bir kent ki. Üniversiteli gençler gece yarıları sokakta rahat rahat dolaşıyor. Kadınlar yaptıkları el işlerini sokakta kendilerine özel olarak hazırlanmış yerlerde pazarlıyor. Hayat burada yavaş çekim gidiyor. Savuran rüzgarı ve denizin hırçın dalgaları dışında her şey sakin! İnsanları kumral, renkli gözlü, Balkanlardan geldikleri sadece görüntülerinden değil, müziği, dansı, yemeyi içmeyi sevmelerinden öyle belli ki! Çanakkale’ye boğaz köprüsü projesinden ve ağaçların kesilecek olmasından rahatsızlar. Bir de daha önemlisi, köprünün ayağının Çanakkale Savaşı’nın geçtiği yere yapılacak olmasından diye dertleniyorlar. Çanakkale’de kadınlar 1999’da kurmuşlar derneklerini. Eğitim, şiddete ve istismara karşı mücadele derken 2002 yılında hayata geçirdikleri Kadın Danışma Merkezi’nde bu güne kadar altı bin kadına ulaşmış, psikolojik, hukuki, ekonomik destek vermişler. Daha sonra gittiğim Marmaris’deki kadınlar, o gün kordonda pankartları, ellerinde ekmekleriyle bir yürüyüş yapmışlar. Hava da nasıl rüzgarlı, lodos dalgaları üstlerine savuruyor, yürümekte zorlanmış, ıslanmışlar, slogan atmaktan sesleri kesilmiş, yanakları al al, ama mutlular!

Rüzgar korkuttu

Rüzgar deyince anlatmadan geçemeyeceğim. Uçakta korkanlardan değilim, ama hayatımda yaşamadığım korkuyu bu kez Dalaman’a inerken yaşadım. Kaptan pilot, rüzgardan bir türlü Dalaman Havaalanı’na inemiyor, biz uçağın içinde beşik gibi sallanıyoruz, o yan yatıyor, kalkıyor, iyi bir açı yakalamaya çalışıyor. Aşağıda karşılamaya gelenler, bu uçak inemez, başka havaalanına gider diye şüphelenmiş bile! Sonunda indik ama siz bize sorun, öldük öldük dirildik! Marmaris’e iner inmez iki duble viski yuvarlayıp uçak korkumu atmaya çalıştım! Ertesi sabah önce yerel bir televizyon kanalına gidip programa katıldık. Yerel medyanın önemine gönülden inanıyorum. Ulusal medyada yer alma şansı olmayan insanlar ve olaylar o bölge açısından önemli. Onların da manşet, haber olmaya hakkı var ve bu olanağı dünyanın her yerinde yerel medya sağlar. Bir gece önceki yemeğimizde televizyonu açtık ve kadınların yürüyüşünü izledik, yaptıkları eylemi izleyen kadınlar çok mutlu oldular. Öğle saatlerinde ise Grand Azur Otel’de yaptığımız toplantıya hayli geniş bir katılım oldu. Birbirimizi dinledik, onların benden öğrendiğinden daha fazlasını ben onlardan öğrendim!

100’e yakın maden ruhsatı

Özellikle Marmarislileri tehdit eden iki gelişmeden bahsetmeliyim: Gidenler bilir, Marmaris Koyu, ilk bakışta göl gibidir, doğal olarak korunaklı bir küçük liman. Suyu da tertemiz. İşte şimdi bu limanı büyütüp çok büyük yolcu gemilerinin yanaşabileceği bir konuma getirmek istiyorlarmış! Canım koyun bütün doğallığı, güzelliği gidecek, kirlenecek. Doğayı tahrip etme vurdumduymazlığı ve acımasızlığı bununla bitmiyor: Marmaris’i çevreleyen tepelerde yemyeşil ormanların içinde yüze yakın maden arama ruhsatı verilmiş, daha şimdiden yüzlerce ağaç kesilmiş! Çevreciler hem bu ağaç katliamıyla uğraşıyor, hem de limanın büyütülmek istenmesinin altında o madenlerin taşınması projesinin de yatabileceğinden kuşkulanıyor. Baraj yapmak uğruna yurdun bütün derelerinin etrafını allak bullak eden, maden bulmak adına ormanları kesen bu vahşi kapitalizm kafasıyla nasıl başedebileceğiz, birlik olarak, orada çıkan sese katılarak, hep beraber karşı çıkarak! İşte Kadınlar Günü filan bahane, asıl bunun için gidiyorum her yere, bizim İstanbul gündeminden çok farklı gündemlerinin içinde olmak, bilgiyi, heyecanı, sıkıntıyı paylaşmak için. Ve yorgunluğa da değiyor!