Canım Ailem iyi ki bitti!

Cuma, 11 Haziran 2010 - 05:00

Şimdi deseniz ki bana; “Say bakalım Mesut, acilen bitmesi gereken dizileri sol baştan say”, bu köşede kelimeye yer kalmaz namussuzum... Ve sorsanız akabinde; “Bir de hakkı yenen diziler var, onları da sayar mısın?”, pehlivan tefrikası gibi seriye bağlayacak bir yazı dizisine döner bu köşe... Siz iyisi mi bir şey sormayın. Ben meramımı anlatayım. Canım Ailem bitti. Türk dizi tarihinin tüm ezberlerini bozarak, en azından son iki yıldır karşımıza hiç çıkmamış bir biçimde mutlu sona ünlem koyarak bitti... Ne atv’nin dizinin en vurucu sahnesi olan final sahnesinde ekip çalışanlarının alkışlarını keserek finale gitmesi, ne de Tivibu zımbırtısı reklamının dizinin görüntü karelerini geriye alıp sona sardırması kaçırmadı tadımı... Beni kıçına tekmeyi yapıştırıp dizi çöplüğüne yollayacak o kadar iş varken Canım Ailem gibi klasiğe bağlayacak bir işi günleriyle oynayarak, saatini ileri geri alarak, tekrarını olur olmaz vererek iç eden yayıncılık politikası kasıyor artık... Değeri kanal vermez, veremez. Orada iki tretman okuyan arkadaşın günlük hezeyanlarına göre “bu dizi tutar ya da tutmaz” diyemezsin. Dizi, izleyicisinin kalbinde inci gibi dizilen bir sürü duygu uyandırıyorsa artık kanalın değil toplumun malıdır. Kamerayı durdurursun ama ortak hayat devam eder. Hayata da final çekemezsin ya! Neyse Canım Ailem bitti. Değerini her gönül kendi terazisinde biçsin. Ama Süper Baba sonrası vicdan arşivimizde saklayacağımız bir işimiz daha oldu. Çoğalıyoruz işte, bu da bir şey...

Ekşi Sözlük korkutmasın!

Twitter’da Mirgün Cabas “Artık NTV’de her şey 23.00’te başlıyor” minvalinde bir şey yazınca “hayırdır inşallah” deyip kanala yürüdüm... Hakkı Devrim ile Mirgün’ün sunduğu Günlerin Getirdiği’nde son iki haftadır iyice popüler olan Ekşi Sözlük meselesi tartışılıyordu... Sözlüğün sahibi SSG ve yazarlarından Kaan Sezyum, yanlarında yazar Tuna Kiremitçi olduğu halde Ekşi gerçeğini anlatıyorlardı... Tuna, hemen her gün düzenli ayar yediği sözlüğü çok çekinerek eleştirmeye kalkıştıysa da, gazaba uğramamak için sonunda işi güzellemeye bağlayarak çekilmeyi tercih etti toptan. Hem de bir Voltaire incisi düşerek son söz olarak; “Düşüncelerinize katılmayabilirim ama onları söyleyebilmeniz için canımı feda ederim”... Hakkı Devrim, Ekşi yazarlarını edebe çağırarak, Kaan Sezyum ise meseleleri olması gerekenden fazla ciddiye almamak yönünde karşı ayar çalışması yaparak yürüdü söz yolunda... Kaan’ın İnci Sözlük’te de yazdığını biliyorum. Argonun alabildiğine ve felsefesiyle kullanıldığı İnci’den bahsederken gözlerinde oluşan ışıltı aynı platformun çocukları olduğumuz duygusunu yarattı bende. Fırlamalık her daim güzeldir, diyerek kapatayım meseleyi...

Uludağ Sözlük de var

Bir de son söz. Kendi adıma Uludağ Sözlük’ü çok daha samimi bulurum hep. Ve bir şeyler hakkında merak duyarsam o sözlüğün girdilerinde gezinmeyi tercih ederim... Sözlük benim için bir başvuru kaynağıdır. Nasıl ki bir dönem ansiklopediler, TDK sözlüğü ve giderek Vikipedia’dan beslenmişsem, şimdi de başvuru kaynağım tartışılan sözlüklerdir... Her ne kadar hakaret odaklı diye suçlansa da fikirlerin büyük ölçüde özgürlükle havada uçuştuğu buluşma noktalarıdır onlar. Türkiye’nin ne kadarını temsil eder bilemem tabii. Ama bilgi nereden gelirse gelsin iyidir; temsil oranına bakılmaz!

TRT’nin en büyük kıyağı ne olur?

Ve TRT Güney Afrika’da gerçekleşen Dünya Futbol Şampiyonası’na erken giriş yaptı. Önceki akşam prime-time boyunca yayınlanan özel programda muhteşem arşiv görüntüleri ve klipler vardı. Shakira’nın şarkısı bu yazın gözdesi olacak, onu öncelikli notlar arasına düşelim... Her ne kadar uydu yayında görüntü ciddi değer kaybına uğrasa da kamu televizyonunun oralarda kurduğu sahra stüdyosu emeğe alkış gerektiren cinstendi... Bir de önerim var. Madem dünyanın en önemli spor okazyonunu yayınlıyorsunuz. Yapın bir kıyak, izleyiciye unutamayacağı bir futbol şölenini yaşatın; bakın önerim şudur... Halit Kıvanç, İlker Yasin, Ümit Aktan, Orhan Ayhan gibi yıllarını spora vermiş efsane spikerlere en az birer maç anlattırın. Hem arşivlik bir iş çıkar, hem de ekstra zevk alırız maçlardan... Sermayeniz hepimize ait değil mi? Yapın, ben kendi hakkımı helal ediyorum size...

Üç ayda doğan gürbüz bebek!

Gidenin ardından hep iyi şeyler söylerim. Bir gün aynı mesafeyi benim de yürümek zorunda olduğumu bilerek... Yine de gülerek hatırlansın diye bir iki hata notu düşelim Canım Ailem için. Mesela Seyhan altı ay kadar erken doğurdu dizide. Gerçek zamanlı yürüyüp zaman atlaması yapılmayan dizilerde bu mesele önemlidir. Olsun, anne karnında üç ayını henüz doldurup da bu kadar sağlıklı dünyaya gelen ilk bebeğimizdir Zeynep. Adıyla yaşasın... Bir de yıllar önce büyük bir travma yaşamış olan Sabancı Center’ın etrafında Halim, Samim ve Koca Yanaktan oluşan üçlünün o kadar şüpheli hareketine rağmen dikkat çekmiyor oluşu ancak büyük bir hayaldir... Hele ki bütün bir İstanbul boyunca Güler Sabancı’nın makam arabasını takip etmek, muhtemel üç dakika filan sonra nezarethanenin adresine çıkarır sizi. Masal bu ya, oldu ya diyelim...